Köşe yazarları

Zor romanlar


Yıllardır okumak isteyip de, ertelediğim üç roman var: James Joyce’dan Ulysses, Oğuz Atay’dan Tutunamayanlar ve Vladimir Nabokov’dan Solgun Ateş. Birçok kez yeltendiğim halde Ulysses’i henüz edinmedim. Ancak diğer ikisi, kütüphanemde duruyor. Her birini birkaç kez okumaya başlasam da, daha geniş bir zamanda okumak üzere, yerine geri bırakıyorum. Geniş zaman dışarıda zor; belki içeride okurum o kitapları.

Yazı uzayacağı için, bu kez sadece James Joyce’a odaklanalım: Ulysses, James Joyce tarafından yazılan bir kitap. 1922 yılında yayınlandı ama daha önce Amerikan dergisi The Little Rewiev’da Mart 1918’den Aralık 1920’ye kadar seri olarak yayımlanmıştı. Ancak kitabın ABD’de yayınlanması yasaklandı. Kitap olarak ilk önce Paris’te basıldı. 1934’den itibaren İngilizce konuşulan ülkelerde basılmaya başlandı. İngilizce bilenlerden birçok aydın, Ulysses’in orijinalini okudu ve hakkındaki düşüncelerini yazdı ya da kimi toplantılarda tartıştı.

Kitaptan kimi bölümler çevrilmiş olsa da, eserin tamamının çevrilmesi, ancak geçen yıl gerçekleşebildi. Yapı Kredi Yayınları, kitabın bir bölümünü çevirmen adaylarına gönderdi ve bu çeviriler arasında en beğenilen Nevzat Erkmen’inki oldu. O’nun dört yılı aşan bir çalışması, Enis Batur’un editörlüğünde 2016 yılında yayınlandı. Tam 841 sayfalık eser, kalınlığıyla okuru, daha baştan korkutuyor okumak için. Ama karşımızda bir şaheser var. Eser, aynı dönemde Armağan Ekici’nin çevirisiyle Ulysses, Norgunk Yayınevi tarafından da yayınlandı.

Ulysses, yılar boyunca, kimine birkaç kez olmak üzere, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi belli başlı dillere, bu arada Çince gibi ‘uzak’ dillere de çevrildi; üzerine onlarca kitap yazıldı. Türk okuru ise, şimdiye kadar ancak, içlerinde özellikle Doğu ve Uzakdoğu gizemciliği ve Geştalt terapisi üzerine çeviri vb. etkinliklerinden tanıdığımız Nevzat Erkmen’in de bulunduğu, bir-iki çevirmenin, deyim yerindeyse “cüret ettiği” deneme niteliğindeki “parça” çevirileriyle yetinmek zorunda kalmıştı.

Ulysses, Joyce’un kendi anlatımıyla Nora Barnacle’ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin’de geçer. (Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin’de düzenlenen “Bloomsday” yani Bloom günü’nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir.) Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom’un karşılaşmaları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen “sanatsal” doğanın, Bloom ise “bilimsel” doğanın temsilcileridir.

Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce’un gençliğinin, Bloom ise, olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen’ın, deyim yerindeyse, “manevi babası”dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros’un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce’un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom’un karısı Molly’nin düşüncelerinin yansıtıldığı “bilinç akışı”ndan gelir.

İrlandalı yazar James Joyce’un ölümünden 75 yıl geçti. Joyce 20. yüzyılın en nüfuzlu yazarlarında biri olarak kabul ediliyor. Joyce’un en ünlü eseri ise Ulysses de birçok “en iyi romanlar” listesinde başlarda yer alıyor. Türkçeye iki yayınevi tarafından çevrilen Ulysses, 841 sayfalık kalınlığı ile ilk bakışta bile okurları korkutmaya yetiyor. Ancak birçoklarına göre en zor kısmı kitabı bitirmek.

Umberto Eco, Ulysses’i ilk defa okumasını “zahmetli” sözcüğü ile tarif ederek, kitabın zor okunduğundan bahsediyor. Virginia Woolf da günlüklerinde Ulysses’i bitirmek konusunda karşılaştığı baskıdan bahsederken, kalınlığına da vurgu yapıyor. Ulysses’i 20. yüzyılın en iyi kitapları arasında ilk sıraya koyan yazarlar da var. Vladimir Nabokov, kendisine göre 20. yüzyılın en iyi romanları listesinde, başta James Joyce’un Ulysses’inin geldiğini söylüyor. Ernest Hemingway’e göre de “bir yazarın mutlaka okuması gereken kitaplar arasında Joyce’un Ulysses’i de yer almalı”.

“Solgun Ateş” ve “Tutunamayanlar” hakkındaki görüşlerimi, bir başka yazıya saklıyorum ama bu yazının asıl amacı, ‘içeridekilere’ seslenmek. Tamam, her biriniz bir şeyler yazmaya çalışıyorsunuz. Ama okuma faslında, böylesi kitapları da unutmayın. Dışarıdaki koşuşturmada asla vakit ayıramayacağınız eserleri…