Bizi takip edin

Köşe yazarları

‘Kartaca yıkılacak’: Türk ray aralığı 1 435 mm. Rus’un 1 520 makas değiştirdin miydi bu tren gitmez!..

->

-> 50

Bakıyorum da, Erdoğan birdenbire “diplomatik” bir dil kullanmaya başladı.

Soçi “zirvesi” sonrasında yaptığı konuşmadan söz ediyorum. Şöyle dedi:

“Rusya ile görüşmelerimizin meyvelerini her alanda topluyoruz.”

Gayet ılımlı bir dille de “mutabakatlardan” bahsetti.

Enformasyon sisleri arasından, Türk kamuoyu, Soçi’de Erdoğan’ın Rusya ile tam bir mutabakat içinde olduğunu sandı.

Derken, “kırmızılığı” silinmiş, “sarı çizgisini” çekti.

“Milli güvenliğimizi tehdit eden gruplarla aynı çatıda olmamızı kimse bizden beklemesin.”

Kamuoyu bu sözleri dinleyip, okuyunca, “Reis’in kırmızı çizgisi Soçi’de yeni bir zafer kazandı” algısına kapıldı.

Rojava askeri güçlerinin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçlerinin “süreçten dışlanması” konusunda da Erdoğan “Rusya ile görüşmelerinin meyvalarını topladı mı?”

Ah fukara Türk kamuoyu.

Ortada ne meyva var ne de bu meyvaların toplanması… Putin “görüşmelerin meyvaları” hakkında aynen şöyle konuştu:

“Rusya, siyasi çözüm bulunması için yapılacak Ulusal Diyalog Kongresine Suriye’deki istisnasız tüm milliyet ve mezheplerin katılmasından yanadır.”

“Meyve” bu ve Erdoğan’ın bu meyveyi toplaması mümkün değil. “Suriye’deki istisnasız tüm milliyet ve mezhepler” denince bunun içine elbette Rojava Kürt halkı ve onun siyasi ve askeri güçleri giriyor. Putin Erdoğan’ın PYD’yi “süreç dışında bırakma önceliğine” aldırmadı.

O halde Soçi’de ne oldu?

Ne olacak, Türkiye “itirazlarını” dile getirmekle birlikte Rusya ve İran ikilisinden kopmayı göze alamadı. “Van minıt, van minıt, Masa’da PYD olacaksa, bir daha Soçi’ye gelmem” diyerek, Soçi’de masaya vurmadı ve toplantıyı hışımla terketmedi.

O nedenle de ben yazımın başında, “Bakıyorum da, Erdoğan birdenbire “diplomatik” bir dil kullanmaya başladı” diye yazdım.

Kıymık gibi, ince, narince bir tutum. “Yenileşme”, “değişim”, “başkalaşım” vs.

Nasıl oldu bu transformasyon?

Şöyle oldu: Arap Baharı’na kar yağıp, kendini hâlâ yaz öncesinde sanan Zemheri Zürafası gibi don gömlek Suriye’ye dalan iktidar, orada “Selefilerle”, “Müslüman Kardeşlerle” birlikte dondu kaldı. Üçüncü Dünya Savaşı’nda yenildi. ABD bu işe yaramaz müttefikle Suriye’de hiçbir iş yapamayacağını anlayınca, Rusya’nın karşısında PYD ile ittifaka girmek zorunda kaldı.

Erdoğan bu durumda ABD ile ittifakı savunan Cemaat’e karşı “dershane” çıkışıyla harekete geçti, onlar da ABD ile birlikte Erdoğan’a karşı harekete geçti. Saray’a Kobanê’de ağır bir darbe indiren Kürt siyasi hareketi, Türkiye’de de Haziran seçimlerinde AKP’yi azınlıkta bırakınca, Erdoğan-Gülen ortaklığı yıkıldı. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıyla hükümet temelinden sarsıldı. Bunun üzerine, orduda biriken Saray karşıtı tepkiler, bir “önleyici karşı darbe” ile tasfiye edilip, ülkede “OHAL darbesi” gerçekleşti. Ve dış politika’da Rusya ve İran’a yaklaşma manevralarını, ülke içinde Ergenekoncu, Avrasyacı güçlerle ittifak çabaları izledi. Saray’ın “yıkılmama” politikası böyleydi.

Erdoğan Soçi’ye, tetikçilerinin “NATO düşmanımız, NATO’dan çıkalım, Amerika’yla savaşalım” naraları eşliğinde gitti ve elbette “kırmızı çizgi” filan hikâye, Rusya ve İran’ın karşısında çaresiz kaldı.

Örneğin Putin, Soçi’de mutlaka daha açık bir şekilde, “Ulusal Diyalog Kongresinde, şu ya da bu isimle, ancak Rojava’yı ve tüm Kuzey Suriye’yi temsil eden siyasi ve askeri güçler de yer alacaktır” dediği zaman ne ültimatom verecek ve ne de

“Van minıt” diyecek takati dizlerinde bulamadı.

Soçi’de olan, ileride olacakların ilk halidir; “Üçüncü yol” stratejisi izlemeyen Saray, ya Rusya ve İran’la birlikte hareket edecek, o zaman da şu ya da bu formülle PYD’yi muhatap alacak, bunu yaptığı anda kurduğu iç ittifaklar enkaza dönüşecek; ya da yeniden ve bu defa perişan bir halde ABD’ye teslim olacak ve Türkiye’yi İran’a karşı Suudilerin safında yeni bir Enverist maceraya sürükleyecek.

İster öyle, ister böyle olsun: Bu gidişten Saray selamete çıkamaz.

Yani “Kartaca yıkılacak.”