Bizi takip edin

Köşe yazarları

Sona yaklaşırken

->

-> 92

 

Küresel ekonomi ve siyasette yakın dönemde yaşanan istikrarsızlık sürecini kendi alt emperyal hevesleri açısından fırsat görenler, ülkeyi itibarsızlar liginde ilk sıralara taşımış bulunuyorlar. Ekonomi ve siyasetin ayrı kulvarlarda gelişebileceği yanılgısından bir türlü kendilerini kurtaramayan bu cehalet ehilleri, politik öngörüsüzlüklerinin her şeye rağmen finanse edilebileceğini sanmaktalar. Bugün, savaşın ve rejimin finansman sorunu giderek büyük açmazlara sürüklenmemizin başlıca nedenidir.

Ekonomide durumu idare etme senaryosu son vize kararıyla bir kez daha duvara çarptı. Merkez Bankası’nın telaşla piyasalara müdahalesinin bile karşılık bulamadığı bu durum, aslında ağustos ayından bu yana gizlenmeye çalışılan son kriz eşiğinin dışavurumudur. 1 Kasım seçimleri sonrası hayali kurulan yeni rejimin iktisatla başı büyük dertte! İşsizlik sigortası fonu, BES, Varlık Fonu, bütçe açığı, cari açık, sıcak para, kaynağı belirsiz girişler, dış borçlanma yetmedi, artık bir klasiğimiz olan yastık altı altınlar yeniden gündem oldu. Gidişatın zaten ne derece kötü olduğunun en önemli göstergesi, hep bu altın çağrısının olagelmesidir. İktisadi kriz sürdürülebilirliğini hızla yitiriyor. Siyasetteki tüm yanlışların ağır faturasıdır aynı zamanda iktisadi krizler, bugün yaşadıklarımız bunu bize fazlasıyla göstermekte.

Son torba yasa ile gündeme gelen vergi artışları konusu bir yanıyla iktisadi krizin ne denli derin olduğunu gösterirken, diğer taraftan da ekonomi yönetiminin aczini ve bilgisizliğini bir kez daha ortaya koydu. Vergi adaletsizliğinin had safhada olduğu bir ülkeyiz. Buna karşılık adaletsizliği derinleştirecek yöntemlerle vergi artışı gündeme gelebiliyor. O da yetmiyor, bu vergilerle savunma sanayine fon aktarılacağı açıklanıyor. Ülke ciddi bir kriz içinde, ama yüksek maliyetlerle var edilecek ilave fonların önceliği savaş. Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve savaş üzerinden toplumun bir kesiminde meşruiyet arayarak ayakta durmaya çalışan iktidar, rejimin yarattığı maliyetleri de emekçilere ve Kürt halkına yüklemeye devam ediyor.

Bu siyasi iklimde tüm fon yaratma çabaları kuşkusuz yüksek maliyetli olacaktır. Gösterge faizin hızla yükselişi zaten bunu ifade ediyor. Risk yükseldikçe fon maliyetleri de buna bağlı artıyor. Faizsiz bankacılık, yastık altı altın, ülkeyi Katar ve benzeri büyük fonlara pazarlama, hep bu fon maliyetinden kaçma çabası. Fon maliyetlerinin içeride de en önemli yüklenicisi emekçiler. Sürdürülen politikanın nasıl emekçiler ve halklarımız üzerinde yüksek maliyetler yarattığının göstergelerine baktığımızda, sorun tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

İşsizlik ve yoksulluk rakamları, gelir bölüşümünde adaletsizliği artması, kadın yoksulluğu, çocuk işçiliği gibi göstergelerin yanı sıra kazanılmış haklara yönelik saldırılar, bu maliyetin en önemli göstergeleri. Küresel fonları ucuz emek anlayışı üzerinden ekonomiye çekerek yüksek büyüme politikası iflas etmiştir. Toplumun bu maliyetleri taşıyabilecek gücü artık kalmamıştır. Kriz artık iktisadi olduğu kadar toplumsaldır. İktisadi alanda sürdürülmeye çalışılan palyatif çözümlü günü kurtarma politikaları çare olamaz, toplumsal krizin boyutları her geçen gün artacaktır. Bu krizi önlemek yine toplumun tüm kesimlerinin siyasete müdahil olmasıyla aşılabilir. Bunun yolu da barış ve demokrasi cephesinde, savaş ve şiddetten beslenen bu tekçi rejimin karşısında buluşabilmekten geçiyor.