Bizi takip edin

Köşe yazarları

 Çimentocuların yükselen kârlılıkları!

->

-> 25

Türkiye’de ilk çimento fabrikası 1911 yılında, İstanbul Darıca’da kuruldu. Bugün 68 çimento fabrikası varken, bu fabrikaların sahiplerinin ise sadece 28 şirkete ait olduğu görülüyor. Bu fabrikaların 27’si Limak, Votorantim ve Çimsa’ya ait. Bir diğer önemli bilgi ise, Avrupa ülkelerinden özellikle Alman ve Fransız çimento sermayesinin Türkiye’de üretimleri belirlediği biliniyor. Yayınlanan raporlarda, 2016 yılında yaklaşık 80 ülkeye çimento ihracatı gerçekleştirilirken, ilk sırayı 1,7 milyon tonla Suriye’nin yer aldığı belirtiliyor. 2015 yılında Türkiye çimento sektörü, üretimde Avrupa 1.’incisi olurken dünyada Çin, Hindistan, ABD ve İran’la birlikte ilk 5’te yer almakta. İhracatta ise, Çin ve İran’dan sonra ilk üçte yer alan Türkiye çimento sektörü, 2015 yılında yaklaşık 3.2 milyar dolar cirosuyla 550 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. 2016 yılında ise, sektörde toplam 495 milyon dolarlık çimento ihracatı gerçekleştirilmişti. 2016’da toplam ihracatın yüzde 52’si Ortadoğu ve Kuzey Afrika, yüzde 20’si Amerika, yüzde 14’ü Afrika ve yüzde 11’i Avrupa kıtalarına yapılırken, Suriye’ye 1.9 milyon ton ihracat yapıldı. 2017 yılı ilk 7 ayında iç satışlarda yüzde 1.94, çimento ihracatında ise, yüzde 3.5’lik artış yaşanırken yüzde 4-5 büyüme bekleniyor.

Çöpten enerji üretmek!

Dünya üzerinde yoğun tartışmaları yapılan ve tepkilere yol açan çöp yakma eylemi için Türkiye’de ilk kez, Kocaeli’de bir tesis kuruldu. Bu tesis özellikle sanayi bölgelerinin zehirli atıklarını sıraya koyarak ve aylar sonraya sıra vererek, üstüne de ciddi miktarda para alarak yakmakta. Tesiste aynı zamanda atıkları yakarken, açığa çıkan ısı enerjisi ile tribünler çalıştırılıp enerji üretimi gerçekleştiriliyor. Bu tesise bugün onlarca tesis eklenmiş durumda. Özellikle sanayi atıklarının yakılması sonrası ortaya çıkan zehirli gazlar ve atıklardan sızan sular, büyük bir sorun teşkil etmekte. Bacalardan çıkan gazlar Dioksin ve Furan gibi direkt olarak kanser vb. ciddi hastalıklara yol açarken, benzer zehirli atıklardan sızan sularla toprak ve yeraltı suları da kirlenmektedir. Bir süredir bu işleri çimento fabrikaları da yapmaya başlamış durumda. Çimento sermayesinin kârlılıklarını devasa boyutlara sıçratan bu işlem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın izni ile gerçekleştirilirken, baca kontrollerinin yapılıp yapılmadığı ya da nasıl yapıldığı merak konusu. Birçok çimento fabrikasının bacalarındaki filitrasyonları geceleri hiç çalıştırmadıkları ise, fabrikaların çevresinde yaşayan insanlar tarafından sürekli gündeme getiriliyor. Ayrıca filitreler çalışsa bile, bacalardan yapılan salınımlardaki standartlar AB standarlarına çok uzak.

‘İnşaat ya resulallah!’

AKP hükümetinin en temel ekonomik modellerinden birisinin inşaatçılık olduğu bilinen bir gerçek. Türkiye’yi koca bir şantiyeye çeviren AKP, özellikle yoksulların yaşadığı bölgelerde halkın evlerine deprem, kentsel dönüşüm adı altında el koyup yüksek rantlar yaratılması sağlanıyor. Bir diğer adımda doğal yapıların türlü yollarla imara açılması sonrası ortaya çıkardıkları arsalar üzerinden, yine bir rant yolu açıldığı gözleniyor. Kanal istanbul ise, bu rantsal faaliyetin en büyük projelerinden biri. Kanal çevresinin imara açılarak, 7,5 milyonluk bir kent yaratma planları sürüyor. Bunun dışında Amed’in Sûr ilçesi, Şirnex vd. il ve ilçelerde Kürt yoksullarının yaşadığı mahalleler yıkıma uğratılarak, ortaya çıkarılan rantsal alanlarda yağma adımlarının önemli halkalarından biri olduğu görülüyor. Yollar, köprüler, beton kentler-parklar, gökdelenler, limanlar, tüneller vb. üzerinden inanılmaz büyüyen çimento sanayisinin, 2016’da en çok ihracatı savaş içinde olan ve hiçbir siyasi diyaloğun olmadığı Suriye’ye yapmış olması ise, manidar bir duruma işaret ediyor.

Çimento Suriye’de kime gidiyor?

Daha önce basına yansıyan haberlerde çimento nakliyatı yapan bir tırcıya, çimentoları nereye götürüyorsunuz sorusuna verdiği cevap şöyleydi: “Çimentoyu Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan götürüyoruz, 4.5 kilometrelik tampon bölge denilen bölgeye çimentoyu boşaltıp geri dönüyoruz. Çimentoların kime gittiği konusunda bir bilgimiz yok.” PYD’ye günahlarını vermeyecekleri belli olanların, Suriye devlet güçlerine de bu çimentoyu vermeyeceği bilenen gerçek. Peki bu durumda bu çimentoyu Suriye’de yıllar boyu kim aldı diye sormak görevimiz. Geriye iki müşteri kalıyor; biri dağılan ve çimentoyu her ne amaçla olursa olsun kullanmayı beceremeyeceği bilinen ÖSO da olamayacağına göre, çimentonun DAİŞ’li çetelere gittiği söylenebilir! Kartelleşmiş bir yapıya sahip olan çimento sermayesinin kendisine rakip olabilecek yatırımların önünü türlü yollarla kestiği biliniyor. Genellikle talepten çok üretim yapan çimento sanayisi, buna rağmen fiyatların düşmesini engelliyor.

En kirli sanayi çimento

Dünyada en kirli sanayi olduğu bilinen çimento üretimleri genellikle çevre ve doğa derdi olmayan tüm değerleri sermaye birikiminin büyütülmesi olan Türkiye gibi ülkelere taşınmış durumda. Çevre ve doğa düşmanı yasaların hakim kılındığı Türkiye, çimento sermayesinin en rahat olduğu ülkelerin başında geliyor. Bursa Kestel ilçesinde kurulu bulunan Bursa Çimento Fabrikası’nın 2.5 kat kapasite artışı talebine ilişkin hazırlanan kopyala yapıştır ÇED raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca onaylanarak, nihai ÇED olarak kabul edildi. Bursa’nın merkezinde kalan bu çimento fabrikası Kestel’de binlerce insanı akciğer hastası yapmışken, bu kapasite artışıyla hastalıkların da katlanarak artacağı beklenmektedir. Bir şirketin hazırladığı raporda, “Tahminlere göre; 2015 yılında 827 kg olan kişi başı çimento tüketimi 2023’de 1 tonu geçecek” yazılı. Bu açıklama ile çimentonun et, süt vb. gıda tüketimi gibi ele alınıyor olması, beton bir Türkiye’nin doğmasına hizmet eden anlayıştır. Bu cümlelerin kullanılabildiği ortamda mevcut binaların yıkılması, dere ve göllerin, kıyıların, parkların beton ile kaplanabilmesi sağlanıyor. İklim zirvelerini gelir kapısı yapamayan AKP hükümeti ise, alınan hiçbir kararı Meclis’e getirmediği gibi, geleceğimizi bir avuç sermaye çıkarı için yok etmeyi her alanda sürdürüyor.