Köşe yazarları

Meşruiyet krizi


Krizler sarmalı içinde tüm enerjisini tüketen Türkiye, başat bir hal alan yönetim krizini aşmaya yönelik ‘devletin bekası’ üzerinden biçimlendirmeye çalıştığı ve rejim değişikliğini de içeren Anayasa referandumu ile çok daha büyük bir krizin kapısını açtı. Meşruiyet krizi artık örtülü halden açığa çıkmıştır.

Hiçbir haklı gerekçeye dayanmadan, mevcut yasaları hiçe sayarak ve vicdani yoksunlukla dokunulmazlıkları kaldıran, kayyumlar atayan, birçok insanı haksız yere gözaltına alan ve tutuklayan, OHAL’i normalleştirip, savaşı ve yıkımları olağanlaştıranlar, bu atmosfer içinden bir rejim değişikliği kurguladılar. Siyasi iktidar meşru tüm zeminleri kaybetmekle kalmadı, üzerinde ortaklaşılabilecek, siyaset mecrasını da bu süreçte yok etti. Anayasa gibi geniş toplumsal mutabakat ve rızaya ihtiyaç duyan bir değişikliği kendi politik kaygılarına tutsak ederek topluma dayatmaya çalışanlar yolun sonuna gelmişlerdir.

Referandum oylamasında çıkan sonuçlar bir Anayasa değişikliğinin yapılamayacağını göstermektedir. Hiçbir haklı gerekçeye zaten dayanmayan, toplumda bir karşılığı olmayan bu değişiklik, referandum oylamasıyla da aslında reddedilmiştir. Açık bir şekilde Hayır’ların önde olmasına rağmen, Anadolu Ajansı’nın manipülasyonundan tutun, devletin tüm güçlerinin şaibe yarışına girdiği, başta YSK gibi bir kurumun kendi yasasını çiğnediği, Kürt illerinde açık ihlallerin olağan seçim uygulamasına dönüştürüldüğü bir ortamda sadece yedi yüz bin seçmen tercihinin Hayır’dan Evet’e geçmesiyle bir Anayasa değişikliği hayat bulamaz.

Bu değişikliğin olamayacağı konusunda, konu gündeme geldiği günden beri haklı itirazlarını yükselten kesimlere kulak asmayanlar, kurdukları şoven ittifakla hayal ettikleri sonuçlara ulaşabileceklerini sandılar. Düştükleri politik aczi mahir oldukları sandık oyunlarıyla aşma çabası bu kez başarılı olamamıştır. AKP’nin bugüne kadar girdiği her seçimde kendisiyle birlikte anılan şaibe, bu kez YSK’yı da bulaştıracak boyuta ulaşmıştır.

Şimdi çok büyük bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyayız. Bu süreçten toplumsal barış içinde çıkmanın yolunu bulmamız gerekiyor. Toplumsal barışın sağlanmasına yönelik adımları atma konusunda herkes üzerine düşeni cesaretle yapmalıdır. Cesaret bulaşıcıdır, cesarete bulaşmak gerekir. Bunun ilk adımı kuşkusuz referandum sonuçlarının iptali olmalıdır. Bu sonuçlarda ısrar etmek, bu sonuçlara dayalı bir rejim değişikliğini topluma dayatmak, yitirilmiş meşruiyetini zora dayalı bir anlayışla, OHAL’i uzatarak sağlamaya çalışmak toplumu parçalayacaktır.

Toplumsal kutuplaşma üzerinden tüm sermayesini biriktiren siyasi anlayış tükenmiştir. Bu tükenmişliğine rağmen hala bu kutuplaştırıcı anlayışla yol almaya çalışmasına olanak yoktur. Şimdi bu yenilgiyi içine sindirerek referandum iptalini kabullenme zamanı gelmiştir ve bu paket geri çekilmelidir. Reddedilen tek adam rejimidir ve bu hayırlı bir sonuca yol açarak parlamentonun üzerindeki vesayete son verebilir. Parlamento üzerine düşeni yapabilecek bir yetkinliğe yeniden kavuşabilirse, bu tıkanmışlığı aşma konusunda umutlanabiliriz. Parlamentoda olması gerekenlerin dönmesi ile başlayacak olan bu süreç meşruiyet krizinin sonlanması yolunda ilk adım olabilir.