Bizi takip edin

Köşe yazarları

Yıkım, ölüm, sürgün

->

-> 87

“Sur’da Alipaşa ve Lalebey mahallerinin suyunu ve elektriğini keserek ve polis barikatlarıyla halkın evlerine gidişini engelleyerek büyük bir yıkım sürüyor. Sur’un 6 mahallesinde hala sokağa çıkma yasağı mevcut. Hak ihlallerinin sıradanlaştığı bir gidişattan Sur fazlasıyla nasibini almakta. ‘Sur’un Yıkımına Hayır Platformu’ direnişini sürdürmesine, bu hak ihlallerine dair gerekli başvuruları yapmasına karşılık, kamu görevlileri bir kente ve o kentin kadim halkına karşı suç işlemeye devam ediyor.

Cizre’de oturan, 3 çocuk annesi olan ve 4’üncü çocuğuna 8 aylık hamile 31 yaşındaki Peyruze Pulat 2 gün önce sabaha karşı sancıları artınca yakınları tarafından çağrılan ambulansla Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanede kadın doğum uzmanı bulunmadığı belirtilerek Peyruze Pulat yoğun bakım servisine alındı. Peyruze Pulat, yaklaşık 1 saat sonra karnındaki bebeği ile birlikte yaşamını yitirdi.

Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Tunceli’de 744 öğretmen kurban bayramına ve okulların açılmasına sayılı günler kala sürgün edildi. Şanlıurfa’da 367, Diyarbakır’da 264, Gaziantep’te ise 51 Eğitim Sen üyesi öğretmen sürgün edilmiştir.” Sur’da yıkım, Cizre’de ölüm ve bölgede sürgünler. Bu üç haber son iki gün içinde haber bültenlerinde yerini aldı. Aslında bu üç haber son iki yılın hızlı bir özetidir. Son iki yıl boyunca yaşanan “ölüm, sürgün-göç ve yıkım” bölgede tüm hak ihlallerini arkasına alan, OHAL koşullarını dahi zorlayan bir devlet halini bize anlatıyor.

AKP’nin iktidara ilk geldiği yıllarda ortaya koyduğu projenin adı kamuda değişim dönüşüm projesiydi ve bu projenin dayandığı en önemli dayanaklardan biri sağlık alanıyla kentsel alandı. Her iki alan için de dönüşüm sözcüğü büyük harflerle yazılıyordu. Sağlıkta dönüşüm, kentsel dönüşüm. Dönüşümün yansımalarını Sur’da tüm çıplaklığıyla, Cizre’de tüm insanlık dramıyla izliyoruz. Bir tarihi yok etmekten, bir insanın bu denli kolay yitimine kadar başarılan şeyin adıdır dönüşüm. Sosyal çöküş programı haline gelmiş olan bu dönüşüm meselesi bugün tüm hızıyla sürüyor.

İktidar, kamu personel sistemini de değiştirmek için sürekli çabaladı ve bu konuda da binlerce insanı görevinden, yerinden ederek, kamu hizmet niteliğini tahrip ederek ve o hizmeti üreten liyakatli kadroları dışlayarak kamuda da hızlı bir çöküşün yaşanmasına neden oldu. Bugün yaşanan tüm bu gelişmelerin arkasında on beş yıllık AKP iktidarlarının vebali vardır. Son iki yılda ortaya çıkan yeni rejim süreci bu geçmiş dönüşüm birikimleri üzerinden biçimlenmekte, dahası geçmişin tüm aymazlıklarından beslenerek yolunu açabilmektedir.

Uzun soluklu yaşanan siyasal ve iktisadi krizlerin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan sosyal çöküşün her geçen gün yeni tablolarıyla karşılaşıyoruz. Kürt illerinin ortak kaderinin yansıtan bu yaşanmışlıklar, Erdoğan Rejiminin geldiği yeni safhada artık bu illerin sınırlarına hapsedilemeyecek kadar büyük bir çöküşün eşiğine geldiğimizi gösteriyor. Kürt sorununun bir coğrafi niteleme değil, toplumsal, siyasi ve jeopolitik olarak küresel niteliği olan bir sorun olduğunu hala anlayamayanların bu sosyal çöküşe, bu rejime karşı bir mücadeleyi var etmeleri de pek olası değildir.

İşsizlik, yoksulluk gibi devasa sorunların herkese değdiği bir sürecin adıdır aynı zamanda sosyal çöküş. Bu değme hali ile birlikte devletin toplumla olan ilişkisinde giderek zorun arttığı, şiddetin günlük yaşamın her alanına sirayet ettiği bir gidişat olağanlaşır. Faşizmin kurumsallaşması ile sosyal çöküşün birlikte yolculuğu iktidarın ve sermayenin yoz halinin olanca çıplaklığıyla ortaya çıkmasıdır. Yaşamlarımızı geri almak, bu çöküşe dur demek için faşizmi durdurmak zorundayız.