Köşe yazarları

1959’da da yirmi beş dakika 2017’de de yirmi beş dakika


Washington’da ne oldu?

Ben ne olduğunu Fehmi Koru kardeşimden öğrendim.

Washington’da, 1959 yılında ne olduysa “aynısının tıpkısı” olmuş.

Koru şöyle diyor: “Şimdi ise, hayli endişeliyim. Zihnimde hep Adnan Menderes’in 1959 ekim ayında ABD’ye yaptığı ziyarette yaşananları taşıyorum da ondan…”

Endişelenmesinin nedeni, “kronoloji”. Okumaya devam edelim:

“Kronolojiye bakın:

Menderes’in Washington’u ziyaretinden yalnızca iki ay sonra (6 Aralık) ABD Başkanı Dwight Eisenhower Türkiye’ye geldi.

Bu iki ziyaretten sadece altı ay sonra ise, Türkiye’de arkasında ABD’nin bulunduğuna inanılan bir askeri darbe yaşandı. (27 Mayıs 1960)”

Yazıdan öğreniyoruz ki, Menderes Eisonhower görüşmesi de, tıpkı Erdoğan-Trump görüşmesi gibi 25 dakika sürmüş. Bu kısalığın ne anlama geldiğini ise, o sırada ABD’de Türkiye Büyük Elçisi olan Suat Hayri Ürgüplü Vatan Gazetesi muhabiri Orhan Karaveli’ye şöyle anlatmış:

“Amerikalılar Menderes’i çoktan sildiler. Gözden çıkardılar onu! Değil 500-600 milyon dolarlık yeni bir yardım, 1 dolar bile vermemekte kararlılar. Biz bunu ‘hissettiğimizi’ kendisine ilettik. Belki o da her şeyin farkında, ama şansını deniyor. Ümidini büsbütün kestiği an Türkiye’nin dış politikasını değiştireceğinden hiç kuşkun olmasın.”

Malum, Menderes bu geziden sonra, yönünü Sovyetler Birliği’ne çevirmeye teşebbüs etmişti. Darbe de zaten o zaman olmuştu.

Erdoğan bu yazıyı okumuş mudur? Okuduysa bilin ki, zaten vesvese içinde geçen hayatı alt üst olmuştur. Uykuları kaçmıştır.

Düşünsenize. Görüşme süresi aynı. 25 dakika. Görüşme sonucu hakeza: Sıfır. Rusya’ya yakınlaşma: Tıpatıp.

“Menderes’e karşı darbe başarılı oldu, Erdoğan ise darbeyi bastırdı” diyebilirsiniz. Ama unutmayın ki, Menderes de 27 Mayıs’tan önce bir darbe teşebbüsünü bastırmıştı. Bir grup subay 1958 yılında Menderes’e darbe yapmak üzere hazırlanırken, Yüzbaşı Samet Kuşçu darbeci “9 subayı” ihbar etmişti. Darbe bastırılmıştı.

İki yıl sonra ise Menderes’in sonunu getiren darbe gerçekleşti.

Darbenin arkasında elbette ABD vardı. Menderes’i “silen” ABD’nin başı, o gezide “Türk askerinin Kore Savaşındaki kahramanlığını” öve öve bitirememişti.

Sizce Trump hem görüşmeyi 25 dakikayla sınırlı tutup, Erdoğan’a “hiçbir şey vermeden”, bir de yeniden Kore savaşında Türk askerinin kahramanlığını rastlantıyla mı hatırladı?

Fehmi Koru’nun yazısını şahsen “endişeyle” okudum. Zaten o da “endişeyle” bu yazıyı yazmıştı.

Yeni bir “darbe” spekülasyonunu başlatmak istemem. Bu anlamsız olur. Türk ordusu “klasik darbe” yapma gücünü, tüm savaş potansiyelini de sakatlayarak kaybetti. Kaybetti ama, ya “artıklar”? “Komplocular”? “Sabotajcılar”? “Kundakçılar”? “Suikastçılar”? Dünyanın bin bir hali var.

Baksanıza, bunca tasfiyeden sonra iki muhtemelen “orgeneral” Almanya’ya sığındı. Geride hiçbir şey kalmadı mı?

Türkiye’yi böyle “endişe” uyandıran ihtimallerin kucağına atmanın sebebi ne?

Kürt sorunu değil mi?

Neden “korkulu rüya görmektense” uyanık olup şu Kürt sorununu çözmüyorsunuz? Neden şu mahut “bölünme” korkusundan yakanızı kurtarmıyorsunuz?

Örneğin şöyle düşünebilirsiniz? Eğer ABD bölgede bir “Kürdistan” kurmak istiyorsa, bu planını bölgedeki Kürtlerin tümünü kendinize “düşman” ettiğiniz zaman mı daha kolay hayata geçirir, yoksa tüm parçalardaki Kürtlerin dostluğunu kazandığınız zaman mı?

Bakın eski MHP’li, şimdi bağımsız Isparta milletvekili, “radikal milliyetçi” Nuri Okutan neler demiş:

“Kürtleri ve Şiileri Türkiye’ye düşman eden mezhepçi ve ayrımcı politikalardan bir an önce vazgeçilmelidir. Atatürk’ün yaptığı gibi devlet bütünlüğümüzü muhafaza için çevremizde bir dost kuşağı oluşturmalıyız. ABD ve Rusya’ya kulluğa koşmaya değil bin yıldır olduğu gibi birlikte ve yan yana barış içerisinde yaşamaya ihtiyacımız var. Suriye’ye barış gelmeli ve dış güçler Suriye’den çekilmelidir. Türkler ve Kürtler. Şiiler ve Sunniler. IŞİD bitecek, ABD ve Rusya gidecek. Biz yine baş başa kalacağız. Gereksiz düşmanlıklarla geleceğimizi yıkmayalım.”

“Hayır cephesinin” en “sağındakiler” bile “gerçeğin” farkına varırken “evet kampındaki “dindarlar, gerçekçiler” Erdoğan’ın kişisel “tercihlerinin” peşinde sürüklenmeye devam mı edecek?