Köşe yazarları

AKP tabanında Selefileşme Ve “pragmatizmin” iflası


Siyasette “rüzgar gülü” olmanın adı “pragmatizm”. Bir gün dediğinin tersini ertesi gün söyleyene mahalle kahvesinde ağza alınamayacak küfürler edilirken, iş siyaset olduğunda bu tür “değişimcilik” bayağı “övünülecek” bir matah sayılır.

Örneğin şu anda Saray’ın durumu böyledir.

Erdoğan Ortadoğu’da İran’ın “Şia” hegemonyasına “Selef”ler de içinde “sünni” hegemonyasıyla karşılık vermek üzere yola çıktı.

Olmadı.

“Olmadı” ne demek? Yenilmek demek. Klasik savaşta yenilen yenenler tarafından cezalandırılır. Bu defaki savaş “modern”. Yenilen derhal yenenin saflarına iltihak ediyor.

Türkiye ordusuyla, siyasetiyle, dış politikasıyla karşısında yenildiği Rusya ve İran’ın saflarına geçti.

Bu duruma bakarak ne düşünüyorsunuz? Türk toplumu “sünni fundamentalist” ya da “Selefist” tehlikeden kurtuldu mu?

Bu soruyu sorun ve burada durun.

Çünkü toplumsal psikoloji, bir devletin tepesindekiler “rüzgar gülü” gibi fır fır bir tersine, bir yüzüne dönüyor diye değişime uğramaz. Sen istediğin kadar dön. Toplumsal yapı eğer senin yaklaşık 15 yıldır yönlendirdiğin ve oluşmasına katkıda bulunduğun yoldan senin kadar “pragmatik” bir manevrayla dönmez.

Dönmeyince de başın belaya girer. Sen şimdi DAİŞ’e karşı mı çıktın? Rusya ve “Şia” ile aynı cepheye mi yuvarlandın? Yarattığın toplumsal atmosferin ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın.

Reina’da olduğu gibi.

Suriye macerası, ülkeye sığınan milyonlarla birlikte binlerce IŞİD’çiyi ve selefisti de AKP tabanının içine akıttı. Diyanet’in marifetleri, Gülen Cemaatine karşı bilmem ne cemaatine verilen destekler zaten AKP tabanında Selefileşme süreçlerini tırmandırmıştı. Öyle olunca Erdoğan’ın has yandaşı Akit gazetesi başta, tüm AKP medyası bu gelişmenin ajitatörleri haline geldi.

Örneğin her halinden AKP tabanından olduğu “belli” olan Süleyman Belli adındaki bir futbol hakemi Reina saldırısı üzerine sanal medyada şöyle konuşmuş:

“Noldu noel babanız hep hediye getirecek değil yaa… içtiğiniz rakı biralar öbür tarafta şefaatçınız olur dermişim avucunuzu yalayın…”

Yani “don gömlek top oynanan sahaların don gömlekli” görevlisi bile böyle konuştuğuna göre, varın gerisini siz düşünün.

“Hakemi” bırakalım. Sarayın en büyük “ideolocya örgücüsü” Yusuf Kaplan adındaki Yeni Şafak yazarına bakalım. Reina katliamı öncesi “Selefi” ruhlara “Noel Baba kini” üfleyen adam şöyle yazmış:

“Çarşıda-pazarda, işyerlerinde, alış-veriş merkezlerinde, televizyon ekranlarında, her yerde Noel Baba soytarıları cirit atıyor!
Sadece işyerlerinde, resmî veya gayr-ı resmî kurumlarda değil, sitelerde, büyük yerleşim merkezlerinde -hatta evlerde bile- devâsâ çam ağaçları dikiliyor; sokaklar, caddeler Noel Baba figürlerinden geçilmiyor!”

Kaplan ben beni bildiğim günden beri Türkiye’de kutlanan Yeni Yıl’a karşı kışkırtmayı, bakın nerelere kadar vardırmış:

“Bu soytarılık, bu özenti, bu aşağılık kompleksi bir toplumun zihnî, kültürel ve sosyal bakımlardan tefessüh edişinin, dekadansın eşiğine sürüklenişinin, dekandanla dans edişinin göstergesi değil midir?

Celladına âşık olmak tam da bu değil midir?

Bir toplumun savaş meydanlarında değil televizyon ekranlarında, sanal medyada, hatta sokaklarında, caddelerinde, alış-veriş merkezlerinde zihnen teslim alınmasının, kültürel intiharın eşiğine sürüklenmesinin ürpertici habercisi değil midir bu?

İnsan, Bilge Adam Aliya İzzetbegoviç’in o ünlü sözünü hatırlamadan edemiyor: “Savaş, ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Noel Baba’ya “yumruk atan top sakallı”, şakağına tabanca dayayan “animatör”, “yılbaşı kutlaması gayrı meşrudur” diyen Diyanet, Cübbeli ile futbol hakemi ve “İslam felsefesi” adı altında nefret aşılayan “Kaplan”…

AKP Suriye bataklığından büyük bir hızla çıkmadıkça, Suriye Türkiye’nin içine böyle sızacak. Saray kendi eliyle kendi tabanını Kürt siyasi hareketine karşı kullandığı DAİŞ’in etkisine açtı.

AKP tabanındaki DAİŞ etkisinin tehlikeli boyutlarını anlamak için, Suriye’deki “ılımlı İslamcı” ÖSO’nun kısa bir zaman içinde IŞİD’leşme sürecine bakmak yeterlidir.