Köşe yazarları

Özgürlük ve kadavra


Özgürlüğü öğütlüyor, vazgeçmeyi öğretmesi gerekirken. En sağlam öğretiler bile, zorunluluğun bilinciyle gelen bir iç aydınlanma olduğunda ısrarcı. Özgürlüğün, gerçeği inkara vardırmadan ama ona fazla da bulaşmadan bu bilinçle kavranmasından geçtiği üzerine döşeli, bu tutarlı düşünce zincirinin en dayanıklı basamakları. Sessizlik ve yalnızlıkla gelen bir şey olduğu bilinse, özgürlüğün pek işe yaramayacağından mı endişe edilir? Mutlak sessizliğin ve mutlak bir yalnızlığın olamayacağı, olsa bile buna katlanılamayacağını bilmenin tetiklediği korku mu, bu belirsiz iç aydınlanmayı ayrıntılarıyla saptanmış kesin bir dış yasaya bağlayan? Vazgeçmeyi, teslimiyete indirgeyen o onur kırıcı görüşün zayiatlı öngörüsü bir yana, feragati öğretemeyen bir özgürlük öğretisi, onu zincire vurmadan ruha, kendini olduğu gibi bırakacağını söyleyebileceği hangi dünyanın engin kıyıları?

Gürültüye katlanmayı reddeden, ancak kalabalığın nefesine maruz kalmayı katlanılır bulmayan bir yalnızlığın taşıyabileceği bir şeyken, özgürlüğü, kalabalıkların çıkardığı gürültünün tozu dumanına bulamak, arzulanabilir esaretin süreğenliğine, gönülden bağlanılmış köleliğin devamlılığına vurgun sığ güldürünün övgüsünden başka ne olabilir? Bilinçaltının ağırlığını hissetmeksizin uykunun ağırlığını hissedecek bir yarı aydınlık bilincin, bağlarından kurtulup kuşanamayacağı gerçeğin hangi yorumu? Sindirilmesi güç, kabul edilir yanı yok gibi ama başka türlü de yalanın üstünlüğüne, onun aşılamayan gücüne sığınmak olur. Vazgeçemediği her şeye, icat ettiği yasalarla kendini sıkı sıkıya bağlayan acınası toplulukların dışında kalmak, zihinsel ve duygusal hiçbir bulaşıcı akrabalık ilişkisi kurmamak, yalnızlığının sessizliği içinde kedere boğulmaksızın gerçeğe bölüşülmeyen kaderini, kişinin ancak bir başına yeniden yorumlama gücüyle eşleşebilir özgürlük.

Muhtaç olmak, insanı insana bağımlı kılıyor. Bağımlılık yüktür, yük ağırlık, ağırlık ezici bir kısıtlayıcılık. Zorunluluğun bilinci, gerçeğin hükmünden, yasanın gücünden örüyor gerekçesini. İnsanı insana muhtaç bıraktığında, paranın ışıldayan yüzünü kutsamış olduğuna bile aldırmadan. Paranın büyüleyici sesi şöhret hevesini, şöhret tutkunluğu gücü, güç yoğunluğu sahip olma dürtüsünü, sahip olma kendine katma ihtirasını, o da aşkı ve çoğalma isteğini, çoğalmak için de zorunlu olarak öldürme gereksinimini tetikliyor. Her eylem, bir sonraki tutkuyla birbirlerine kaçınılmaz olarak zincirleniveriyor. Sonra bir iç aydınlanma olur! Gerçek buysa hayat da budur, öyleyse bilincin zorunlulukla uyuşan uyanışına, özgürlüğün bulanmış çehresi de giydirildi mi, anlamın kavrama sığmaması için de artık hiçbir sebep kalmaz. Muhtaçlığından ve tutkularından birbirine mükemmel şekilde zincirlenmiş topluluğa, güç ve yasayla birbirine düğümlenmiş bu muntazam ilişkiler ağına, yanılsamadan bir hakikat, yoksunluktan da bir varlık düşü uyduruldu mu, bilinç bütün bulanıklığından kurtulur. Köleliğin yüceltilen bu katışıksız hali, zorunluluğun bilinciyle varılan özgürlük olup çıkar böylece.

Sadece essiz adımlarla dolaşan bir yalnızlığa eşlik edebilirdi özgürlük. Öyleyse, gürültü ve kalabalığa bulaşmayanı bulacak bir şey. İnzivada anlamının çoğunu, ölümde anlamının bütününü bulur. Ölüm, ihtiyaçsızlıktır. Kimseye muhtaç olmayandır ölü. Boyunduruk altındakini neşe ve ıstırabından, acı çekeni bitmeyen hayattan ve yoksunluğundan, hükmedeni sahip olduklarından, kadını yürekleri esir alma derdinden, erkeği mülk edinme ihtirasından ancak ölüm kurtarabilir. Ölüm, hiçliğin o erişilmez kudretini geri verir canlığı sönmüş solgun gövdeye. Hayatın bütünlüğünü esirgediği eşitliği, sonsuzluğun cömertliğiyle yalnızca ölüm bağışlayabilir. Bu yüzden yalnızlığı önermeyen öğreti, vazgeçmeyi de öğretmiyor.

Vazgeçemediğinin esiridir arzulayan insan. Özgür olarak doğmak, ama esir olarak yaşama asılmak, onun dinmeyen ıstırabı. Acılarının ve sonu gelmeyen yıkımlarının zorunlu olarak onu sürüklediği yer özgürlük değil, sessizliği ve yalnızlığı reddeden insanı kavrayan, gönüllü esaret yönelimi. Öyleyse sadece sessizlik huzuru ve ancak yalnızlık, o çok övülesi iç aydınlanmayla gelen eşsiz özgürlüğünü ona verebilir. Ötesi yalan, ötesi, kendi ülkesini yağmalayan bir halk, kendi yüreğini talan edip duran bir insan kadavrası.