Köşe yazarları

Uygulanan soykırımcı sömürgeciliktir


AKP iktidarının Kürt sorununa bakışını, belediyelere atanan kayyumların icraatlarına bakarak anlayabiliriz. Şêx Sait ve arkadaşlarının idamıyla birlikte Türkiye’de Kürtler üzerinde soykırım politikası uygulanmaktadır. Kürdistan’daki uygulamaya artık sömürgecilik demek yanlıştır. Kürtler üzerindeki politika ve uygulamaları ancak soykırımcı sömürgecilikle tanımlayabiliriz. Bunun dışındaki tanımlamalar bu uygulamaları ifade etmeye yetmemektedir.

Soykırımcılık bir kök kazımadır. İnsanoğlu söz konusu olduğunda kök kazıma sadece fiziki imha ile ifade edilemez. İnsanoğlu, toplumsal ve kültürel varlıktır. Bu toplumsallık dünyanın dört bir köşesinde muazzam kültürel değerler ortaya çıkarmıştır Bu da tüm insanlar için hazine değerinde zenginliktir. Her farklı kültür de bir diğeri için büyük bir zenginliktir. Zaten böyle bakıldığında insanoğlu kendi varlığına değer vermiş, anlam vermiş olur. Başka bir toplumun varlığına ve kültürüne değer vermeyenler insanlığın güzelliklerini anlamayanlardır; hatta kendine değer vermeyenlerdir. Hele hele bir kültürü asimilasyon ya da başka yollarla yok etmek isteyenler insanlık düşmanıdırlar, soykırımcıdırlar.

Kültürler toplumlar için bir yaşam biçimi oluştururlar. Tarih içinde birikerek toplumun hafızası olarak farklılaşırlar. Bu açıdan bir toplumun hafızası olan şeyleri ortadan kaldırmak bir kök kazıma ve soykırımdır. AKP’nin kayyumlarının yaptığı ilk iş, Kürt’ün hafızasını ortadan kaldırmak olmaktadır. Ahmedê Xanê’yle, Cîgerxwin’le uğraşmak, Kürt’ün hafızasını yok edip kök kazımaktır. Ahmedê Xanê, Kürt tarihinin en büyük kültür insanıdır. Kürt’ün ruhunu yaratan en temel değerlerdendir. Çok anlamlı bir Kürt hafızası oluşturmuştur. Ahmedê Xanê o kadar büyük ve kapsamlı bir kültürel değer ve Kürt ruhu oluşturmuştur ki, yüzyıllar boyu Kürt’ü yeniden şekillendiren ve bugünlere taşıyan bir kaynak, bir pınar olmuştur. İnsan, Ahmedê Xanê ve Mem û Zîn olmasaydı, Kürt kendisini nasıl ayakta tutardı, varlığını bugünlere nasıl taşırdı sorusunu sormadan edemiyor. Ahmedê Xanê, Kürt’ün geçmişini bugüne taşıyan olurken, Cîgerxwin ise Kürt’ün çağdaş kimliği ve karakterini oluşturmada önemli rol oynamıştır. Soykırımcılar, kök kazıcılar şimdi Kürt’ün geçmişini ve bugününü yok etme uğraşı içine girmişlerdir.

Dikkat edilirse kayyumların ilk işi Kürt kültürü ile ilgili çalışmaları hedeflemek olmuştur. Yakın zamanda Kürdistan’da yaşanan olayların sembolü heykeller ve sanat eserlerine de saldırılmaktadır. AKP zamanında Kürt halkına yönelik saldırıların hatırlanması istenmemektedir. Kürdistan’da on yıllardır yürütülen mücadeleyle oluşan yurtsever demokratik kültür ve zihniyet ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu saldırılar Tayyip Erdoğan’ın her gün tekrarladığı tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devletle ifade ettiği soykırım programının uygulamaları olmaktadır.

AKP iktidarı Kürt halkının dini duygularını istismar ederek Kürtleri zamana yayılmış soykırım süreci içine sokma politikası yürütmüştür. Bunda başarılı olmayınca Kürtleri zorla teslim alma ve kök kazıma harekatı başlatmıştır. Bu açıdan siyasi soykırım operasyonları ile kültürel soykırım operasyonları at başı yürütülmektedir.

Şimdi Mecliste iç tüzük değişikliği yapılacak. Bu, sadece Meclisin çalışmasını düzenleme olmuyor; Kürtler üzerinde uygulanan soykırım politikasının Mecliste de sürdürülmesi esas alınıyor. Artık Mecliste Kürdistan, Kürt illeri gibi konuşmalar yapılmayacak. Kürtlerin farklı bir millet olduğu anlamına gelecek şeyler konuşulmayacak. Düşünce özgürlüğü en başta da Mecliste yok edilecek. Zaten daha önceden de Kürtlerle ilgili her şeye tepki gösteriliyordu. Şimdi sadece tepki gösterilmeyecek, bir de susturulacak. Böylece Tayyip Erdoğan gerçek yüzünü tümüyle açığa vurmaktadır. Türkiye’de 16 Nisan referandumuyla Meclis tümden anlamsız hale getirilmişti; şimdi sadece Kürt soykırımına hizmet edecek bir özel savaş kurumuna dönüşecek.

Bu durum karşısında kendine Kürt diyen, Kürt siyasetçiyim diyen kişiler AKP iktidarına açık tutum almazlarsa onlar da Kürt soykırımına hizmet etmiş olurlar. Sadece tutum alması değil, mücadele etmesi gerekir. Kürdistan’daki kayyumla yönetilen belediyelere karşı Kürt’ün tutumunun ve tepkisinin ne olduğunun ortaya konulması gerekir. Bunları yapmadan kendine Kürt’üm demek, Kürt aydını, sanatçısı, siyasetçisi demek mümkün değildir. Kürt, AKP iktidarına karşı ya varlığını ve onurunu koruma mücadelesi verecek ya da soykırım bıçağının altına kendini yatıracaktır. Kuşkusuz onlarca yıldır ağır bedeller ödeyen, en zor koşullarda mücadele etme karakterine kavuşan Kürtler AKP’nin kayyumlarına karşı da, zıkkumlarına karşı da mücadele etmesini bilecektir.