Köşe yazarları

Büyüme balonu


Büyüme rakamlarındaki iyileşmeleri büyük bir sitayişle karşılayanlar, büyümenin işsizlik meselesine derman üretemediği konusunda derin bir sessizlik içindeler. Büyümenin istihdamla ilişkisi yok, hatta büyümeye rağmen işsizlik artıyor. Daha kötüsü, işsizlik meselesinin yanında, tüm makroekonomik göstergelerde de kötüleşme sürüyor. Yüksek büyüme, Türkiye için yüksek maliyetli finansman anlamına geliyor. Bu finansman maliyetine katlanılmasına rağmen, karşılığında makroekonomik sorunlarda bir iyileşme yok, tam tersine kötüleşme var.

Cari açık sorununa bütçe açığı eklendi, enflasyon çift haneli ve yükselmeye devam ediyor, döviz kurları bıçak sırtında. Merkez Bankası ve hazine, iktidarın tercihleri doğrultusunda toplumun kaynaklarını riske atmaktalar; tüm toplumsal emeğin birikimlerini fon pazarında çarçur etmekteler. Diğer taraftan, Orta Vadeli Program adı altında her yanıyla tutarsız bir metin yayınlanıyor ve gelecek üç yıl boyunca ekonominin bir rasyonaliteden yoksunluğu görülüyor. Dahası, torba yasa marifetiyle vergilere yüklenilerek geçici çözümler peşinde koşuluyor. Vergi adaletsizliği giderek derinleşiyor.

En kaba hatlarıyla, ekonominin makro görünümü bu. Makro rakamlar günlük yaşamda ortaya çıkan iktisadi sorunları ve onun yarattığı tahribatı tam olarak açıklayamayabilir. İşsizlik rakamları aslında yoksulluğun toplumsallaşmasıdır. İşsizlik artıkça yoksulluk yaygınlaşır, kalıcılaşır. Sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik sistemi kötüleşir ve buna bağlı olarak kamusal yoksulluk da artar. Türkiye’de yoksulluk, AKP öncesinden çok daha yaygın ve derinleşmiş durumda. Yoksulluğa hak yitimleri, temel haklara ulaşamama ekleniyor. İktisadi şiddet artıyor.

Bu nedenle büyüme, istihdam ve bölüşüm ilişkisi büyük önem taşımakta. Toplumsal kaynakları sağlıklı bir büyüme modelinde değerlendirdiğinizde, istihdam artışı sağlanabilir. Bu beraberinde toplumda yoksulluk görüntülerinin silikleşmesine, azalmasına katkı sağlar. Sağlık sisteminden eğitim sistemine, sosyal güvenliğe kadar tüm sosyal üretim sürecinde ortak zenginliğin yeniden paylamasıyla, toplumsal sorunlar ve eşitsizlikler azaltılabilir. Bu gelişme sadece iktisadi alana sıkışmış bir büyüme ve gelişme politikasıyla değil, toplumsal ve siyasal tüm dinamiklerin gelişimiyle birlikte örülmelidir. Ekoloji, kadın, toplumsal haklar gibi birçok alanda mevcut eşitsizliklerin eş anlı çözümüne dayalı bir ekonomi politikasının üretilmesi ile büyüme sağlıklı bir anlam kazanabilir.

Aksi bir büyüme modelinin ne denli ciddi krizlere yol açabileceğinin en ‘başarılı’ örneği, bugün ‘kırılgan beşli’ diye tanımlanan ülkelerin başında gelen Türkiye ekonomisidir. Büyümenin sermaye için kar ve rant yaratan, iktidarı da ayakta tutan bir mekanizmaya sıkıştığı iktisadi çevrim makroekonomik sorunlara çözüm üretemediği gibi, toplumsal ve siyasal alandaki krizlerin de ortaya çıkmasına neden olur. Türkiye’de de böyle olmuştur. AKP övündüğü her yüksek büyüme dönemi sonrası, ülkede savaş, şiddet ve baskılar artmıştır. Büyüme balonu aslında kriz balonudur ve büyüme döngüsüne kriz döngüsü eşlik eder. Bugün sermaye ile iktidar arasında sağlanmış görünen oydaşmanın sürdürülebilirliği bu balon büyümeye bağlıdır. Yüksek maliyetli finansman aracılığıyla fon yaratan kamu, bunu ucuz kredi olarak kullanan verimsiz sermaye, sermaye maliyetlerini toplumsallaştıran iktidar döngüsü ancak savaş ve şiddet iklimiyle sürdürülebilir. Kürtlere savaş, emekçilere yoksulluk, kadına şiddet, doğaya tahribat büyümeden bizim payımıza düşendir. Bu savaşa, şiddete, bu yoksulluğa son verme, dur deme zamanı gelmiştir; balon patlamak üzere…