Bizi takip edin

Köşe yazarları

Zarrab mü’min bir itirafçı olunca, Allah’ın bildiğini kuldan saklamaz

->

-> 36

Bundan birkaç ay önce, Türk İçişleri Bakanı acayip bir tarih vermişti: PKK’yi bitirmek üzere 20 Kasım gününü bekleyin demişti.Bakalım bu acayip tarihte neler olacak.
Kuto bana dedi ki, “Veysi Abe, bundan iki üç gün önce Soylu yakında Kandil’e çıkacağız da dedi, ben 20 Kasım’da Kandil’e çıkıp oturacağını düşüniyem…”

“Güldürme beni Hewal Kuto” dedim.

“Gülme abe”, derken kendisi gülüyordu, belli ki yine bir muziplik yapacak. “Zarrab itirafçı olmuş, sen hala güldürme beni deyiysin, yakında Saray’da herkes kaçacak bir delik arayacak diye düşüniyem, nitekim Egemen Bağış, her hangi bir tutuklama kararı çıktığında tutuklanmamak için dünyada Türkiye dışında hiç kimsenin tanımadığı, suçluyu iade etme yükümlülüğü bulunmayan, yani biraz ‘korsan’ bir devlet statütüsündeki Kuzey Kıbrıs vatandaşlığına geçti. Ben diyem ki, Bağış adaya sığınmayı planlamışken, Soylu da neden Kandil’e tırmanmasın ki…”

“Git başımdan Kuto dedim, beni sabah sabah günaha da sokma, suça da teşvik etme…”

Ben böyle dedim ama, aldı beni bir düşünce…

“Domates” olayını işte o zaman çözdüm. Havuz medyası “domates meydan savaşını” kazandıklarını ilan ederken, belli ki Trump’a bu Zarrab “komplosu” nedeniyle göz dağı vermeyi düşünmüş olmalı. Putin “dört Türk şirketinden elli bin ton domates alacakmış.”

Domates meydan muharebesini kazanmış Türkiye’yi artık kimse tutumaz.
Meğer hep birlikte adaya yüzmeye ve dağa tırmanmaya hazırlanan Türk Hükümeti, müttefiki ABD’ye, “Zarrabımız nerede, onu çok merak ediyoruz, kılına halel gelirse Trump’ın kafasını cascavlık yaparız” mealinde Türkiye’nin nihai pozisyonunu ortaya koyan ültimatom niteliğinde tam iki “note signee” vermişmiş.

Şimdi tüm Amerikan ahalisi, bir zamanlar Viyanalıların dehşetle haykırdıkları gibi, “Türkler geliyor” diyerek bir türlü uyumayan bebeklerini korkutuyorlarmış.

Evet. “Vatandaşımız Zarrab’ın” nerede olduğunu haklı olarak merak ediyoruz. Adam bizim vatandaşımız, bizim vatandaşlarımızı merak etmemizi hiç kimse çok görmemeli. “İn prison” halinde bir kodeste mi, yoksa “itirafçıyı koruma kanunu mucibince bir FBI evinde mi” kalıyor?

Kuto yine bağırdı: “Demin sen Soylu’nun 20 kasım tarihini verdiğinden bahsettin ya, şimdi öğrendim, İçişleri Bakanlığı tarihi düzeltmiş, 20 Kasım değil, 27 Kasımmış…”

“Ne olacakmış 27 Kasım’da” diye sordum.

“Sen de kendini ‘gazeteci’ diye tanıtıyorsun, 27 Kasım’da ne olacağını bilmeyen adama ben gazeteci demiyem, kusura bakma Veysi abe…”

Kerata bunu deyip toz oldu gitti. Haydi bakalım gel de 27 Kasım’da ne olacağını bul şimdi. Yazıyı mı yetiştireyim, yoksa internette “araştırmacı gazetecilik” mi yapayım, şaşırdım kaldım. Yine de Kuto’nun diline düşmemek için başladım “araştırmaya”.

Örneğin 27 Kasım 1950’de Kore’de Kunuri savaşı başlamıştı. Acaba bütün bir tümeni kaybedişimizin yıldönümünü Suriye yenilgisini unutturmak için “Kunuri zaferimiz” başlığı altında mı kutlayacaktık? Yoksa 27 Kasım 1526 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Avusturya seferine çıkış sene-i devriyesinde Tayyip düşmanı Avusturyalılara başlarına gelecekleri anlatmak için bir tören mi düzenlenecekti? Belki de Akşener’i korkutmak için Kazım Karabekir paşanın yakasını urgandan zor kurtardığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın akıbetini mi hatırtacaktık? Malum 27 Kasım 1924’te Kazım Karabekir “tek şefe” muhalefet etmek üzere Terakkiperver partisinin başına geçmişti.Ben bütün bu araştırma esnasında bir de ne göreyim, meğer PKK de bundan tam kırk yıl önce 27 Kasım 1978’de kurulmamış mı?

“Tamam dedim, Kuto bana bu tarihi hatırlatmak istedi…”

Ben bu kırkıncı kuruluş yılı münasebetiyle Saray’da kargaşa yaşandığını düşünürken, gizlice beni izleyen Kuto beni dürtükledi: “Ugraşma Veysi abe, dedi, 27 Kasım 2017 tarihinde Reza Zarrab’ın kader duruşması yapılacak, deniyor ki, bu aynı zamanda Saray’ın da kader günü olacakmış…”

“Vay canına” demişim. PKK’nin kırkıncı kuruluş yıldönümü ile Zarrab davasının aynı güne denk gelmesi sizce nasıl bir tesadüftür?

“Siz bir şeyi açıklasanız da gizleseniz de şüphe yok ki Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab Suresi 54’ncü ayet..)
O halde Allah’ın bildiğini kuldan saklamayın.==