Köşe yazarları

Kerkük ve İdlib’e aynı anda saldırı!


El Kaide / Nusra (yeni adıyla Tahrir El Şam / HTŞ) ve Ahrar-u Şam’ın “Fetih Ordusu”nun önemli bileşenlerinden olduğu bilinir. Bunların oluşum süreçleri, AKP iktidarının bunlarla kurduğu ve kurmaya devam ettiği ilişkilerin içeriği ve geçirdiği evreler de çok net bilinmektedir. AKP iktidarının anti Kürt politikası ve bölgede sürekli değişen dengeler, kaypak tutumlar ve ilkelere dayanmayan pragmatik yaklaşımlar Ortadoğu’yu yangın yerine çevirebilir. Bu reel durum hem Türkiye’yi bölgeden soyutlamaya neden oluyor, hem de ülkede demokratik bir muhalefetin gelişmesini engelliyor. CHP’nin kaypak, şovenist ve “devletçi tutumu” AKP iktidarının atar damarına kan taşıyor. Bunların hayalci ve maceracı tutumları beraberinde “riskin faturasını” birbirine yüklemek içinde demagojik atışmalarına yol açıyor. Daha şimdiden doğacak “büyük kayıp ve yenilgilerin” sorumluluğunu üstlenmemek için birbirine girmiş durumdalar. Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na hitaben “tezkereye evet diyeceksin, sonra ölenlerin sorumlusu Erdoğan’a aittir diyeceksin” cevabı paniğin öncü sarsıntılarıdır. Kılıçdaroğlu’nun “biz Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e doğru bir koridor açmasına karşı evet dedik” yanıtı bile AKP iktidarı ile olan gerginlikleri gidermeye yetmemektedir. CHP, her ne kadar “biz Kemalist’iz “ dese de Osmanlı’nın “ümmet olma” anlayışı üzerinde yükselen yayılmacı tutumlara çanak tutmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.

Daha net söyleyelim: İdlib’in ÖSO, El kaide, DAİŞ gibi örgütlerin merkezi haline gelmesi daha şimdiden yapılacak katliamların boyutunu göstermeye yetmektedir. AKP iktidarı ve onu destekleyen tüm rejim partileri bu sorumluluktan kurtulamazlar. Artık AKP’nin Ortadoğu politikasının çöktüğünü herkes görmektedir. Peki, bu çöküş ortada iken neden “düşman kardeş” partiler Bremen Mızıkacıları gibi aynı şarkıyı seslendiriyorlar?

Anti Kürt politika somut haliyle Efrin’i önce abluka altına almak ve sonra da “yok etmek” konusunda anlaşmıştır. Peki, neden Efrin namlunun ucunda? Çünkü Erfin, Kuzey Suriye içinde ekonomik olarak en gelişmiş ve kendine yeten, tekstil ve başta zeytincilik olmak üzere tarımsal üretim alanında yol almış gelişkin bir bölgedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Suriye demokrasi güçlerinin en çok örgütlü oldukları yerin başında Efrin gelmektedir. En önemlisi Efrin halkı örgütlü ve entelektüel bir birikime sahiptir. El Bab’tan sonra İdlib’e askeri üs kurma arzuları AKP iktidarının iştahını kabartıyor. Kuzey Suriye Demokratik Federal oluşumunu denizle buluşturmayı sağlayacağı için Efrin hedef tahtasına konulmuştur.

Kerkük’ü karıştırmak istemelerinin nedeni de budur. Aynı anda Kerkük’e de saldırının başlaması bu amaçladır. Çünkü Kerkük sadece Kürdistan’da değil, Ortadoğu’da bir “denge” şehridir. Etnik yapısı, çoklu inanca sahip oluşu, ekonomik dokusu itibariyle “karma” ve barışçıl yöntemin egemen olduğu bir Kürdistan kentidir. Bu yapının bozulması sadece Kürdistan’a zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda Ortadoğu’da kaotik bir ortam doğmasına neden olur. Bölge devletlerinin istihbarat örgütlerinin Kerkük’te cirit atmaları, kargaşa yaratmak içindir…

Şimdi daha net konuşalım… Anti Kürt politikasının temelinde “Türk milliyetçiliği”nin yanı sıra Arap ve Fars ırkçılığı da yatmaktadır. Türk, Fars ve Arap milliyetçiliğinin kesiştiği ortak nokta anti Kürt politikasıdır. “Radikal İslam” damarından beslenen bu politika Ortadoğu’nun tümüne ve Kafkaslara kadar herkese zarar vermektedir. Siyonizm ile İsrail halkını aynı çuvala koymakta ve de Ortadoğu’nun en eski halklarından olan Yahudi halkını “lanetli” bir toplum olarak lanse etme de bu politikanın gereğidir.

Bir yanıyla anti semitizm düşünceden alan bu politika, “Kafkas kökenli terörün” yeşermesine de kaynaklık yapmıştır. Ermeni katliamında, gayrı müslüm vatandaşların mallarının yağmalanmasında ve onları göçe zorlamada bu politikanın büyük bir işlevi olmuştur. “Gâvurun malı da, katli de helaldir” fetvası bu politikaya dayanarak verilmiştir.

Sovyetlerin dağılmasından sonra tüm Sovyet cumhuriyetleri barışçı yollarla ve uygar ilişkiler içinde yeni yapılar oluşturdukları halde sadece Kafkaslarda “şiddet uygulama yöntemi”nin devreye sokulması bu politikadan bağımsız düşünülemez. Ermenistan, Azerbaycan çatışmasının doğmasında bu politikanın önemi az değildir. Ebulfez Elçibey olayını anımsayalım. Kontrgerilla güçlerinin Kafkaslardaki provokasyonları bilinir. Peki, panzehiri nerede aramak gerekir? Bu başka bir yazının konusudur.