Kültür-Sanat

Yazarlar gerçeklerle yüzleşmiyor


Edebiyat eleştirmeni A. Ömer Türkeş, Türkiye’de birçok yazarın gerçeklerle yüzleşmediğini belirtiyor ve ekliyor: ‘İstanbul’da yaşayan bir yazarın Sur’u gidip görmesine gerek yok. Neler olup bittiğinin farkına varmak için bir fotoğraf karesine bakmak bile yeterli’

A. Ömer Türkeş, Türkiye’de ‘edebiyat eleştirisi’ denildiğinde akla gelen ilk isimlerden. Birçok insanın edebiyat (bilhassa roman) beğenisinde ciddi katkısı, rolü var. Yeni Özgür Politika Gazetesi’nden Tuğçe Yılmaz’a konuşan edebiyat eleştirmeni Türkeş, Türkiye’de birçok yazarın gerçeklerle yüzleşme konusunda iyi bir sınav vermediğini kaydediyor. Romanların ise gerçeğe benzeyen ama gerçeklere dokunmayan bir masal dünyasına dönüştüğünün altını çiziyor.

‘İyi’lerin yüzdesi çok az

Türkiye’de iyi roman sayısının çok az olduğuna dikkat çeken Türkeş, şunları belirtiyor: Elbette her yıl okunmaya değer yeni ve güzel romanlar yayımlanıyor. Ancak toplam roman sayısının bine yaklaştığı düşünüldüğünde ‘iyi’lerin yüzdesi çok az. Ayrıca -çok sıklıkla yaptığım bir tespiti yinelemeliyim- yazılan romanlarda siyasi ve toplumsal meselelere yer verenler de çok az. Günümüz Türkiye’sinde sanat ve edebiyat iki ayrı koldan akıyor. Bir yanda popüler kültürden beslenen, toplumal gerçeklere kör, acılı seslere sağır olmakla kalmayıp okuyucusuna da sadece bir kaçış fırsatı sağlayan ticari faaliyetler var; öte yanda geçmişi ve geleceği ile bu coğrafyanın gerçeklerini görmek isteyen, toplumun ve bireylerin gerçek sorunlarını yansıtmak isteyen bir avuç yazar…”

Görmüyor, duymuyor, yazmıyorlar

Pek çok yazarın gerçeklerle yüzleşme konusunda iyi bir sınav vermediğini ifade eden Türkeş, devamla şunları söyledi: “Sadece yazarlar değil kanaat önderliğine soyunan köşe yazarları, liberal solcular da dahil olmak üzere toplumun büyük bir kesimi gerçeklerle yüzleşmek yerine meşrebine uygun bir yalana sarılmayı tercih ediyor. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek, tavır almak demektir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü koşullarında bedel ödemeyi gerektirir. Bunun için görmüyor, duymuyor, yazmıyorlar…

Romanlar masalsı!

Yazarların fantastik bir gerçeklik yaratarak toplumsal gerçekliğin üstünü örttüğüne değinen Türkeş, “Tarihi ya da güncel, irili ufaklı pek çok olayın su yüzüne çıkmama nedeni, toplum olarak gerçeklikten kaçmayı, ‘mış’ gibi yapmayı alışkanlık haline getirmemiz, unutmayı bir tür resmî din olarak benimsemişliğimizdir. Kolektif ve seçici bir unutkanlık bu. Travmalarla baş etmenin bir yolu bunları hikâye etmek ve belgelemekse, öteki ve kolay/kestirme yolu bastırmak ve unutmaktır. Yazarlar da topluma ayak uyduruyor ve bu yolu seçiyorlar: Yazılanlar gerçeklerin üzerini örtmek, karartmak hatta yepyeni ve fakat tamamıyla fantastik bir gerçeklik yaratmak işlevi görüyor. Romanlar artık sarsmıyor, vicdanları huzursuz etmiyor, bir gerçeklik ve haksızlık karşısında isyana çağırmıyor; tersine -tıpkı pembe diziler ya da ‘kadın’ programları gibi- rahatlatma, hoşça vakit geçirme işlevini yükleniyorlar. Gerçeğe benzeyen ama gerçeklere dokunmayan bir masal dünyası bu” diye konuştu.

Kötülüğün tek aşısı politik bilinç

Güncel politikanın romana nasıl bir biçimde dahil edileceği yazarın seçimine bağlı olduğuna da vurgu yapan Türkeş, “İstanbul’da yaşayan bir yazarın Sur’u gidip görmesine gerek yok. Neler olup bittiğinin farkına varmak için bir fotoğraf karesine bakmak bile yeterli. Sorun yazarın ve toplumun görme biçiminde. Ve bu sorun sadece edebiyatın kendi dinamiklerine bağlı değildir. Her ne kadar bir direniş alanı olma potansiyeli barındırsa da edebiyat, kendi başına ne siyasi sorunların ne edebiyat alanındaki tıkanıklığın üstesinden gelebilir. Çünkü “estetik yaşantı kötülüğün aşısı değildir”. Siyasette, toplumda ve edebiyatta yaşadığımız sıkıntılarla baş etmek için politik mücadele gerekir; “kötülüğün tek aşısı politik bilinçtir, politik bilinç edinmektir” dedi.