Kayıt defteriManşet

Son insan ölene kadar umut bitmez


“Askerler! Sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmeniz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. Sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. Kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz. Sizler insansınız! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder… Sevilmeyenler ve doğaya aykırı olanlar!

Askerler! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın!”

O eşsiz “Büyük Diktatör” filminin son sahnesinde bize bu sözlerle seslenen adam, Charlie Chaplin’i 39 yıl önce, 25 Aralık 1977’de yitirmiştik. Hepimizin belleğinde Şarlo karakteriyle büyük iz bırakmış bu büyük sinema dâhisi, sistemle bir türlü barışmayan tavrı ve yarattığı eserlerle yine de her gün yaşantımızın içine bir yerlerden sızıyor.

Yoksulluktan doğan yetenek

16 Nisan 1889’da Londra’nın yoksul semtlerinden birinde doğan Charlie’nin anne ve babası da sahne insanlarıydı ama ailenin bir hayli dengesiz olan yaşamı, her şeyi daha da zorlaştırmıştı. Hasta bir anne, alkolizmden yaşamını yitiren babası, bakımevleri… Yaşadığı bu derin yoksulluk, onu her zaman çok etkilemiş ve bütün filmlerini adeta yönlendirmişti.

İki kardeş, Sydney ve Charlie daha sonra aileden gelme yetenek ve alışkanlığın da etkisiyle tiyatrolarda ve müzikhollerde çalışmaya başladılar. Gezici kumpanyalar, turneler derken sonunda 1913’te ABD’ye gittiğinde sinema macerası da başladı ve tuhaf oyunculuğuyla dikkat çeken Charlie, ilk rolünü almayı başardı. Kısa süre içinde yeteneğini kanıtlayıp yerini sağlamlaştıran Chaplin, bir yıl boyunca oynadığı 35 filmle hızla ünlü oldu. “Şarlo” karakteri de bu arada yavaş yavaş doğmuş ve büyük ilgi toplamıştı.

Asıl büyük serüven, 1918’den sonra başladı. A Dog’s Life filmi ile uzun metrajlı filmlere de başlayan Chaplin, Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar, Sirk ve Sahne Işıkları gibi başyapıtlara imza attı. Chaplin, esasta bir komedi sineması yapsa da, arka planda hep hüzün ve acıyı da seyirciye hissettirebildi.

12ender-yarin2-pet

Hep özgürlükten yana

Ama Şarlo, sadece eğlencelik bir sabun köpüğü değildi. Başından beri, her zaman ezilen küçük insanların dünyasını temsil ederken, militarizm ve faşizmle hiç uzlaşmadı. Chaplin’in filmlerinde yoksulluk, emekçilerin durumu ve kapitalizmin saçmalıklarına ilişkin göndermeler hep yer almış, özellikle Büyük Diktatör’de ise doğrudan Hitler şahsında diktatörlükle hesaplaşmıştır.

Bütün bunların politik sonuçları da olacaktı tabii. ABD vatandaşlığını reddettiği için başlatılan karalama kampanyası; evlilikleri derken, “The Immigrant” filminde polis memurunu tekmelediği sahne ve son olarak Altına Hücum filmindeki bazı sahneler nedeniyle, komünizm propagandasıyla suçlanarak ABD’ye girmesi yasaklandı. İsviçre’ye yerleşen Chaplin, ancak 1972 yılında Oskar Özel Ödülü’nü almak için
ABD’ye geri dönecekti.

Bu arada, sağlığı da bozulmuştu artık. 1977’de tekerlekli sandalye ile hayatını devam ettirebilen Chaplin o yılın Noel’inde uykusunda hayatını kaybetti.

Ama giderken, sinema dünyasına büyük bir yaratıcılık örneği bırakırken, insanlığa da emekten yana barışçı bir tutumun unutulmaz örneklerini bıraktı. “Ben bir bireyim ve özgürlüğe inanırım. İşte benim politik görüşümün tümü budur” diyen Chaplin, Büyük Diktatör’ün sonundaki ünlü söyleviyle, bugün bile bize hala umut vermeye devam ediyor: “Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: Umutsuzluğa kapılmayın! Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak.”

Derleyen: Arif Mostarlı