Bizi takip edin

Köşe yazarları

Deli gömleği

->

-> 11

1920’lerde Almanya’da modanın altın çağını yaşadığından, hatta ‘Berlin şıklığı’ diye yaygın bir tabirin varlığından bahsedilir. O dönemde Alman kadınları, Avrupa’da en şık giyinenler olarak nam salmıştır. Bu renklilik, şüphesiz Nazilerin iktidara gelişiyle birlikte son bulur. Dönemin moda salonları ve konfeksiyon mağazalarının çoğunun sahibi olan Musevilerin toplama kamplarına gönderilmesinin bunda önemli bir etkisi vardı elbette ancak Naziler ideolojileri ışığında modanın da rotasını değiştirmekte, mutlak gücü ele geçirir geçirmez topluma yeni bir giyim tarzı dayatmakta gecikmedi.

O dönemi anlatan filmlerde gördüğümüz gibi kadınlara annelik imajını pekiştiren at kuyruğu saçlar uygun görüldü, makyajsız bir sadelik dayatıldı. Erkeklerin giyiminde de, geçit törenlerinden bildiğimiz gibi, tek tipleşme yaygınlaştı. Keza, İtalya’da Mussolini’nin sivil milis örgütü Kara Gömlekliler (Camicie nere) hatırlanırsa totaliter rejimlerin giyim-kuşama verdikleri değer daha iyi anlaşılır.

İçinden geçtiğimiz tuhaf dönemde Erdoğanizmin bir kıyafet/üniforma politikasından söz edilebilir mi? Türban bu partinin icadı değildi, ayrıca her türbanlı kadının AKP’li olmadığı malum ama ona böyle bir işlev yüklenmeye çalışıldığı aşikâr. Peki ya erkekler, özellikle gençler? AKP gençliğinin ‘kefenimizi giydik de geldik’ gösterileri bu alandaki tahayyüller konusunda bir fikir verebilir mi? Veya merdiven basamaklarına dizilmiş saray muhafızlarının kıyafet balosu -ki yurtdışında oyunu kullanmaya giden bazı partililerin üzerinde de gördük- bu yönde bir teşebbüs müydü?

Belki… Lakin AKP’nin somut bir kıyafetten ziyade son yıllarda daha sembolik bir kreasyon üzerinde çalıştığı ortaya çıktı: Anayasa referandumunda topluma kefenden hallice bir tasarımı uygun gördüklerini, hepimize dev bir deli gömleği giydirmeye çalıştıklarını gördük, görüyoruz.

Deli gömleği, bilindiği gibi 18’inci yüzyıl sonlarında icat edilmiş, arkadan bağlanarak insanın hareket kabiliyetini sınırlayan ve delileri kontrol altında tutmaya yarayan kolsuz bir gömlek. Başakıllımız, deli muamelesi yaptığı memlekete işte bu üniformayı giydirmeyi kafasına koymuş bir kere. Üzerine sıçrattığı kan lekelerini, kırıp döktüklerini, ezip geçtiklerini başka türlü örtemeyeceğini biliyor çünkü. Bunun için en uygun zamanı kollarken, ilk etapta memleket genelinde sıkıyönetim ilan etmeyi planlamış olmalı. Hukukun guguk, yasaların paspas olduğu OHAL’in ona altın fırsat sunacağını düşünmüş. Bu da yetmemiş, aklını kullanmaya yeltenen delileri ya işinden etmesi, ya sürgüne zorlaması veya hapse atması, diğer delileri örgütleyip etkilemeye kalkanları tecrit hücrelerine tıkması, kısacası köpekleri salmadan önce köydeki tüm taşları bağlamayı ihmal etmemesi gerekiyormuş.

Başakıllı ile ve çevresindeki zırakıllılar, böyle sütliman bir ortamda daha önce ölümü de sıtmayı da reddeden bizlere kefeni gösterip deli gömleğine razı etmeye çalışmış. Memleketin dört bir yanına gömleğin devasa posterleri asılmış, reklâm kampanyaları almış yürümüş. Akıllı borazanlar hep bir ağızdan, bu gömlek olmazsa halimiz yaman olur diye türküler çağırmış sabah akşam. Gömleği öve öve bitirememişler; yok efendim Hint kumaşından yapılmışmış, kuşaklar boyu giyecekmişiz yine de eskimeyecekmiş, yıkama ütüleme derdi yokmuş. Bu şahane evladiyelik üniforma üstümüze öyle bir yakışacakmış ki, aklımız dururmuş. Bunları anlatıp durmuşlar ama asıl soru cevapsız kalmış:

“Nasıl olacak bu iş?”

Soruya muhatap kaldıklarında döne döne verdikleri cevap şuymuş: Çünkü tüccar terzi bu işi iyi biliyormuş, onu çok seviyor, yeteneğine çok güveniyorlarmış. Zırakıllılar korosu, yaşanacak mucizenin hikmetini açıklayamasa da, giy rahatla diyo, başka bir şey demiyormuş. Deli gömleği bize en uygun kıyafetmiş, bundan kuşkuları yokmuş.

Ne Nazilerin giyim kuşam planı uzun ömürlü olabildi ne de Mussolini’nin kara gömlek modası tutabildi. Onun yerine Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrası asker üniformasını andıran paltolar, paraşütlerden bozma giysiler revaça bindi. Modadaki bu hızlı değişiminin faturası çok ağır oldu elbette.

Bize reva gördükleri deli gömleğinin tutma ihtimali de yok. Bu konuda sarfedilen canhıraş gayrete, pompalanan onca nefrete, kitleye sattıkları sömürgecilik hayaller ve masallara rağmen, -sayımlardaki hile hurda faslını da hesaba katarsak- nüfusunun yarısını bile ikna edebilmiş değiller. Hele bu işi telaş içinde emrivakiyle yaptıklarına bakılırsa, gömleğin dikişlerinin tez zamanda patlaması işten değil.