Röportaj

‘AB’nin silah satışı ikiyüzli ve trajik’


ISIS (IŞİD) barbarlığı temsil ediyor. Türkiye’nin Suriye ve Irak’a girmesi kabul edilemez. Uluslararası hukuk kurallarını çiğniyor. Rojava demokrasisi çok olumlu bir prototiptir. İyi bir demokratik zemindir, bütün halkların varlığını kabul ediyor ve saygı duyuyor. Bütün inançsal yapılara saygı duyuyor. Bütün halklara barış gelmesi için de dayanışmamız birlikteliğimiz sürecek.

M. ALİ ÇELEBİ

Yunanistan’da SYRIZA (Radikal Sol Koalisyon. Büyük sol dalga yaratıp 25 Ocak 2015 seçiminde birinci parti olarak sandıktan çıktı, ANEL ile koalisyon kurdu. (Temmuz ayındaki referandumda halkın yüzde 61,3’ü Troyka şartlarının kabul edilmemesini istedi. SYRIZA 20 Eylül 2015’teki erken seçimde de birinci oldu. Sağcı ANEL ile ikinci kez koalisyon kurdu) SYRIZA rüzgarı sonrası ilk kabinede Enerji Bakanı Panagiotis Lafazanis idi. Bir süre sonra Tsipras’ın Troyka ile anlaşma Mecliste oylanırken 43 milletvekili ‘hayır’ oyu verdi. SYRIZA Lideri Alexis Tsipras da erken seçim kararı aldı. Troyka (AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası) ile anlaşmaya varılması ve Tsipras 20 Ağustos’ta istifasını verip erken seçim kararı alınması üzerine sol damarının zayıflatılmasını gerekçe gösteren 25 milletvekiliyle istifa etti. Sol Platform adlı gruba sonrası başka vekiller de katıldı, grup Ağustos 2015’te Halk Birliği Partisi (Laiki Enotita) kurdu. Meclis’te üçüncü parti haline gelen, üç blokun bileşimi olan Halk Birliği Lideri Panagiotis Lafazanis idi. Emek Partisi’nin davetlisi olarak geldiği İstanbul’da yakaladık. Lafazanis; Yunanistan’daki dengeler, Doğu Akdeniz doğalgaz denklemi, Kıbrıs, Türkiye’nin Lozan ile Ege adalarını tartışmaya açması ve Kürtlerin pozisyonuna dair sorularımızı yanıtladı.

* SYRIZA hükümetinde enerji bakanıydınız. Sizin de içinden çıktığınız SYRIZA sol hareketlerin olduğu yerlerde umut ışığı oldu. SYRIZA’yı iktidara hangi faktörler taşıdı?

SYRIZA halkın desteğini alarak geldi. Çünkü Troyka anlaşmasını ve şartlarını kabul etmeyecekti. Yunan halkını çok zor duruma sokmuştu Troyka’nın, yani AB’nin ve IMF’in şartlarını kabul etmeyerek yöneteceğini halka ilan etmişti. Radikal demokratik ve sosyalist program çizerek, halka bu yönde sözler vererek iktidara geldi. Kriz ve daha önceki partilerin siyasetleri insanları SYRIZA’ya yönlendirip iktidara taşıdı.

* Temel olarak nerede ayrışma oldu da siz istifa ettiniz ve Ağustos 2015’te Laiki Enotita’yı, Halk Birliği’ni kurarak başına geçtiniz?

Malesef SYRIZA’nın yönetici kesimi halktan aldığı yetkiye ihanet etti. Referanduma, halktan aldığı yetkiye aykırı davrandı. Ülkenin, halkın çıkarlarından çok Avrupa Birliği içinde kalma gibi bir politikaya girdi. AB içinde kalarak yeni bir Troyka anlaşması imzaladı.

SYRIZA’dan tek sebeple ayrıldık. SYRIZA öz programından uzaklaştı, halkın yetkisine ihanet etti. Trokya şartlarını kabul etmemesi gerekirken, tamamen onlara uyum sağladı. Ve yeni bir Troyka anlaşmasına imza atınca artık Tsipras SYRIZA’a içinde kalmamız mümkün değildi. Tamamen yıkıma giden bir politikaya destek vermemiz mümkün değildi. Meclise geldiğinde SYRIZA’nın 40 kadar milletvekili aksi yönde oy kullandı. Troykanın uyguladığı ilk anlaşma diğer sağ partilerin desteğiyle Meclis’ten geçti. Tsipras, halkın, ülkenin menfaatlerinin dışında davranarak halka verdiği sözleri tutmadı. AB içinde kalmayı kabul etti. Oysa ki Troyka anlaşmasını kabul etmememiz için mecburen AB içinden çıkmamız gerekiyordu.

‘Borçları ödemeyeceğiz’

* Halk Birliği iktidara geldiğinde nasıl bir program uygulayacak. Örneğin Troyka’yı yönlendiren Almanya gibi ülkelere karşı… Yine borçları ödememe resti çekilecek mi?

Almanya etkisi doğrudur. Hükümet olarak ilk yapacağımız Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden çıkmasıdır. Yunanistan çıksın ve kendi ulusal para birimini kullansın istiyoruz. Neo-liberalist politikalara karşı duracağız. Borçların ödenmemesi konusunda karar alacağız. Borçları ödemeyeceğiz. Borçları sileceğiz. İlk eylemimiz borçların ödenmemesi konusunda olacak.

* Yunanistan’ın ne kadar borcu var?

5Lafazanis-dekupe320 milyar Euro borç var. GSMH’nin yüzde 80’ine denk geliyor. Bu kabule edilemez. Ödenmesi mümkün değil bu şartlarda. Ne kadar şartları zorlasan bile bu borçları ödeyemezsin. O yüzden borçların silinmesi konusunda ısrarlıyız. Bu konuda geri adım atmıyoruz. Ve özel borçların, bankalardan küçük girişimcilerin aldığı borçların da silinmesi konusunda çabamız olacak. Yani kamusal borcun dışında özel borçlar da çok yüksek derecede. Hareketimizin bir adımı da bankaların millileştirilmesi olacak. Bankalar halktan çalıyorlar, halkı sömürüyorlar. Bankaların tamamen kamu denetiminde yeni bir kredi politikası izlemesi gerekir. Eşit vergilendirme sistemi, yoksulluğa karşı mücadele ve özelleştirmeye karşı bir politika izleyeceğiz. Küçük girişimcilerin ve çiftçileri destekleyeceğiz. Programız realist bir program. Bu mücadele ve birlikle bunun gerçekleştirilmesi mümkündür. Yunan halkının desteği ve oylarıyla bu mümkün. Böyle bir programla ülkenin nefes almasını sağlayabiliriz.

Troyka’ya karşı anti-cephe oluşturulmalı

* 8 Aralık’ta Yunanistan’da özel sektör ve kamudaki emekçiler bir kez daha greve gitti. Bu gibi çalkantılar karşısında sol hükümetler çözüm üretmeyince Altın Şafak gibi faşist partiler Avrupa’da yükseliyor… Fotoğrafını çektiğinizde grev dalgalarının ulaşacağı yeri ve Altın Şafak’ı nerde görüyorsunuz?

İlk başta SYRIZA artık sol bir parti olarak değerlendirilemez. Tamamen yön değiştirdi, karşı tarafa geçti. Tabi ki halk hükümetin politikasına karşı mücadele ediyor. Bu karşı çıkış bizim istediğimiz büyüklükte değil. Yani bu mücadele o kadar büyük olsaydı belki hükümet yanlış yaptığının farkına varabilirdi. Yunanistan halkı büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Yeniden yeni bir harekete henüz inanmıyor halk. Tabi bu iklim gittikçe değişiyor. Millet artık şunun farkına varıyor: Böyle olmaz, Böyle gitmez. Tsipras en son 4. Troyka anlaşmasını yaptı. Üçüncüsü 2018 içindi. 2018 sonrası için de 4. anlaşmayı da imzaladı. Bu durumdan ırkçı, milliyetçi gruplar, Nazist hareketler faydalanmaya başladılar. Şu anda faşist Altın Şafak üçüncü partidir. Ama tabi ki tam gücü yakalamaları, yönetime gelmeleri mümkün değil. Bizim önerdiğimiz Troyka’ya karşı anti-cephe oluşturabilirsek durum demokrasiye ve sola doğru gelişebilir. Bunun tek anahtarı anti-Troykacıların kendi aralarında kavga yerine yan yana gelerek mücadele etmeleridir.

Yunanistan İsrail uydusu olmamalı

* Enerji Bakanıydınız, sahayı biliyorsunuz. Ocak 2016’da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, enerji denklemi için görüşmeler yapmıştı. 8 Aralık’da da üç lider İsrail’de bir araya geldi. Doğu Akdeniz doğalgazı ve taşınması konuşuluyor. Mısır denkleme katılmak istiyor. Türkiye’nin rezervleri var. Sizce Doğu Akdeniz’de oluşmakta olan doğalgaz denklemi petrol bölgelerindeki gibi kaos mu barış mı getirecek?

Enerji anlaşmaları uluslararası hukuk çerçevesinde, özellikle deniz hukuku çerçevesi olursa bütün halklara faydalı olacaktır. Bölgenin bütün ülkeleri uluslararası hukuk çerçevesinde bir araya gelip çözüm üretmeli. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs üçlü görüşmesinin belki enerji meselesinde ön açıcı yönü var. Ancak politik-stratejik bir denge yaratılmaya çalışılıyor. İsrail tabi burada daha etkili konumda olacaktır. Biz Yunanistan’ın İsrail uydusu olmasını kabul etmiyoruz. İsrail, işgalci ve emperyalist bir güç. Yayılmacı bir güç. Zaten Yunanistan, ABD ve AB tarafından sömürülen bir ülke. Bu sebeple İsrail’in istediklerinin dışında bir politika izlemeleri mümkün değil. Yunanistan’ın bağımsız bir politikası olması lazım. Emperyalizm bağlarından kendisini koparması lazım. Çok yönlü dış politika izlemesi lazım. Ve geniş uluslararası bir ekonomi politikası uygulaması lazım…

Kıbrıs çözümü askerlerin çekilmesinde

* Türkiye bazen misilleme için Akdeniz’e sondaj gemileri gönderiyor. Denklemde Türkiye’nin rezervleri nasıl tolere edilecek?

BM’nin çoğu ülkesi Uluslararası Deniz Hukukunu kabul etmiştir. AB ülkeleri de bu konuda belli uyum içindeler. Kıbrıs bağımsız bir ülke. Uluslararası Deniz Hukukundan kaynaklı hakları var. Türkiye’nin bu çerçeveye, deniz hukuku şartlarına saygı duyması gerekir. Hem Yunanistan’ın, hem Kıbrıs’ın haklarına uluslararası hukuk çerçevesinde saygı duyması gerekir. Türkiye’nin AB’ye girmesinin ön şartlarından biri de Uluslararası Deniz Hukukunu kabul etmesidir. Deniz Hukuku çerçevesinde hareket etmesidir. Türkiye, Uluslararası Deniz Hukuku şartlarını kabul ederse, saygı duyarsa bütün farklılıkları çözebiliriz. Ki diyalogla çözebiliriz. Diyalogla çözülmeyen meselelerin de uluslararası mahkemelerde çözüme kavuşturulması mümkün.

* Kıbrıs liderleri Nikos Anastasiadis ve Mustafa Akıncı’nın BM nezaretindeki müzakereleri sonucu 2016’da umut rüzgarı esti. Liderler ilerleme kaydedildiğini, 2016’da anlaşmaya mutlaka varılması yönünde demeçler oldu. Montrö’de sonuç çıkmadı, müzakereler 2017’ye sarktı. Halk Birliği’nin çözümünüz ne?

Kıbrıs meselesinin çözülmesi acildir. Tabii ki çözümün iki taraflı olması lazım. Saygı çerçevesinde olması lazım ve hukuki olması lazım. Hukuki ve yaşanabilir çözüm hem Türkiye için hem Yunanistan için hem tüm bölge için elbette anlaşılır ve kabul edilebilir olacaktır. Akıncı ve Anastasiadis arasındaki görüşmelerle sorunlar çözülebilir. Kıbrıs meselesinin çözümü yabancı güçlerin çekilmesinde. Çözüm yabancı üslerle, yabancı güçlerle mümkün değildir. Bunun Kıbrıs meselesinin çözümünde geleceği yoktur. Yabancı müdahalelerle çözülmesi mümkün değildir. Yabancı güçlerin olduğu bir yerde bağımsız ve federatif bir yönetimin kurulması mümkün değil. Özellikle şu an İngiltere üslerinin bulunduğu bir yerde çözüm beklemek zor. Bağımsız, özgür ve federatif yapı yabancı güçlerin olduğu bir ortamda oluşturulamaz.

* Kritik başlıklar TSK’nın varlığı, harita ve toprak meselesinin çözümü nasıl olacak?

Asıl çözmesi gerekenler Kıbrıs Rum kesimi ve Türk kesimi. Tabii ki varsa başka milletlerden orada yaşayan halklar onlar karar verecek. Yani ne Yunanistan ne de Türkiye orada garantör olması lazım. Onların Kıbrıs meselesine karışmaması lazım. Tamamen bağımsız bir yapıya kavuşması için yabancı üslerin gitmesi lazım. Bir ülke içinde yabancı güçler varsa tabiî ki bağımsız değildir. Kıbrıs için çözüm başta federatif yapıda… Yabancı güçler olmayacak ve kendi başına yürüyebilen bir ülke olması lazım.

* Erdoğan 2016 da sık sık Lozan’ı gündeme getirdi. Bir de 12 adaları tartışmaya açtı. Ankara’nın bu stratejisini halkın birliği nasıl okuyor?

Tabii ki bu açıklamaları büyük bir kaygıyla karşıladık. Özellikler Erdoğan’ın Lozan Antlaşması konusundaki şüphelerinin olması bizi kaygılandırdı. Lozan Antlaşması bölgemizin sınırlarını belirliyor. Eğer Lozan’la ilgili bir şüphe varsa bölgemiz karışıklığa doğru gidecektir. Çatışmalar başlayacaktır. Biz Lozan Antlaşması şartlarına saygı duyuyoruz, saygı duymamız lazım. Bölgenin sınırlarına saygı duymamız lazım. Ve uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmemiz gerek.

5Lafazanis2

‘Simitis hükümeti Kürtlere ihanet etti’

* Kürtleri yakından izliyorsunuz. Ne zaman tanıştınız Kürt gerçekliğiyle. Gelinen noktada çözüm süreci askıya alınmasını, Sur, Cizre gibi yerlerdeki operasyonları nasıl okuyorsunuz?

Ben öğrencilik yıllarımdan beri, 1970’lerden beri Kürt hareketini ve Kürt mücadelesini büyük ilgiyle takip ediyorum. Kürt mücadelesini yürüten bütün mücadelecileri tanıyorum. Irak, Suriye, Türkiye ve İran’dan bütün Kürtlerle ilişkilerim var, bağlarım var. Kürtlerle beraber Yunanistan da ortak mücadele yürüttük. Kürtlerle ilgili Yunanistan’dan Türkiye tarafından istenen taleplerin kabul edilmemesi konusunda büyük mücadele verdik. Şu dönemde özellikle Kürtler yoğun bir baskı yaşıyorlar. Özellikle Erdoğan hükümeti tarafından. HDP milletvekilleri ve eşbaşkanların tutuklanmasını biz bunları daha önce kınadık. Bu tutuklamalar Türkiye de demokrasinin bitirilmesi çabasıdır. Mecliste bugün üçüncü parti olan bir partinin vekillerinin cezaevinde tutulması kabul edilemez. Maalesef ki ziyaret etmek istesek de edemiyoruz. Türkiye bu şekilde ilerleyemez. Böyle demokrasiyi, adaleti sağlayamaz eğer ki Kürt halkının hak ve özgürlüklerini tanımazsa.

Bu vesileyle büyük, yoğun üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Özellikle Öcalan’ın Yunan hükümeti tarafından MİT’in eline teslim edilmesi konusunda büyük üzüntü duyuyorum. Yunan hükümetine bu barbar hareketinden dolayı büyük tepki verdik. Yunan halkının bu ihanetle hiçbir alakası yoktur. Tam tersi Yunan halkı Kürtlere kardeşlik ve sevgi besliyor.

* Öcalan’ın iade sürecinde Yunanistan’da başrolü kim oynadı?

Bir tane değildi. Bir takımdı, gruptu. Bakanlar grubuydu. Tabi ki Başbakan Simitis. (Konstantinos Simitis)

* Peki neyin karşılığında?

Amerika ve Türkiye’nin tepkisini almamak için Öcalan’ı teslim etti.

‘Türkiye’nin Suriye’ye girmesi kabul edilemez’

* Yunanistan, İtalya gibi ülkeleri de etkileyen mülteci akınına neden olan Suriye’deki iç savaş, IŞİD, El Nusra gibi cihadist yapılar büyüdü. Diğer tarafta Rojava’da kantonlar sözkonusu. Tabloyu Yunan halkı ve Halkın Birliği nasıl değerlendiriyor?

ISIS (IŞİD) barbarlığı temsil ediyor. Türkiye’nin Suriye ve Irak’a girmesi kabul edilemez. Uluslararası hukuk kurallarını çiğniyor. Rojava demokrasisi çok olumlu bir prototiptir. İyi bir prototip, iyi bir demokratik zemindir, bütün halkların varlığını kabul ediyor ve saygı duyuyor. Bütün inançsal yapılara saygı duyuyor. Ve kadın haklarını savunması kadın mücadelesini yürütmesi açısından önemli bir prototiptir. Kürt kadınları özellikle Kobane’de iyi bir mücadele yürüttüler. Kobane’nin özgürleşmesi konusunda. Rojava ile Ortadoğu’da demokrasinin kurulması konusunda dayanışmamız sürüyor. Bütün halklara barış gelmesi için de dayanışmamız birlikteliğimiz sürecek.

AB ikiyüzlülüğü tehlikeli hal alıyor

* Mültecilerin yükünü İtalya’nın Yunanistan’ın sırtına veren AB hem mültecilerden yakınırken; mülteci akınına sebep olan Ortadoğu’daki ülkeleri, cihadist grupları neden silahlandırılıyor?

AB’nin büyük sorumluluğu var bölgedeki savaşın gelişmesinde. AB uluslararası kanunları çiğniyor. Mülteci konusunda yasaları çiğniyor. Bütün sınırlarını kapatıp mültecilerin geçişlerini engelliyor. Ve hiçbir şey de yapmıyor. AB özellikle Yunanistan’ın kuzey sınırlarının kapanması konusunda oradaki ülkeleri cesaretlendiriyor. Silah satışı trajik ve kabul edilemez bir şeydir. Bir taraftan “kınıyoruz” diyorlar, “faşizmi ve barbarlığı kabul etmiyoruz” diyorlar, diğer taraftan silah satışı yapıyorlar. AB’nin ikiyüzlülüğü çok trajik ve çok büyük ve maalesef daha büyük tehlikeli bir hal alıyor.

*Çeviri için Ferhat Boğatekin’e teşekkürler.

Önceki

Sioux’lar kazandığında biz de kazanmış sayılıyoruz

Sonraki

HDP ve HDK'den saldırı açıklaması