Köşe yazarlarıManşet

Ölüm Allah’ın emri şu savaş olmasaydı


HDP Beşiktaş saldırısını kınadı.

Ardından TBMM’de AKP, MHP ve CHP bir ortak bildiri yayınlayarak, aynı saldırıyı kınadı.

Ahmet Hakan adındaki “rüzgar gülü”, HDP’ye sordu: Neden sen de ortak bildiriye imza atmadın, bu bildiride seni rahatsız eden ne var?

HDP’yi “neyin rahatsız ettiğini” ben bilmem. Ama beni “rahatsız edenin” ne olduğunu söyleyebilirim.

Bu bildiride beni “rahatsız eden”, bildirinin altındaki imzalar.

Eğer HDP bu bildirinin altındaki AKP , CHP ve MHP imzalarının yanına kendi ismini koysaydı, bu partiye oy vermiş bir seçmen olarak, “oyum size zehir zıkkım olsun” derdim.

Çünkü bu üç partinin oylarıyla HDP’li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. O nedenle de şimdi hapisteler.

Bu bir.

İkincisi, bu imzaların arasında CHP’nin adı neden var? Bu CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Böke daha geçtiğimiz günlerde AKP tarafından dayatılan rejimin “kitaplarda tarif edilenin tıpkısı faşizm” olduğunu söylemedi mi?

Faşizmi dayatan ve şimdi de kafa kafaya verip, faşist tek kişilik diktatörlük rejimine “anayasal” kılıf hazırlayanlarla CHP nasıl oluyor da “ortak bildiri” yayınlıyor.

Eğer demokrasiden yanaysan, faşizmi dayatanlarla ortak bildiri yayınlamayacaksın.

Gelelim şu “kınama” hikayesine…

Beşiktaş’ta patlayan bomba nedir? Durup dururken patlayan bir şey midir? Yoksa 7 Haziran seçimlerinde iktidarı kaybeden AKP ve
Saray’ın 1 Kasım seçimlerini kazanmak için 24 Temmuz’da başlattığı “savaşın” bir sonucu mudur?

Ne diyorsunuz?

Diyorlar ki, bu bir terör eylemidir.

De ki öyledir. Ne çıkar bundan? Siz hem savaş olsun, hem de terör olmasın mı diyorsunuz?

Öyle diyorsanız, ne demeye Sur’u, Cizre’yi, Lice’yi, Şırnak’ı yerle bir ettiniz? O yerle bir ettiğiniz yerler “teröristlerin Çevik Kuvvet karakolları mıydı, “terörist ordusunun kışlaları mıydı? Yerle bir ettiğiniz o yerler, sivil vatandaşlarınızın evleriydi, okullarıydı, camileriydi.

Savaşın ne olduğunu biliyoruz. Savaşta taraflar birbirlerinin müstahkem mevzilerini, kışlalarını, karakollarını, mağaralarını havaya uçururlar. Birbirlerini buldukları her yerde yok ederler. “Humanist” savaş olmaz. Ordu nerede PKK’li görürse filolarını havalandırır.

Tanklarını hareketlendirir. Ben bu orduya “ne yapıyorsun ya” filan demem. Onun görevi savaşmaktır. PKK’li de nerede bir ordu ve polis görürse, “kamyonlarını” sürer, gördüğü askeri hedefi havaya uçurur. “Uçurma” desen ne fayda. Savaşta her şey havaya uçar. O nedenle savaş “kötüdür”.

Elbette savaşta ölüm mukadderdir, ama savaşın da kuralları vardır. Örneğin sivillerin üzerine uçaktan ya da tanktan bomba atılmaz.

Sivillerin arasında “kamyon” patlatılmaz. Tersi olursa savaş suçu olur.

Ama savaşta birbirini öldürmek suç değildir. Toplu haldeki düşman hedeflerini bombaladı diye ne orduyu ne de onun savaştığı gücü kınamanın anlamı yoktur. Hatta saçmadır.

Savaşı kınayacaksın.

Beşiktaş’ta can verenler, bu kanlı savaşın kurbanlarıdır. Savaşın bütün kurbanlarına yazık olmaktadır.

Yazık olduğu içindir ki ve bizler savaş karşıtları, bu insanların ölümüne üzüldüğümüz, kahrolduğumuz için “kahrolsun savaş” demekteyiz.

AKP ne demektedir? MHP ne demektedir? CHP ne demektedir? “Terörle savaşa devam” demektedir…

Yani ordu ve polis “terörist” öldürecek. “Terörist” dedikleri de asker ve polis öldürecek. Savaş devam edecek. Bunlar da savaşın sonuçlarını kınayıp milletin gözünü boyayacak. Savaşı kınayacaksın, lanetleyeceksin, barış isteyeceksin, bunun için “barış ve çözüm sürecini” yeniden başlatacaksın.

Evet, böyle. Hem “barış ve çözüm olmaz, savaşa devam” diyecek, hem de savaşın kanlı sonuçları karşısında saçını başını numaradan yolacak.

Ardından da “terörle mücadele” diyerek hapse attığı HDP’lilerin, savaşı başlatan AKP’yle, savaşın en kanlı yandaşı MHP’yle ve AKP’yi “PKK ile masaya oturduğu” için hala suçlayan CHP’yle “terörü kınamak” üzere ortak bildiriye imza atmadığı için suçlayacaksın. Kuto bir bildiri yazmış; “masaya otur, savaşı durdur, barışı kur, ne Türk ölsün ne de Kürt”… Dedi ki, “Bu bildirinin altında insanlığın imzası var, ama Ahmet Hakan’ın imzası yok, bu bildiride onu rahatsız edenin ne olduğunu bilmiyem, anlatsa da öğrensek diyem…”