Dilemma

Atı alan Üsküdar’ı geçemedi. Hem Üsküdar’da ‘Hayır’ çıktı hem de ”at” bizde…


Referandumun resmi sonuçları ilan edilmeden alelacele ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti!’ dedi Erdoğan. Acelesi vardı çünkü halkları ve tercihlerini faka bastırması gerekiyordu. Mühürsüz oyların tartışılmaması gerekiyordu. Kendi yasalarına kendilerinin uymaması gerekiyordu.

Onların yasalarına kim uyacaktı o halde?

Dün Burhan Kuzu’da; vatandaşın elinde olmayan nedenlerle, devlet memurlarının da ihmaliyle seçim mi iptal edilir? deyivermişti. Onu AKP’nin saflaşmış, billurlaşmış söylemcisi olarak okumalı. Oysa biz çok iyi biliyoruz; devlet aslında yasalarını ölüm pahasına uygular. Sınavlara elinde olmayan nedenlerle geç gelen öğrenciler devlet kuralları gereği sınavlara alınmayıp intihar etmelerinin yollarını daha yeni döşenmemiş miydi? Soma’lı madenciler de devlet kurallarını hatırlatmıştı ama onlar firmayı korumak için kural yerine fıtrat’tan bahsetmemiş miydi? İşçileri yerlerde tekmelerken hatırlattıkları da yine kendi kurallarıydı. Devlet kurallarını işine gelince senin ölümün pahasına, istemediği zamansa bir çırpıda ihlal ediveririrdi.

Düşünsene, 2.5 milyon mühürsüz oyla birlikte Hayır yüzde 51 çıksa ne olurdu?

Ama yine de söyleyelim; tüm bunlara rağmen biz kazandık. Bir propaganda değil bu söylenen bu elbette. Kazandığımızı AKP’lilerin sessizliğinden, yüzlerinden görebilirsiniz. Ki onlar yüze vuran ifadeleri de pek severler. Sürekli bunun üzerine aralarında şakalaşırlar. Yüzlü şakaları da buraya kadar.

Elbette şaibeli referandum olduğunu kendilerinin de bildiğinin yüze vuran ifadesi bu.

Düşünsene, memleketin yarısı sana hırsız diyor. 1 değil 3 değil tastamam yüzde 50’si…
Onurlu insan olsa duramaz durduğu yerde…Hoş, onur onlar için sadece bir isim zaten.

Erdoğan; atı alan Üsküdar’ı geçti! derken Üsküdar’ın hayır dediğini unutuyordu. Zaten ‘at’ da bizdeydi.

Şimdi, sadece sonuca odaklanmamalı. Süreci inşa etmenin yollarını düşünmeli . Süreç sözü zamanla ne kadar alaya alınmışsa da şimdi onun hakkını vermeli. Sabırla ve inatla. Önemli olanın eşitlikçi, özgürlükçü bir ülke kurmak olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir yaşamı öremedikten sonra kimin kazandığını ne önemi olur ki? Tıpkı bir sanatçının yaratım süreci gibi. Sancılı ama bir o kadar da sarsıcı sonuçları olacak bu sürecin.

Biz kitabın yayımlanmış halini bildiğimiz kadar onun nasıl yazıldığına da odaklanmalıyız. Ki kitap dediğin her bir sayfasında her bir kelimesinde ne yaptığın, hangi sancıyı çektiğinle alakalıdır.

Şimdi siz zannediyor musunuz bir tek biz sancılıyız? Onlar daha da sancılı! Hem şaibenin hem de bu kadar koalisyonlarına, devlet imkanlarına rağmen oylarının düşmesinin derdindeler. Dışişleri Bakanlığı bu panikle dün Agit’e tepki gösterirken, değerlendirmelerinin ‘kabul edilemez’ olduğunu söyledi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurucularından birinin de Türkiye olduğunu unutuverdiler. Aynı AGİT’e Erdoğan, siz külahıma anlatın derken; Agit, Türkiye’yi kendi yasalarına ve hukukuna uymaya çağırıyordu. Kendi yasalarına uy diye çağrı yapmak ne acayip değil mi?

Şimdi Erdoğan AGİT’e kızarak bir güven oylaması da AB için yaparız dedi dün, Panikle söylenmiş bu sözleri ben sakince tamamlamalıyım öyleyse. ABD Dışişleri Bakanlığı da ‘AGİT’in söylediklerini not ettik, niha raporu bekliyoruz derken bir tek bekleyen o değildi elbette. Erdoğan’da referandum sonrası Trump’la görüşmeyi bekliyordu. Şimdi AB’ye güvenlik referandumu uygulamak isteyen Erdoğan haliyle orada yaşayan milyonlarca Türkiyeli vatandaşını da ‘güvensiz yerlerde yaşamayın, gelin Türkiye’ye!’ diye çağırması da gerekiyordu. Yoksa güvensiz yerlere mi terkedecek insanları?

Atı alan Üsküdar’ı geçemedi. Hem Üsküdar’da ‘Hayır’ çıktı hem de “at” bizde…

Bir çift sözüm de hala ve hala demokratik güçleri anlamayıp Kürt halkına söz söyleyenlere. Kürt halkının ne büyük oranda Hayır dediğini görmeyenleri kendi bulundukları yerlerin Evet’ini görmeliler. Siz yurt dışına kaçabilirsiniz bunu anlarım ama yurt dışına kaçmamış gibi konuşmanızı anlamam. Evleri, barkları yıkıldığı halde sandıklara giden, ölüme karşı yaşamı her şeye rağmen savunan, ve terketmediği ülkesinde çadırlarda yaşarken, Hayır diye ayakta duran insanlara söz söylemeniz için açık ‘evetçi’ olmanız gerekir. Siz ne mücadele etmeyi ne de onurlu duruşu bilmiyorsunuz. Zaten durmayı bilmediğiniz çin duramadınız ya…
O halde önümüzde de durmayınız…Uzak durunuz…

Necdet S. Günce