Bizi takip edin

Köşe yazarları

Büyüme ve rejimin sürekliliği

->

-> 137

Bugünkü mevcut rejimin süreklilik kazanabilmesi ancak bir seçim başarısıyla olanaklı. Olası ilk seçimde Cumhurbaşkanı son anayasa değişikliklerinin gereğini sağlayabilirse, rejim süreklilik kazanacak. Cumhurbaşkanlığı Sistemi olarak adlandırılan bu diktatoryal rejim en önemli eşiği bu şekilde geçmiş olacak. Bu gelişme AKP’nin ve Erdoğan’ın olası seçim zaferine bağlı. Olası seçim zaferinin yolu bütünlüklü politik ve iktisadi bir modelden geçiyor. Politik ayağı Kürt sorununun çözümsüzlüğüne bağlı. Politik hattı gerilim, şiddet ve savaş sarmalında tutarak yeterli oy potansiyeli kabul edilen milliyetçi-muhafazakâr oy konsolidasyonun sağlanması öncelikli tercih. Bununla birlikte dış siyasetin bu hat üzerinde olası olumsuz etkilerini önleyebilmek amacıyla AB ve ABD ile kontrollü gerilim siyaseti sürdürülmeye çalışılıyor.

Ekonomi ise, bu gerilim hattından yalıtılarak sürdürülme peşinde. AB ve Almanya ile kurulan diyalogların satır aralarında da görüldüğü gibi, ekonomi ayrı siyaset ayrı edebiyatı sıklıkla dile getirilmekte, fakat ekonomi politik öyle çalışmıyor… Sürekli ihracat artışı ve bu yıl turizmin iyileşmesi haberleri aslında yüksek maliyetli bir performans. İhracat yoluyla yoksullaşma söz konusu. Sırf döviz sıkıntısı nedeniyle değerinin altında ürün ihracatı ve çok ucuza pazarlanan turizm günü kurtarmak için bulunan yöntem.

İçeride ise maliye ve para politikalarının giderek ‘kumarhane kapitalizmi’ tanımına uygun hale dönmesi, teşviklerin ve kredi pazarının aşırı genişlemesi, bütçe açığının dramatik yükselişi, Kredi Garanti Fonu’nun 201 milyar liraya ulaşması ve varlık fonu hesabının verilemez olması, ‘büyüyelim de ne olursa olsun’ anlayışının birkaç kalemde özetidir.

Bunlar kadar vahim bir başka gelişme ise hazinenin borç çevirme sınırına hızla yaklaşmış olmasıdır. Büyüme için her yol mubah hale gelmiş durumda. Başbakan son açıklamasında hızlı ve yüksek büyüme için her türlü tedbiri alacaklarını söyledi. Her türlü tedbir demek, ülke kaynaklarının, emeğinin çok daha fazla sömürülmesine olanak sağlayacak, tüm toplumun geleceğinin riske atacak, doğayı daha fazla tahrip edecek yöntemlere seçime kadar fazlasıyla yüklenileceğini anlamına geliyor.

Çaresizliğin girdabında çırpındıkça koca bir ülkeyi felakete sürüklemekten geri durmayan bir akıl, olası bir seçimi kazanmak için ülkenin tüm iktisadi kaynaklarını çarçur edebilir. Seçimi kazanmanın ve kendi seçim kitlesinin memnuniyetinin sürdürebilmenin yolu büyüme denen formülden geçiyor. Kapitalist büyüme birikim rejiminin sürekliliği için kaçınılmazdır. Kapitalist büyümenin en tahripkâr hali ise, faşizm süreçlerinde ortaya çıkar. Faşizm süreçlerinde sermayenin rekabet gücü azaldıkça ve devlete olan muhtaçlığı yükseldikçe, büyüme ve birikim giderek iktidarın daha fazla kaynak yönetimine bağlı olarak biçimlenir. Bu biçimlenme için en önemli tarihsel örnek Nazi Almanya’sıdır.

Bugün Alman ekonomisinin en önemli firmalarının Nazi Almanya’sında nasıl birer iktidar güdümünde savaş aparatı haline geldiği hala hafızalarda. Yahudi soykırımı için gaz üretecek kadar ileri giden firmaların böyle bir döngüye sürüklenmelerinin gerisinde, yaşanan iktisadi kriz koşularından çıkış için sermayenin nasıl devlet ile emeğe karşı ittifak yapabileceğinin örneğini sergiler bize.

Bugün sermayenin sessizliği de en az iktidarın yaptırımları kadar ürkütücü. İnşaat kredi sarmalının yaratmış olduğu iktisadi-finansal çöküşe karşılık ayakta kalabilmek adına artan iktidar yandaşlığı umarım gaz üreticiliğine kadar bizi götürmez…