Bizi takip edin

Köşe yazarları

80’lerden güncele Tek Tip Elbise’nin anlamı?

->

-> 222

Türkiye toplumu bir yerde devlet toplumu. 1960’lı yıllardan itibaren dünyada gelişen özgürlükçü gelişmelerin de etkisiyle sol, sosyalist düşünceler toplumsal halk kesimlere doğru yayılırken, halk ‘devlet sınıfından’ kaçıyordu.

12 Mart 1971 darbesi toplumsal sürecin doğal mecrasını değiştiremeyince, iki yıllık bir sessizlikten topraktan fışkırırcasına devrimci, özgürlükçü düşünceler boy veriyordu. Milliyetçi Cepheye, 1 Mayıs ve Maraş katliamlarına, 1978 -80 iç savaş dayatmasına rağmen milyonların toplumsal hareketliliği engellenemiyordu.

Muktedirler iç savaş eğiliminden darbeyle çıkmayı tercih edecekti: 12 Eylül darbesiydi bu!

***

12 Eylül darbecilerin amacı, demokratik bir şal altında darbe rejimini kurumsallaştırmak, “Ulusal Güvenlik Devleti”ni yenilemekti. “Ulusal Güvenlik Devleti” aynı ismi taşıyan doktrin çerçevesinde, Pentagon patentli bir soğuk savaş ürünüydü.

Pentagon’un Ulusal Güvenlik Devleti, Türkiye’deki derin tarihsel köklere sahip tutucu, totaliter devlet geleneği ile örtüşüyordu.

Öncelikle “anarşi ve terör” karşıtı darbe yaptıklarını ilan ettiler.

Özgürlük ve demokrasi düşüncesinden etkilenen toplumsal halk kesimlerini “İç düşman” kabul ettiler. Dayattıkları tek boyutlu kimliği kabul etmeyen kesimlerle “Barış içinde bir arada yaşama” mümkün değildi. “Milliyetçi/ İslamcı” görüşlerin önünü açtılar.

Siyasal alanda “yurttaş” kavramı sıfırlandı. Toplantı ve Gösteri Hakkı, parti, dernek kurma, grev dahil, bütün haklar yasaklandı. Kurulu siyasi partiler, dernekler, sendikalar kapatılmıştı zaten. Emekçilerin kazanımları ellerinden alınırken, adeta kölelik ücretlerine “razı” edildiler. Kısacası bütün siyasal özgürlükler ve ekonomik haklar kaldırılırken, itiraz edenler cezaevlerine atıldı.

***

1960 – 80 yılları arasında milyonların yaşam dünyasına özgürlük tohumu atılmıştı. ‘Atılan tohum’ doğudan batıya, güneyden kuzeye toplumsal halk kesimlerinin derinliklerine sirayet etmişti.

Devrenin başında emperyalist güç odaklarının da içinde olduğu oligarşik muktedirler vardı.

Halk içinde yayılan özgürlük tohumları daha fazla kök salmadan kesilip atılması gerekiyordu.

Bunun içinde Türkiye toplumunun sola, sosyalizme ve özgürlüğe meyleden kesimlerinin ‘zihniyetini değiştirme’ hedefli ‘uzun süreli derin bir operasyon’ planlanacaktı.

Irkçı Güney Afrika’dan da, 90 gün hâkim mahkemeye çıkmadan gözaltı uygulaması ihraç edilecekti. Bu dönemde tutukluluk hücreleri, Gestapo sorgu merkezlerinden, askeri cezaevleri ise, Nazi toplama kamplarında farksız olacaktı.

***

Sivil hayattan siyasal kimlikleri ile alınan ‘iç düşmanlar’ askeri kışla ilişkilerinin “er altı” emir – komuta ilişkileri içinde, sabah akşam eğitimle, ani “şok” operasyonlarla, işkence eşliğinde Pavlov’un şartlı reflekslerini aratan yöntemlerle geçmiş değerlerinden kopacak, yasaklar, ırkçı/şoven marşlar ve ezber dayatmalardan mürekkep yeni değerlere koşullanacaklardı.

Her cezaevi bulunduğu bölgenin ulusal/kültürel, sınıfsal/siyasal özelliklerine göre başka bir yaptırım politikasıyla karşılaşacaktı. Diyarbakır 5 No’luya “Türkleşme” dayatılmıştı. Mamak, Metris ve benzeri batı cezaevlerine radikal devrimci kimliğinden cayma dayatılırken, Elazığ Askeri Cezaevi gibi cezaevlerine “arada bir yerde” hali uygun görülecekti.

Ancak her koşulda öncelikli hedefleri, devrimcilerin iradesini kırmaktı.

İrade kırma savaşını kazanmadıkça, İnsanların formasyonunu değiştirmeleri olanaksızdı çünkü.

Cezaevlerinde darbeye karşı direnişin belli bir aşamasında, 1983’de Tek Tip Elbise (TTE) dayatması, tekçi formasyon ve irade kırma operasyonunun bir yansıması olacaktı.

Dünde bugünde TTE’den öte bir şeydir mesele: Bütün bir kültüre ve Türkiye insanlığının geleceğine açılmış vahşi ve bir o kadarda şeytani bir savaşı kim kazanacak?

Bu bir irade savaşıdır!

Sözün özü: kim kararlı?…