Köşe yazarları

Ben ağlanacak hale gülüyorum siz ise, gülünecek hale ağlayın!


Hürriyet’te Deniz Zeyrek öyle bir yazı yazdı ki, bu yazı nedeniyle Tayyip Erdoğan bu arkadaşı Dışişleri Bakanı’nın baş yardımcısı yapmalı.

Demeye getiriyor ki, güya Kerkük işgali esnasında 500 PKK’li Kerkük’e İbadi ya da İran yönetimi tarafından, Türkiye’yi savaşa çekmek için sokulmuşmuş. Ama uyanık devletimiz hemen Genelkurmayı ve daha başkalarını hareket geçirmiş, bir analiz yapmışlar, derken bir de diyalizle işi tamamlayıp, Acem oyununu anında çakmışlar.
Çakmasaymışlar, o devletimiz, Kerkük’te PKK’lileri gördüğü anda üzerlerine binermiş, saniyesinde Kerkük’e dalar kaffesini telef edermiş. Ama hamdolsun ki, oyunu çakmışlar, PKK’lilerin aniden Kerkük’e sokulduğunu şıp diye fark etmişler…

AKP’nin tüm dış politika çizgisi Türk milletini dalgaya alma çizgisidir.
Zeyrek bu işe belli ki, dışişlerinin badem bıyıklı yeni yetmelerinin tüyolarıyla kalkışmış. Yoksa o da, PKK’lilerin, DAİŞ Musul’u ele geçirip Kerkük’e saldırdığı günden beri orada olduğunu benden daha iyi bilir. Erdoğan alasını bilir.
Böyle olunca milleti gırgıra aldıklarını söylemekle haksızlık mı ediyoruz? Madem anında kafasını kılıçtan geçirip, Kerkük sokaklarında omuz üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayacaktınız, bugüne kadar eliniz neden armut topladı? PKK’lilerin Kerkük’e Türk devletini savaşa çekmek için bizzat İran’ın soktuğu dünyanın en matrak yalanlarından biridir.
Dış politika yazarlarının işi Erdoğan rejiminin dış politik iflasını gözlerden gizlemek, umutsuz durumdan umut yaratmaktır.
Örneğin şu S-400 füzeleri ve Rusya ile ittifak meselesi.

Türkiye Amerika’yla “papaz oldu”. Erdoğan ve ailesi Zarrab davasında topun ağzında. ABD medyası artık alenen böyle yazıyor. İşler giderek çatallaşıyor. Malum Genelkurmay Başkanı New York’a uçmuş. Şunu hatırlatayım: Endonezya Genelkurmay başkanı davet nedeniyle ABD’ye uçmuş, lakin gümrükten geçemeyerek tersyüz ülkesine dönmüş. Saray rejiminin başına az sonra gelecek olan da bu.

Ne yapıyor “monşerlerin” yerine geçen “bademler”?
Denize düşen yılana sarılır misali, Ergenekon artığı “Avrasyacılara” danışıyorlar. Onlar da bunlara “çıkış” yolunu gösteriyor: Rusya ile ittifak.
İlk duyduğum günden beri bu “Rusya ile ittifak” mavrası beni fena halde güldürüyor.
ABD Türkiye’yi vaktiyle Sovyetler Birliği’ne karşı destekledi, para verdi, silahlandırdı, bizzat kendisi üsler kurdu, üslere nükleer silahlar yerleştirdi. Amaç Sovyetler Birliğini ve sosyalist ülkeleri, NATO’nun Güneydoğu kanadı ile Balkanlar’da, Karadeniz’de ve Kafkasya’da kuşatmaktı. Kuşattı da.

Bizim ahmak Avrasyacılara soralım: Türkiye NATO’dan kovulduğunda Rusya Türkiye’yi kime karşı silahlandıracak, destekleyecek? Washington’a karşı mı? Komiksiniz. ABD’yi bile titretecek ölçüde silahlanmış bir Türkiye’yi Putin rüyasında görse o anda nükleer sistemini harekete geçirir ve Türkiye’yi haritadan siler. Rusya Türkiye’yi doğal müttefiki slav Bulgarlara, Ortodoks Yunanlılara ve Ermeniler’e karşı mı silahlandıracak? Mesela şu andaki müttefiki Suriye’ye karşı mı?

Erdoğan elindeki Amerikan silahını bıraktığı gün silahsız kalır. Türkiye Belaruslaşır, Özbekistanlaşır.
Rusya’nın temel meselesi, Güney’de ve Kafkasya’da komşu olduğu Türkiye’nin kendisini ABD’ye dayanarak tehdit ediyor olmasıdır. Onun sorunu Türkiye’yi silahlandırmak değil, onu tehdit olmaktan çıkarmaktır. Yani “dişlerini sökmektir.”

Bu durumda “bir gece ansızın geliriz, vururuz, kırarız” edebiyatı sadece çaresizliğin yarattığı tehditlerdir. Hafife alınmamalıdır. Ama bilinmeli ki, vursa da vurduğu yerden çıkamaz.

Saray ABD’den kopamaz. Erdoğan kendi iktidarının garanti edildiği durumda, Amerikan çıkarlarının en müthiş savunucusu olur. Kimsenin yapamadığı ölçülerde “tek yanlı bir bağımlılık” ilişkisi içine yuvarlanır. Tehlike de buradadır zaten. Çünkü ABD bölgede çıkarlarının korunmasını ve İsrail’in güvenliğini İran’ın “dize getirilmesinde”, “nükleer potansiyelinin” yok edilmesinde gördüğü için, Erdoğan uzlaştığı gün kendisini İran’a karşı “seferin başkomutanı” olarak görecektir.
Bu yıkım getirir.
Ben dış politika cambazlarının marifetlerine gülüyorum ama, siz bana bakmayın. Gülünecek halimize ağlayın.