Bizi takip edin

Köşe yazarları

Üzülmeye vakit yok

->

-> 35

Homeros’un Odysseia destanında geçiyor. Troya savaşından sonra ülkesine dönmek isterken, tanrıların gazabına uğrayan Odysseus ve adamlarını taşıyan gemi Lotosyiyenlerin toprağına varır. Sadece bu çiçeği yedikleri için Homeros bu halkı Lotosyiyenler olarak adlandırıp onurlandırmış. Kötülüğün uğramadığı, kimsenin kimseyi incitmediği bu mutlu mu mutlu insanlar ülkesinde Odysseus ve adamları çok iyi karşılanır. Başlarına bu kez herhangi bir bela gelmeyecek gibidir. Ölüm rüzgarlarıyla çalkalanan denizden gelen savaşçı adamlar, mutluluk rüzgârlarıyla sarhoş cennet topraklarının barışçıl insanlarıyla karşılaştığında, çektikleri eziyet ve acılar bir anda son bulmuştur. Lotosyiyenler barışçıldır, konukseverdir, cömerttir, hile ve yalandan esirgenmiştir. Konuklarına yediklerinden yedirir, içtiklerinden içirir. Misafir ettikleri Odysseus’un adamlarına da öyle davranmış, içtikleri nektardan içirmiş, yedikleri lotostan yedirmişlerdir.

Karaya ayak bastıklarında, nerede olduklarını anlamak için Odeyssus’un gönderdiği haberciler bir daha dönmez. Onları aramaya çıkan Odysseus, adamlarını hiçbir kötülük düşünmez insanlar arasında bulur. Lotos yemiştir gidenler, Lotosyiyenler ülkesinin iyi yürekli insanlarıyla birlikte. Dostlarından kim yediyse lotosun bal gibi yemişinden, kendinden geçmiş ve bir daha dönmek istememiştir gemiye. Çünkü mutlu insanlar ülkesinde bu yemişten yiyen, orada kalıp lotos yemekten başka bir şey düşünmez olurmuş. Akıllarını çeler lotos, unutturur sılayı, ana baba toprağını, yolunu bekleyen sevdiklerinin yüzünü, onlara nice onurlar ve armağanlar vermiş şanlı mazilerini. Ülkesine dönmekten başka bir şey düşünmeyen Odysseus, zorla sürükler dostlarını gemiye. Kürekçi sıraları altına çekip birer birer vurur zincirlere sevgili yoldaşlarını gözyaşları içinde. Olur da yine lotos yemek ister de bir daha hatırlamak istemezler yolculuklarının amacını, dönmek istemezler yollarını bekleyerek büyüyen mutsuz çocuklarının ülkesine.

Lotosyiyenler diyarı, kötülük bilmez iyi yürekli ve mutlu insanlar ülkesi. Unutmuş olan ve hatırlamayan ne bilsin hasret ve acıyı, mutluluktan kendinden geçip giden ne diye duysun geride kalanın yıkımlar uluyan ıstırap yüklü perişan çığlıklarını. Odysseus haklı, mutlu bir ölümden zorla çekip acı dolu bir yaşama zincire vururken can yoldaşlarını. Çünkü ortak değilse geçmişinin ıstıraplarına ve güzelliklerine, ait de değildir öyleyse hiç kimse bir başkasının ne toprağına, ne de onun üstünde hesapsızca bölüşülen mutluluğuna. Ama tanrıların buyruğuna meydan okuyanlar da daha fazla sorumludur, hem yerle bir ettikleri şehirlerinde adlarını yanık et kokularıyla birlikte andıkları düşmanlarına, hem de görkemli zaferler bağışlayarak adını gökteki tanrılara duyurdukları kendi halkına karşı. Bu yüzden zincirlere vurmak pahasına hatırlamaya zorlamak zorunda, ülkesine hiç biri sağ dönemese de Odysseus çok görmek durumunda, bu sonsuz mutlu unutuşu can dostlarına.

Hile ve yalan bilmez iyi yürekli insanların, sınırsız bir mutlu unutuştu, ülkesinden çok uzaktaki Odysseus ve dostlarına sunduğu. Kendisinden geçiren haz dolu böyle bir mutlu unutuştansa, Homeros’un tavrı ayık bilincinden ve sonunda daha beter acılar olsa da insanın anımsama gücünden yanadır. Çünkü insan, hatırlayabildiği sürece insan olarak kalabilir, diğer bütün anlarında ise, kendi varlığını yalanlayan, bütün halleriyle de yaşamı yadsıyan acımasız bir düşman. Çocuklarının cesetleri ve kendi ülkesinin enkazı altında mutlu mutlu esneyen şu milyonlar! Çekip alamıyor işte hiçbir kuvvet onları, sersemce dolaştıkları unutuşun alacakaranlığından. Yedikleri lotus çiçeği değil, unutuşla gelen de mutluluk. Kötülük bilmez uzak insanların diyarında değil, kötülüğün mucitleriyle özdeşleştikleri kendi ülkelerindeler. İkram, Homeros’un iyi yürekli halkların ikramı değil, çocuklarının başını kendilerine kopartılarak kendilerine yediren bir canavarın ikramı. Ve burada Odysseus tayfalarından önce yemiş, her şeyi unutturan o zehirli yemişten. Odysseia hikâyesi, insanlığın acısıyla uyumlu. Kendi sokaklarımızdan geçerken karşılaştığımız, mutluluğuna ve zamana bozulmuş Homeros’un kahramanları. Başını kaldırdığında hatırlamak ister gibi bakıyor, ama öyle çabuk acıkıyor ki yeniden, asla hatırlamaya yetecek kadar üzülmeye vakti olmuyor hiçbir şekilde.