Bizi takip edin

Köşe yazarları

Maraş ve ‘Hayata Dönüş’ katliamlarıyla hesaplaşmak…

->

-> 342

1978’li yıllarda Çorum, Sivas, Malatya, Elazığ, Maraş yay’ında ABD Büyükelçiliği II. Kâtibi Aleksander Peck fazla dolaşıyordu. AP’li ve MHP’li ileri gelenleriyle, milliyetçi iş adamlarıyla, eşrafla, toprak sahipleriyle toplantılar düzenliyor, Türkeşvari bir yaklaşımla bu bölgelerde etnik ‘temizlik’ gereğinden söz ediyordu.

Elazığ, Malatya ve Sivas’taki ilk denemelerden direniş ve yerleşik halkın katılmaması nedeniyle istenen sonuç alınamamıştı. ‘Etnik temizlik’ Alevi-Sünni çelişkisinin körüklenmesi üzerinden Maraş’da gerçekleştirilecekti.
Katliamın arifesinde Maraş’ta olan A. Peck, en son 1980 Çorum katliamında görülecek, bir daha görülmeyecekti. Kısa bir süre sonra da 12 Eylül darbesi gerçekleşti zaten!
***

MİT’in, 1975’de kurulan Milliyetçi Cephe Hükümetinin Başbakan Yardımcısı Alparslan Türkeş’e bağlanması, MHP ile yakın bir çalışmasını sağlayacaktı.

Ocak 1978’de hükümet olan CHP, MİT’e hâkim olamayacaktı. Türkeş, Hukuk Müşavirliği, Psikolojik Savunma Başkanlığı, İstanbul, Ankara ve Diyarbakır Bölge Daire Başkanlıklarındaki yandaşları aracılığıyla CHP döneminde de MİT’i kontrol edecek; Maraş katliamından aylar önce adı geçen taraftarları üzerinden, MİT’in Güney bölgesini ele geçirecekti.
Maraş katliamının planlamasını, Türkeş’in dünürü MİT Hukuk Müşavirinin de içinde bulunduğu dört MİT mensubu yapacaktı. Bölgeden merkezi hükümete istihbari bilgi akışı kesilecek, olayları sola bağlayan bir bilgilendirmeyle hükümet ‘uykuya yatırılarak’ plan tezgâhlanacaktı.

MİT bu rolünü 12 Eylül sonrasında da sürdürecekti. Faşistlerle ilgili raporlar mahkemelerden gizlenirken, sol gruplar hakkında sahte raporlar düzenlenecekti. Maraş Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Yusuf Haznedaroğlu, bu raporlara dayanarak katliamı tersine çevirerek, işkenceyle sol bir gruba mal etmeyi deneyecekti.
***
12 Eyül darbesi, Maraş katliamların suçlularını da yakalamak için yapılmıştı ama 12 Eylül sonrasında Maraş olayları hakkında süren dava ise tam bir hukuk skandalıydı.

Maraş Katliamının faili olarak 804 kişi yargılanacak, katliamda birinci derecede rol oynayan 68 kişi hiç yakalanmayacaktı. 379 kişi beraat edecek, 1 ila 15 yıl arasında mahkûmiyet cezası ile yargılanan 314 kişinin cezalarında önce 1/6 oranında indirim yapılacak, hepsi mahkeme sürecinde salıverilecekti. 29 kişi hakkında verilen idam ve yedi kişi hakkında verilen müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozulacaktı. 1991’de çıkan Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değişiklikle de katliam sorumlularının hepsi salıverilecekti. Böylece Maraş Katliamı dava dosyası sessiz sedasız kapatılacak, bundan sonra da bu dosya hiç açılmayacaktı.

Maraş’ta katledilenlerin resmi sayısı 117 idi. Dönemin Maraş Savcısı Dündar Soner ise, daha gerçek rakamlar ortaya çıkmadan sıcağı sıcağına ‘200 ölümün gerçekleştiğini’ açıklamıştı.

Maraş’da katledilenlerin asıl sayısı ve katliamın asli failleri kimler, bilinen bir sır hala.
Darbe koşullarını yaratmak için Türkiye’yi “istikrarsızlaştırma” siyaseti güden, darbeyi “kendi çocuklarına” yaptıran ABD’nin; A.Türkeş’in, dönemin dört MİT yetkilisinin, kimi AP’li ve MHP’li ileri gelenlerinin, iş adamlarının, büyük toprak sahiplerinin, eşrafın, Susurluk Çetesinin rolü de bir sır hala…
***
Maraş katliamı ile ilgili belgeye, bilgiye, somut yaşanana dayanan ciddi iddiaların üzerine gitmeyen “vicdanlı” Ecevit’in ve dönemin CHP’sinin tutumu ile ilgili güncel CHP bir açıklama yapsın istiyoruz. Aksi takdirde Alevi, Kürt ve sol halka yönelik katliamlara karşı “seyircilik” tavrı CHP’yi suç ortaklığı şaibesinden kurtarmayacaktır.

2000 yılında gerçekleşen “Hayata Dönüş” kisvesi ardında yapılan katliamın, “vicdanlı” Ecevit’in ve CHP’ninde ortağı olduğu hükümet döneminde gerçekleşmesi bu tarihi gerçeğin kanıtı değilse, nedir?
Sonuç olarak, bildik katliamlar tarihinin tekerrür etmemesinin bir yolu, öncelikle insanlık suçu kanlı olaylarla hesaplaşmaktan geçiyor!