Bizi takip edin

Köşe yazarları

Kemalizm AKP’nin can yeleği olabilir mi?

->

-> 30

Ortadoğu da politik dengeler her gün yeni bir hal alıyor ve karmaşık bir nitelik kazanıyor. Her şey “Arap saçına dönmüş” deyimi sanki bu günler için söylenmiş gibi. AKP iktidarı şaşkın, Reis’in politik rotası alabora olmuş. “Bir gece ansızın” Kemalist oluvermeleri de bundan olsa gerek.

Söylenenlerin iyi anlaşılması için şu tespitin altını çizmek gerekir: Uzun bir zamandır “İslamiyet” artık “Ortadoğu kültürüne dayanan” ve mazlumların orijinal inancı olmaktan çıkmıştır. Özellikle “ulus devlet”lerin kendine has özellikleriyle Ortadoğu’da özgün yöntemlerle egemen olmaya başlamasıyla, yani birinci dünya savaşından bu yana “İslam inancının” içeriğini kapitalist-emperyalist kültürün doldurduğunu görüyoruz. O günden bu yana kapitalist “kültüre” dayanan “İslam inancına” kimi zaman klasik bir “İslam gömleği” giydirilse bile, özünde bir değişim yaratmadı. “İslamiyet”, mazlumun rehberi olmaktan çıktı ve “zalimin sopası” olarak dönüştü. Giydirilen gizemli gömlek tamamen yırtılınca global kapitalizmin değerleri ile donatılmış olan öz ortaya çıktı.

Bu tespit temelinde; şimdi, AKP iktidarının “İslam anlayışı” hakkında daha anlaşılır şeyler söyleyebiliriz. AKP ve şürekâsı hem iktidara gelmek, hem de Ortadoğu’da hegemonik bir öncülük kurmak için İslam’ın “klasik dayanağı olan” Ortadoğu kültüründen uzaklaştırıldığını bildiği halde çıkarları gereği hep oportünizm tavır takındı. Kimi zaman İslam’a giydirilmiş gömleğin üzerinde “İslam inancı”nı içeren sözler yazsa da dindar insanları aldatmaktan hiç geri durmadılar.

AKP’nin bu projesi tutmadı, gömlek kısa zamanda parçalandı. Özellikle Mısır’da iktidara gelen “Müslüman kardeşler”in anti demokratik yüzleri ortaya çıkınca geri sayım hızlandı. Arap halkının AKP iktidarına kuşkuyla bakması, Arap devletlerinin Türkiye’den giderek uzaklaşması gömleğin parçalanmasını hızlandırdı. DAİŞ’in yenilgisi ise gömleğin tümüyle yırtılmasını sağladı. Kürt halkına karşı yürütülen düşmanlık ise AKP iktidarının Kürt illerinde erimesi sürecini hızlandırdı. Ortadoğu kültürüne dayanmaya çalışan “İslam duruşunun” sahteliği ortaya çıktı, “batıl ve batı” kültürüne dayanan duruşları deşifre oldu. İnançlı Kürt kitlesi onlardan uzaklaşmaya başladı. Ellerinde Kapitalizmin “ulus devlet” versiyonu olan Kemalizm’i “kullanmaktan” başka bir araç kalmadı. “İslamiyet” ellerinden kaymıştır. İktidar “İslamiyet’i” yozlaştırmış ve “dindarların” tepkisini kazanmıştır. Bu birincisi.

İkincisi, Faşist rejim büyük bir erozyon yaşıyor ve bu durum muazzam bir korkuyu beraberinde getiriyor. Bütün dünyada olduğu gibi “ülkede” de faşist kadroların başta gelen korkuları, “geleceklerini güvenceye” bağlama çabası olmuştur. Evren,

Faşist cuntanın geleceklerini güvenceye bağlamak için anayasaya “yargılanamazlar” maddesini koydurdu. AKP’nin Ortadoğu halklarından soyutlanmasından sonra içerde “askeri müdahale” korkusu had safhaya çıktı ve Reis kurtuluş yolu olarak “Kemalizm” cankurtaran yeleğine sarıldı. İflas etmiş her politikacının Kemalizm’e sarılması anlaşılırdır. AKP’nin, TV’ler başta olmak üzere etki allananındaki medyayı kullanarak Kemalizm’e yeni bir format “kazandırmaya” çalışması bundandır.

Üçüncüsü, Parlamento büyük oranda gözden düşmüştür. Sendikalar ve meslek örgütleri silikleşmiş, hegemonik kurumlar “iflas” noktasına gelmiştir. Dipten gelebilecek bir dalgadan korkulur olmuştur. Kürt paradigmasının, Öcalan’ın dâhiyane buluşu olan “ahlak ve politika” etrafında kenetlenmek tek seçeneğe dönüşmüştür. AKP saflarında “askere duyulan korku” artmıştır. “Heybelerine attıkları” MHP ve benzeri güçlerle, dipten gelen dalgayı durdurmanın yeterli olmadığı görülmüştür. Panik, AKP iktidarını iliklerini dek sarmış durumda. Kemalizm’den söz etmek AKP’nin hezimeti olmasına rağmen, “korku dağları sardığı” için yelkenler suya inmiştir.

Dördüncüsü, Kürt halkına uygulanan şiddetin dozu arttıkça AKP yeni dayanaklar aramaya ve günahlarını başkalarıyla paylaşma arayışına girdi. Aynı süreçte Kürt paradigması dünya çapında büyük bir ilgi uyandırdı. Öcalan’ın, bu paradigmayı nasıl tasarladığı halkların ilgi odağına oturdu ve asıl “merak” konusu da tutsak bir insanın böylesi bir teorik katkıda bulunmasıydı. Öcalan çalışmaya başlarken hareket noktası nelerdi ve hangi veriler çalışmasının temel altyapısına kaynaklık etti? Kürt paradigmasını oluşturan düşünceden daha önemlisi Öcalan’ın düşünce tarzını anlamaya çalışmak günün somut politik merakı olmuştur. Hangi sıkıntılar ve çözüm arayışları “düşünce tarzını”nın oluşumuna kaynaklık yaptı? Bu meraklı ve “bilimsel kuşkuya” dayanan arayış Kürt aydınlarını atağa kaldırıyor. “Aydın tanımı” yeni bir nitelik kazanıyor. Yürüyen bir mücadelenin yanında saf tutulduktan sonra söylenen her türlü düşüncenin anlamlı olacağı anlayışı yaşamla buluşuyor. Kürt aydınları bu anlamda bir Rönesans yaşıyor. AKP, Kemalizm’in kapısını bunun için çalıyor.