Köşe yazarları

Referandum sonucu iç karartıcı değil


Referandum “olağanüstü” hal koşullarında iktidarın KHK’ler ile ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöktüğü bir iklimde yapıldı. On binlerce polisin, özel harekatçının, askerin, korucunun katıldığı, kentlerin, köylerin ablukaya alındığı, kirli bir savaşın sürdüğü, milyonlarca Kürt seçmeninin yerinden sökülüp atıldığı, binlerce Kürdün tutuklandığı, legal siyasi yapıların fiilen kapatıldığı, seçimle gelen belediyelere “memur” atandığı… bir ortamda, sadece “Evet” diyenlerin propaganda yaptığı bir referandum olduğunu belirtmek gerek. Bu uygulamaların tüm Kürt coğrafyasında doruğa çıkarıldığı günlerde yapılan “oylama” yine de AKP-Saray çevrelerinin beklentilerini karşılamadı. Çok daha önemlisi belki Kürtlerin tarihinde ilk kez (dolaylı da olsa) Kürtlere nasıl bir gelecek öngörüldüğü ve bu gelecek için Kürtlerin bir bölümünün nasıl bir kez daha aldatılmaya çalışıldığı görüldü. Kimi Kürt parti ve liderleri bu amaç için Ankara’da “mekik politikası” uyguladı. Bu uğurda karalama kampanyası ve psikolojik propaganda doruğa çıkarıldı, rant dağıtıldı, “hazine” kasasının kapısı sonuna kadar bonkörce açıldı. Yalnız bu nedenle olsa bile referandum Kürtler açısından önemli bir fırsattı…

Referandumda Kürtlerin hangi içerikle, hangi yöntemlerle kandırılacağı konusunda yeni projeler üretildi. Oysa Kürt halkı açısından çağdaş çözüm daha şimdiden sömürüyü sınırlandıran, halkın demokratik iradesini temel alan, özgün yöntemlerle mücadeleyi geliştiren ve derinleştiren yolun tek seçenek olduğu net ortaya çıkmıştı. Kürt halkının birliğinin de “farklı parti ve grupların” masa başlarında demagojik tartışmalar yaparak değil, özgürlük için halkla birlikte ve halkın kazanımlarını geliştirerek kurulabileceği görülmüştü. “Klasik çözüm”den yana olduğunu söyleyen tüm parti ve grupların açık ya da utangaç bir biçimde egemen politikalarla birlikte hareket etmeleri onları ideolojik olarak deşifre etti.

Referandum sonuçları bu düşünceyi doğruladı ve “dar anlamda” Kürt halkının birliğinin sağlandığını gösterdi. Özellikle Kuzey için bu belirleme geçerli bir tanım olmuştur. Özgürlük isteyen ve onun için mücadele eden tüm Kürtler, demokrasi ve mücadele bayrağı altında birleşti. Ancak hala “kendisi için Kürt” olamayan, rantçı ve “yeni tırşıkcı” kesiti bunun dışında tutmak gerekir. Kuşkusuz “dar anlamda” Kürtlerin birliğinden söz ediyoruz. Henüz bilinç anlamında derinleşmemiş ve bu nedenle kendileri için tercih yapma durumunda olan Kürt kesitlerine ulaşmak ve onların kendileri için halk olmaları sağlandığı zaman geniş anlamda “birlikten” söz edilebilir. Bu anlamda Bingöl, Muş, Bitlis, Adıyaman, Urfa’da çıkan “evet” oylarının nedenleri üzerinde durmak zorunluluktur.

İlkesel olarak Kürtlerin birliğinin yolu: Özgür ve demokratik bir gelecek için Kürt halkının tabandan ve mücadele içinde oluşturdukları yöntemlerle oluşacaktır. Bunun dışında başka bir seçenek kalmamıştır. Bunun dışında ileri sürülen “seçeneklerin” hepsi kandırmacadır, hileli maç yapmaya benzer. Referandumdan çıkarılacak önemli derslerden biri de budur. Bilinçli Kürt halkı bunun ayrımına varmıştır. Birliğini, mücadele alanlarında ve “çağdaş kurtuluş” perspektifiyle kurma yolunda ciddi mesafe katetmiştir. Bu yöntem daha şimdiden “nitel” birliği güçlendirmeye başlamıştır. Referandumun gösterdiği başka bir önemli gösterge de budur.

Şimdi referanduma pratik bir gözle bakalım: Kürtler bütün engellemelere rağmen AKP iktidarının işlediği tüm insanlık suçlarını bir kez daha suratlarına tokat gibi çarpmıştır. Legal Kürt siyasi hareketiyle özgürlük mücadelesi arasına sokulmak istenen hançer işlevsizleştirilmiştir. Rejimle birlikte hareket eden “yeni tırşıkcı” Kürtlerin maskeleri düşmüş, “kendinden menkul” konumlarını Erdoğan “Özellikle Güneydoğu’da HÜDAPAR’a gönül veren kardeşlerime teşekkür ederiz” biçiminde ifade etmiştir. KDP’nin AKP ile olan ilişkisi “Güney”de bile rahatsızlık yaratmıştır. Kürtlerin kararlı mücadele geleneği devrimci ve yurtsever güçlere moral kaynağı olmaya devam etmiştir. “Tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak” teranesi iflas etmiş, Sultan’ın karizması çizilmiştir. AKP iktidarının “ülkenin” altına dinamit koyduğu geniş olarak görülmeye başlanmıştır. Başta YSK olmak üzere devletin birçok organı “yasa tanımaz” tavırlarıyla açık olarak taraf olmuştur. AKP içindeki çelişki derinleşmiş; AKP, MHP çizgisine yaklaşmış, MHP’nin birliği dikiş tutmaz konuma gelmiştir. TV’lerde yorumcular (!) referandum başarısını CHP’ye mal etmeye çabalasa da gerçek tüm somutluğuyla ortadadır.