Köşe yazarları

‘Bunlar epten büledir’ diyerek hiç kimseyi ikna edemeyiz!..


Arada sırada “örnek” yazılardan ve onun yazarlarından söz ediyorum. Geçenlerde yayınlanan bir yazımda Celal Başlangıç’a ait görüşümü yazdım. Bu yazımda da Ferda Çetin’le ilgili yazacağım.Dünkü Özgür Politika Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Ferda Çetin, “kolay” yazı yerine “zor” yazı tarzını seçmiş. “Kolay” yazı “Barzani PKK düşmanıdır, referandum yapmasının sebebi de PKK düşmanlığıdır” sözlerini farklı cümlelerle yüz defa tekrar ederek yazılan yazıdır. “Zor yazı ise, “tezini verilerle, olgularla ve sağlam argüman ve polemiklerle” kanıtlayan yazıdır. Birincisi “tembellere” aittir. Hatta oportünistler, örneğin bu konuya ilişkin konuşursak “demokratik ulus” öğretisini benimsemeyen, milliyetçi konumunu gizleyen kimseler, “yukarıya hoş görünmek” için, bu “kolay” yazı tarzını seçerler. “Yukarının” , diyelim ki HDP merkezinin hükümlerini tekrarlayarak konuyu geçiştirirler. Böylece yapılan bu “tekrar” kişiyi her türlü sorumluluktan korur. İleride farklı bir sonuç ortaya çıktığında, bu gibiler, “ben zaten karşıydım, o nedenle yönetimin dediğini, örgüt disiplini gereği tekrar etmekle yetindim” diyerek işin içinden sıyrılırlar. Bu yazdıklarım, “reel sosyalizmle” ilgili kendi deneylerime dayanmaktadır.

Zor yazı yazanlar ise “angaje” olurlar. “Görüşü” tekrar etmemişler, emek harcayarak bu “görüşün” doğruluğunu verilerle, sayılarla, olgularla, kanıtlarla, mantıksal bağlamlarıyla, polemikleriyle ortaya koymuşlardır. Yazı artık “tekrar” olmaktan çıkmış, yazarın “öznel görüşleri” haline gelmiştir.

Ferda Çetin’in “Barzani ve referandum” üzerine yazdığı yazı dediğim gibi “zor” yazıdır. Bu yazıda “Referandum kararı”, tam 7 madde halinde ele alınmış ve inkarı mümkün olmayacak şekilde çürütülmekle kalınmamış, aynı zamanda Barzani’nin önüne “programatik bir yol haritası” da konmuştur.

Barzani sonuçta bir Kürt siyasetçidir ve onu eleştirenlerin, Barzani’yi destekleyen insanları ikna etmek gibi bir görevleri vardır. Yalnızca “karşı” çıkmakla, kanıtsız eleştirilerle ve hakaretlerle böyle bir görev yerine getirilemez. Hele Kürtler kendi aileleri içinde asla bu “kolay” yola başvurmamalı. Sözünü ettiğim yazı, okuyan her insanı, bunlar Barzanici ya da Kürt milliyetçisi olsalar bile ikna edici niteliktedir.

Biz bu yazıdan Güney Kürdistan parlamentosunun iki yıldır kapatıldığını ve Barzani’nin başkanlık dönemi sona erdiği için bölge Başkanlık makamının “boş” olduğunu öğreniyoruz. Parlamentoya dayanmayan ve hiç bir yetkisi olmayan Barzani “tek başına” karar alıyormuş. İnsaf. Ve 7 Maddelik “yol haritasından” ilkini aktarmakla yetinelim:
“KDP ve Barzaniler “Kürtler adına” bağımsızlık referandumuna gitmeden önce, diğer tüm Kürt partilerinin kabul ettiği ve katıldığı ulusal kongreye katılacak mıdır? Diğer parçalarla ve Kürt güçleriyle birlik sağlanmadan, Ortadoğu gibi bir ateş çemberinde, KDP bağımsızlığı hangi güçlere ve kime dayanarak sağlayabilecektir? DAİŞ Musul’a, Kerkük’e, Maxmur’a, Hewler’e dayandığında yaşanan çaresizlik; bir kurşun sıkmadan Şengal’i DAİŞ’e bırakan teslimiyetçilik, “bağımsızlık” onaylanınca güvenceye, cesarete ve kahramanlığa mı dönüşecektir? “

Bunlar somut sorulardır.
Savunduğum yöntem yalnız Barzani meselesiyle ilgili değildir.
Rastgele örnek vermek gerekirse, diyelim ki Almanya ve Türkiye ilişkileri üzerine yazakren de ya da Kılıçdaroğlu ve CHP üzerine yazarken de “kolayı” değil “zor” olanı seçmeliyiz. “Zaten bunlar böyledir” demekle ne Almanya kamuoyuna seslenmek mümkündür ne de CHP tabanına.

İsterseniz işi bir fıkrayla tatlıya bağlayalım:
Üsmen’le, İrecep, yaz günü, çömelip sırtlarını duvara vermiş, güneşleniyorlarmış. Derken yolun bir ucundan tuhaf yaratıklar ortaya çıkmış. Bu, o güne kadar “Üsmen ile İrecep’in” hiç görmedikleri deve kervanıymış. Üsmen İrecep’e “te be, nedir bunlar büle?” diye sormuş. İrecep fakir, ne bilsin. Lakin yine de şöyle cevap vermiş: “Bunlar epten büledirler be Üsmen agam…”
“Bunlar epten büledir” demekten vaz geçmeliyiz.