Köşe yazarları

Krizi yönetme biçimi olarak OHAL


Siyasi ve toplumsal krizin iktisadi krizi derinleştirdiğini tüm konunun uzmanları dile getirse de, hükümet, hükümete yakın olanlar ve medyanın büyük bir kesimi aklını saray marifetiyle ipotekleştirdiği için, yaşanan krizin kaynağını hala dışarda aramaktadırlar. Küresel gelişmelere bağlı yaşanan dalgalanmaların etkisi yok mu, var ama bu etki tüm kırılgan ekonomilerde görülenden çok fazla değil. Bundan ötesi içeride sürdürülmeye çalışılan saray eksenli siyasetin yaratmış olduğu tahribattır.

Bu tahribat o denli büyük ki; toplumsal yaşamı parçalayan, siyaseti değersizleştiren ve ekonomiyi derin bir krize sürükleyen bir dinamiğe sahip. Bu tahribatın yaratmış olduğu sonuçların ortadan kaldırılması bile çok uzun süre bir rehabilitasyon dönemine gereksinim duyacaktır.

Tüm bu gelişmeleri hala kısır siyasi muhabbet içinde okuyanların zaman zaman yakınma ve alışılagelmiş kendi kampına sadakat içinden çıkamama hali uzlaşma, diyalog ve çözüm kanallarının kapanmasını hızlandırmakta, barış ve demokrasi karşıtı tek adam yaklaşımının elini güçlendirmektedir.

Demokratik siyasetin neden toplumsal ve iktisadi meselelerin çözümü için önemli bir zemin olduğunu hala anlayamamış olanlar, güvenlikçi politikaları savunagelse de, mevcut kriz tüm ‘önlemlere’ rağmen derinleşmeye devam ediyor. Her gün yeni bir önlem, her gün yeni bir paket açıklansa da, hatta TUİK verileri değiştirecek kadar bu göz dönmüşlüğe eşlik etse de, OHAL dönemi demokratik siyaseti tasfiye ederken ekonomiyi ve toplumsal yaşamı içinden çıkılmaz bir yere sürüklemiştir.

Büyüme rakamlarında ortaya çıkan negatif sonuçların etkisi uzun süre ekonomide etkisini sürdürecektir. İşsizlik ve yoksulluğa dair vurgularımızı sık sık yapıyoruz; şimdi makroekonomik göstergelerin, imalat sanayideki gelişmelerin ve cari işlemlerdeki rakamların ortaya koyduğu sonuçlar önümüzdeki dönemin nasıl gelişeceğini özetlemektedir. Bu gidişatın böyle olması normal. Normal olmayan siyasi meselelerle iktisadi meselelerin bağını hala kuramayanların hali…

Demokratik siyaseti savunan insanları gözaltına alan, mevcut hukuku bile ihlal ederek tutuklayan, hak ihlallerinde sınır tanımayan, tek adam rejimi için her yolun meşru olacağına inananların gerçeklikle bağı kopmuştur. Bu cenahtan bir şey beklemek anlamsızdır. Her şiddeti yeni bir şiddet dalgasıyla karşılayan, savaşın tüm coğrafyayı kaplaması için elinden geleni arkasına koymayan, güvenlik diyerek OHAL uygulamalarıyla toplumu cendereye sokanlara karşı demokratik siyaset mücadelesi yükselmelidir. HDP’ye yönelik saldırılar, eş genel başkanların ve vekillerin tutuklanması, tüm örgütsel yapıyı çalışamaz kılmaya yönelik gözaltılar, özgür basın yayın kuruluşlarına yönelik saldırılar, ihraçlar, demokratik siyaset savunusunun sesini kısmaya yöneliktir.

Yaşanan krizin sonlanmasının yolu bu sesi kısmaktan geçmiyor. Tam tersine, eğer krizi aşmak istiyorsanız önce siyaseti hızla demokratikleştirmeniz gerekiyor. Siyasetin demokratikleşmediği bir ortamda sadece iktisadi tedbirlerle yol almanın olanaklı olmadığını geçtiğimiz birkaç ay bile olanca çıplaklığıyla gösterdi. Makroekonomik gelişmelere bakıp toplumsal yaşamda, emekçilerin hayatında, halklarımızın geleceğinde ortaya çıkacak uzun süreli olumsuz yansımalarının ne olacağını kestirebiliriz. Buradan hızla geri dönülemeyeceğini, tüm bu tahribatın bir anda yok edilemeyeceğini biliyoruz, ama yine de tüm yaşanan acıları, olumsuzlukları, savaşın yoksulluğun bedellerini el birliğiyle aşmak, acıları birlikte göğüsleyebilmemiz için demokratik siyaseti var etmeliyiz. Bu var etme mücadelesini OHAL’e karşı, tek adam rejimine karşı yapacağımız mücadelemizle yaratabiliriz. Aksi halde OHAL’in normalleştiği, siyasetin değersizleştiği bir süreçte kriz içinde kavrulan bir yaşama mahkûm kalacağız. Tek’in yaşam boğuculuğuna karşı çokluğun sesiyle yeni yaşamı var edebiliriz…