Bizi takip edin

Köşe yazarları

Tükenen belediyecilik

->

-> 87

Belediye başkanlarının istifasının istenmesi ile başlayan tartışmalar, ağırlıklı olarak AKP içindeki gelişmelere yönelik biçimleniyor; bırakıp giden veya bırakmak zorunda olanlara sorulması gerekenler şimdilik ihmal edilmekte. Seçilmiş belediye başkanlarının istifaya bu biçimde zorlanması normal bir siyasi partide olsa, kamuoyu tarafından ciddi anlamda sorgulanması, muhalefetin bu demokrasi dışı uygulamaya tepki vermesi beklenebilir. Konu AKP olunca, Başbakan’ını kendisine memur etmiş bir zihniyetin belediye başkanlarına bu muamelesini demokrasi bab’ında okumak, Türkiye’nin bugünkü koşullarında fazlasıyla fantezi olur. Kaldı ki, bunca kayyuma ses çıkarmamışken…

AKP böyle bir parti ve bu partinin her kademesinde görev almış olanların kendi inisiyatifleriyle hareket etme kabiliyeti zaten dumura uğramış haldedir. Bırakın bu belediye atanmışlarını, bunca adaletsizliğe sesi çıkmayan eski Cumhurbaşkanına, Bakanlara, parti kurucularına yöneticilerine bakın. Hiçbirinde demokrasi ve adalet konusunda sahici bir duyarlılık görme şansınız yok.

Türkiye demokrasisinin en ciddi sorunlarından biri belediyecilik anlayışı ve yapılanmasıdır. Merkezi vesayetin, tekçi rejimin yeniden üretilmesine hizmet edecek şekilde yapılandırılan yerel yönetim mekanizması, belediyecilik anlayışından çok merkezin taşra teşkilatı yapılanmasına benzeşim gösterir. Belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve onun çeperindeki kurumsal yapıların, kurulların hiç birinde özerk bir inisiyatifin gelişemeyeceği bir yerel yönetim anlayışı, Türkiye’de hâkimdir.

Merkezin taşra teşkilatı sınırları aşamayan belediyecilik anlayışı, kentsel rantlar ve yolsuzluklar girdabında siyasetin finansmanı ve kişisel çıkar hesaplarına hizmet edegelmiştir. Bu haliyle bir yolsuzluk ekonomisinin aslında ayaklarını oluşturur. AKP dönemi bunun en ‘başarılı’ uygulamasına neden olmuştur diyebiliriz. Bugün bırakıp gidenlerin dosyalarının kabarıklığı bu yolsuzluk hikâyelerindendir. Normal bir ülkede, daha ilk dönemlerinde yargılanmaları gerekirken, neredeyse beş dönemdir herkesin gözünün içine baka baka sergiledikleri bu fütursuzluğun nedeni merkezin vesayet gücüdür.

Merkezi vesayet yerel siyasete karşı esas kontrol mekanizmasını valilik nizamı ile korurken, yerel belediye hizmetler alanına belediyeciliği sıkıştırmış, siyasal olanla ile toplumsal olanın arasına iktidar yerel alt yapılanmalarını, başarılı bir şekilde yerleştirmiştir. Belediyeler yerel hizmet anlayışı çerçevesinde, politik yapılar olmaktan çok işletme kültürüne yaklaşmış ve giderek de ticarileşmenin etkisiyle hareket etmeye başlamışlardır. Bu kurgu belediyeleri daha fazla borç ve kentsel rant mekanizması içine iterken, yolsuzluk ve kentsel yıkım devasa boyutlara ulaşmıştır.

Başka bir belediyecilik de mümkün. Bugün kayyum atanmış belediyelere, tutsak edilmiş belediye eşbaşkanlarına, meclis üyelerine baktığınızda, başka bir belediyeciliğin, aslında ondan öte yerel demokrasinin, yerel yönetimin nasıl olabileceği konusunda kayyuma sessiz kalanların görebileceği, öğrenebileceği çok şey var. Merkezi vesayete karşı yerel demokrasinin güçlenmesi, siyasalla toplumsalın buluşması, beledi hizmetlerin sadece iktisadi akla sıkışmadığı ve bu sayede kentsel hakların, toplumsal, tarihi ve kültürel hakların korunup gelişebileceği bir yönetim anlayışı ve bunun sonucuyla biçimlenebilecek demokratik bir cumhuriyet mümkün. Yalın ama kalıcı, adaletli, katılımcı bir radikal demokrasi anlayışının yerel yönetim modeli bunu mümkün kılandır.

Bugün istifası istenen belediye başkanlarının kentlerinde, kirli ilişkiler kentin tüm rögar kapaklarından fışkırıyor. Öyle ki, kente ihanet etme konusunda itiraflar başladı. Kente ihanet kentliye de ihanettir. Çalınan kent halkının haklarıdır, geleceğidir. Kentimizi de kendimizi de biz yöneteceğiz diyenleri cezaevine yollayanlar, kendi yerel suç şebekelerini aklamaya çalışıyorlar. Akbil yolsuzluğunu bile hatırladığımıza göre, bunları unutacağımızı kimse sanmasın…