Köşe yazarları

Devlet ile sanatçısı


Üstünden iki hafta geçti; arada bir katliam, bir saldırı girişimi, bir dizi linç vakası, bir OHAL uzatması daha vs. geçti üzerimizden. Dolayısıyla konu jet hızıyla değişen gündemimizden çoktan çıktı bile fakat hicap duyulması gereken bir teslimiyet halini tuhaf bir savunma mekanizmasıyla aklama çabasına tanık olduk ki geri sarıp konuya dönmek gerekiyor.

Aslında Şener Şen’in Kaçak Saray’a çıkıp Cumhurbaşkanlığı Ödülü’nü almasına teessüf edenlere “Ne haddinize!” diye parmak sallayan böylesine agresif bir savunma hattı oluşmasaydı, belki bu mevzuya girmeye değmezdi. Altı üstü bir Türk sanatçı daha kralın sofrasına oturmuş, çok muydu? Bu biat geleneği maalesef ne Şener Şen’le başlamış ne de onunla bitecek gibi. Peki, bu böyle diye ve karşımızda yetenekli sevilen bir oyuncu var diye söz konusu tavrına laf etmeyecek miyiz? Sadece Yavuz Bingöl’ü mü eleştireceğiz? Sanatçıların ‘devlet ana’ karşısındaki bu el pençe divan duruşunu en karanlık iktidarlar döneminde bile sorgulamamasında biraz da onları eleştiriden sakınma alışkanlığının payı yok mu?

Aslı Erdoğan, “Savunmamı hukuk varmış gibi yapıyorum” demişti mahkeme duruşmasında. Her alanda ‘mış gibi’ yapan bir toplumda, bu riyakârlığı -tıpkı ertesi gün Ahmet Şık’ın yapacağı gibi- mahkemenin yüzüne vurma cesaretini göstermişti. Haliyle bazıları da riyakârlığı teşhir etmek yerine onun parçası olmaya razı geliyor, çok daha konforlu bir yolu seçerek.

Şener Şen de bu ülkede hukuku, meclisi, anayasayı ayakaltına alan bir makamın huzuruna çıkmakta beis görmediğine göre bu kurumlar hâlâ işliyormuş gibi yapıyor. KHK’lar, kayyumlar uzak bir ülkede hüküm süren bir hanedanın yönetim şekliymiş gibi davranabiliyor.

Yaşadığımız yerde günbegün yazarlar, muhalifler, akademisyenler derdest edilmiyor; attığı tweet yüzünden gazeteciler, ‘çay vermem’ dediği için çaycılar tutuklanmıyor; yolsuzluğa batmış bir kişinin ve ailesinin istikbali için ülkenin tamamı açık bir cezaevine, sokaklar kan gölüne dönmüyormuş gibi yapabiliyor. Bütün bunların Saray’da oturan şahısla bir alakası yokmuş gibi davranarak ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu, ne yazık ki bizi acıtacak şekilde gösteriyor. İçinde debelendiğimiz kötülük girdabının baş mimarının ev sahipliğinde ‘iyiyi, doğruyu, güzeli aramaktan’ bahsediyor ki, bu körlere ayna satmaya çalışmak gibi bir şey.

Hayatının hiçbir döneminde toplumsal barışı dert edindiğini bir kez bile göstermeyen, bu temennisini biz fanilerden sakınıp ödül törenlerine saklayan veya ne bileyim, ‘yalnız ve güzel ülkesini’ sadece sahnede anan, sonrasında memlekette kan gövdeyi götürse dönüp tek laf etmeyen, bırakın ‘barış’ talep ettiği için baskıya maruz kalanlarla dayanışma göstermeyi, ‘toplumsal’a selam bile vermekten çekinen bir ulvi sanatçı nosyonu var bizde. Daha kötüsü bunu hoş gören, onları dokunulmazlık zırhıyla sarıp sarmalayan bir hayran tabakasının varlığı.

Kimse siyaset üstü kavramına sığınmaya çalışmasın; bu karanlık dönemde Saray’a çıkıp siyasete bulaşmamak, sağanak yağmur altında ıslanmamaya çalışmak kadar beyhude. Kaldı ki siyaset üstünü bırakın, vicdanlar üstü diye bir kavram yok! Şener Şen’in tavrını hoş görüp Meryl Streep’in geçen gün Altın Küre Ödülleri’nde Trump’ı yerden yere vuran konuşmasını alkışlayanlara ne demeli? ‘Hayaller Meryl Streep, gerçekler Şener Şen’ diye gülüp geçmeli miyiz? Dünyada bu yola minnet etmeyen yazar/sanatçılar ayrı bir yazıyı dolduracak kadar çok, sadece birkaç yakın örnek verilebilir: Daha bir yıl önce, sağcı Modi’nin -ki, reisin ikiz kardeşi gibi ama bizimkinin eline su dökemez- başında olduğu Hindistan’da bir dizi yazar ve sanatçı, iktidarın politikalarını protesto etmek için daha önce aldıkları devlet ödüllerini iade etmişti peşpeşe… Bir başka örnek vakada ise Mısır’ın yaşayan en önemli yazarlarından Sonallah İbrahim, 2003’te Mubarek hükümetinin Kültür Bakanlığı’nca Arap Roman Ödülü ile taltif edilmek istendiğinde, kürsüye çıkarak “Bu denli yozlaşmış, işkenceci ve dış politikasında aciz bir iktidarın elinden ödül kabul edemeyeceğini” söyleyip salonu terketmişti.

Şener Şen’den bu kadarını beklemek haksızlık olabilir ama elinden bir şey gelmediğini düşünmek de saflık olur. Hülasa, soruşturmaya uğrayan meslektaşlarına dahi el uzatmayanların devlet erkânının önünde söylediği cümlelerin samimiyetine inanmamı kimse beklemesin ve bunu minnetle karşılamamı, öpüp başıma koymamı istemesin benden. Sözünün gücü hepimizden daha fazlayken, yaşanan onca zulüm karşısında sessiz kalmayı tercih edenler, lütfen saraylara çıkıp benim adıma toplumsal barış falan talep etmesin.

Bunları deyince “75 yaşında koskoca Şener Şen”e nasıl davranacağını öğretmiş olmuyoruz, hayır. Sanatçının bu kadar kötülüğe batmış, adım adım istibdat rejimi inşa eden bir liderle aynı karede yer almasının ne kadar hazin bir şey olduğunu söylüyoruz. Kimse kusura bakmasın.