Bizi takip edin

Köşe yazarları

Kriz, savaş ve bütçe

->

-> 89

2018 Bütçesi Mecliste, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tartışılmaya başlandı. Genel Kurul’a gelmeden önce, yaklaşık bir ay boyunca komisyonda bütçe kalemleri üzerinde görüşmeler sürecek. Muhalefetin sesinin kısıldığı, bütçe hakkının gasp edildiği bir ortamda, komisyonda sürdürülecek olan görüşmelerin hiçbir sahiciliği yoktur. İktidar kendi çıkarı ve siyasi ikbaline uygun, ekonominin ve toplumun içinde bulunduğu sorunlara çözüm üretmekten uzak bir anlayışla hazırlamış olduğu 2018 bütçesini komisyona sunduğu gibi, hiçbir eleştiriyi dikkate almaksızın Genel Kurul’a taşıyacak ve yasallaştıracaktır.

AKP, elinde bulundurduğu çoğunluğu otoriteryen bir yönetselliğin aracı haline getirerek her türlü söz ve muhalefet hakkını yok sayabilmekte. Bütçe süreci demokrasinin kendisini gerçek anlamda var edeceği bir süreçken, bugün Türkiye’de demokrasinin askıya alınmasının sahnelendiği bütçe yapma mekanizmasını izliyoruz. İktidar içinde bulunduğumuz çoklu kriz koşularından çıkmaya katkı sunacak bir bütçe politikasını kendisi için risk olarak görüyor. Mevcut çoklu krizin tüm nedenleri olanca çıplaklığıyla ortadayken ve bu çoklu krizin giderilmesine yönelik alınacak tedbirlerin neler olabileceği tartışma götürmez bir açıklıkla her kesim tarafından dile getirilmesine karşılık, iktidar üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Çoklu krizin belki de en belirgin, ölçülebilir olanı ekonomide yaşanan gelişmeler. Şimdi büyüme rakamı tahminleri %7’ye tırmandı. Bu iyice ısıtılan ekonominin bir yansıması. Ekonomiyi ısıtan aslında krizin de derinleşmesine neden olan bir süreç. Finansallaşmanın getirmiş olduğu bir döngüsellik içindeyiz. Yüksek faiz, yüksek kur, aşırı borçlanma ve fon kullanımı, buna bağlı verimsiz yatırımların finansmanına bağlı yoksullaştırıcı bir büyüme döngüsü bugün için iktidarın ömrünü seçime kadar uzatsa da, ekonomi ve halklarımızın yararına bir gelişme söz konusu olamayacak. Hatta önümüzdeki yılın ikinci yarısı sürdürülemez kriz koşularıyla, büyük bir yıkım ile karşı karşıya kalmamıza neden olabilir.

Diğer taraftan tüm bu akıl tutulmasının toplumsal tepkiye dönüşmesini engelleyen, ısrarla sürdürülmekte olan şiddet ve savaş politikasıdır. Güvenlikçi anlayış çerçevesinde faşizmin kurumsallaşması sürecinin şimdi ekonominin de faşizm ekonomisine dönüşmesiyle hızlandığını izliyoruz. Bütçe rakamlarına ve kompozisyonundaki gelişmelere baktığımız zaman bunu çok net görmemiz olanaklı.

Bütçe finansmanı tamamıyla krizin sürdürülebilirliğine, büyümenin şişmesine ve iktidara vakit kazandırmaya yönelik. 2017 bütçe açıkları 2018 yılında da artarak sürdürülecek ve hazine aşırı borçlanma mekanizması da dâhil olmak üzere piyasaları fonlayacaktır. Diğer taraftan Varlık Fonu üzerinden de bir kaynak girişi yaratılmaya çalışılıyor. Tüm kaynak yaratma çabaları yolsuzluk, yoksulluk mekanizmalarıyla şekillenmekte. Bir suç ekonomisi adeta örülüyor. Kamu kaynakları yasa tanımaz bir akılla değersizleştirilmekte, maliyetine ise zamlar ve vergi artışları yoluyla halklarımız katlanmakta. Giderek artan bir yoksulluk ve işsizlik bunun en bariz göstergeleri.

Savaşa gelince; bütçede en fazla artış güvenlik konseptine ayrılıyor. Güvenlik, savaşın ve şiddetin sürdürülmesinin kitabi adı. İktidar nasıl ekonomik alanda kendi hesaplarına uygun bir suç ekonomisi örüyorsa, güvenlik alanında da savaş ve şiddet politikasıyla halkları düşmanlaştırarak kendisini ayakta tutma arzusunda. Milli Savunma Bakanlığı bütçesi %40, Jandarma için %41, İçişleri Bakanlığı için %25, MİT ve Emniyet Müdürlüğü için %18 artış bu bütçede söz konusu olurken, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanlarındaki artışlar enflasyonun gerisinde kalıyor. Rakamlar tüm çıplaklığıyla iktidarın karanlık niyetini bize gösteriyor. Karanlığa karşı çıkalım…