Bizi takip edin

Köşe yazarları

Kamu finansmanı sorunu

->

-> 133

 

Orta Vadeli Program (OVP) ile birlikte Maliye Bakanı önümüzdeki dönem vergi politikasına dair açıklamalarda bulundu ve vergilerde ciddi artışlara işaret etti. Özellikle motorlu taşıtlar vergisinde (MTV) yüzde 40’a varan artış açıklaması, vergi meselesine ve buna bağlı olarak da kamu finansman sorununa dikkatimizi bir kez daha çekti. Kamu finansman açıkları uzun süredir devam eden bir sorun. Bu sorunun kaynağı yapısal. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözümü olmaksızın kamu finansman açıklarını makul seviyelere çekmek pek olası değil.

Kamu finansman sorununun ekonomi üzerindeki negatif etkisini zaman zaman hafifleten, hatta bu sorunu öncelikli halden çıkaran gelişme dönemlerinde sorunun kalıcı çözümüne yönelik adımlar atılabilirdi. Sağlanan avantajlı finansal pozisyon dönemlerinde orta uzun vadeli dönüşüm programlarıyla çözümler üretebilir. Bu çözümlerin tercihi tabi ki politiktir, hatta sınıfsaldır. Türkiye’de iktidar blokunun ve hâkim sermayenin veri düzen dinamikleriyle olan bağı yapısal sorunların çözümünden yana hiçbir zaman olmamıştır, tam tersine bu sorunlardan beslenmeye yönelik olagelmiştir. Hazinenin ve Merkez Bankasının araçsallaştırılmasına yönelik büyük bir soygun hikâyesidir Türkiye’de yaşanan…

Bu hikâye AKP döneminde olabildiğince karmaşık bir mekanizmaya dönüşmüş, sorunları genişletmiş, hem ekonomide hem de toplumsal alanda büyük yıkımlara ve gelecek üzerinde iktisadi vesayete neden olmuştur. 2000’li yılların ilk yarısında özelleştirme gelirleri, yabancı sermaye girişleri, borçlanma ve sıcak para ilişkileri sonucu elde edilmiş olan tüm devasa fonların nasıl kullanıldığı, nasıl bir rant ve yolsuzluk ekonomisi inşa ettiği, bu doymak bilmeyen kara deliğin emekçilerin, halkın en temel haklarını bile gasp edecek hale geldiği, gelecek kuşakların haklarını yok pahasına pazarladığı artık tüm çıplaklığıyla biliniyor. Gelinen aşamada vergi artışının yüzde 40 olarak konuşuluyor olması bu gidişatın hazin sonunu bize gösteriyor.

Bu meseleye dair son gelişmelere baktığımızda oyun aslında deşifre edilebiliyor. Hazinenin borçlanma sınırı yasalarla belirlenmiştir. Hazinenin bir yıl içinde ne kadar borçlanabileceği bellidir ve bu rakam 2017 yılı için 47,5 milyar liraydı. Bu yetmediği durumlarda Bakanlık %5 artış yapabilir. Bu da yetmezse Bakanlar Kurulu bir %5 daha artırabilir. Her iki artışla ulaşılabilecek rakam 52,4 milyar lira. İlk sekiz ayda Hazine 53,4 milyar borçlanmış. Ortada Bakanlar Kurulu kararı yok, ama ilk sekiz ayda yasa dışı olarak Hazine 3,5 milyar ilave borçlanma yapmış. Daha da borçlanmaya devam ediyor.

Hazine neden borçlanıyor? Nakit dengesinin tutturmak ve borç servisinin yönetmek için. Bütçe gerçekleşmelerine ve borç servisine baktığımızda Hazinenin borçlanması gereken rakam, yine ilk sekiz ay için 31,1 milyar lira. Hazine ise 53,4 milyar borçlanmış. Para nerede? Bu borçlanma meselesinin arkasında kamu finansman yönetimi yok, kamunun soygunu var. Hazine ve Merkez Bankası yönetimleri iktidarın emrinde halkların kaynaklarını yeni rejimin inşası için seferber etmiş durumdalar. Açıkça suç işliyorlar. Yasa dışı bir faaliyet sürdüren bir kamu kurumu olabilir mi? Yeni rejimin yasa tanımazlığına uzun süredir bürokrasi de eşlik etmekte.

Referandum sürecinde ortaya çıkan aşırı ve savurgan fon kullanımı önümüzdeki seçimlere kadar sürdürülmek isteniyor. Seçim başarısı için her türlü yasadışı ekonomi yönetimi mubah görülüyor. Fon yaratmak ve bu fonları seçim başarısına endeksli kullanmak amacıyla iktidar Kredi Garanti Fonu kullanımında olduğu gibi çeşitli yöntemlerle süreci idare etme peşinde. Bu bir kara delik ve unutmasınlar ki bu delik onları da yutacak. Hiçbir seçim yatırımı bu kara deliğe doğru sürüklenişlerini durduramaz.