Köşe yazarlarıManşet

Hayalsizliğin kırıklığı


Gerçek hayatta görülecek bir şey olmaktan çıktı. Hayal kırıklığı, bir inanç yarılmasıydı. Öyleyse yıkılmak, parçalanmak bile ancak hayatının herhangi bir anında gerçekte inanabilecek kadar saf, katışıksız ve katı olmayı seçenin ayrıcalığı olabilirdi. Sadece inananların maruz kalabildiği bir şey, geriye kalanları yüklenmeyi lüzumsuz bulduğu ve kendinden kılmadığı bir ağırlığı taşımaktan kurtarır. Hissettiklerinin dayanılmaz şiddeti altında güçsüzlüğüne apansız çatlayıvermek, bütün gövde adına yüreğin üstlendiği yıkımdı. Bir süreç değil, anda beliren şaşkınlıktı hayal kırıklığı. Bilinenin bilinmeyenden devraldığı gerilim bir biçime dökemediyse, canlılığını doğrulayabilmek için ruhun seçebileceği göz alıcı nihai tek rengi de ancak her şeyin renksizliği olmayı gönüllü olarak üstlenen solgunluk olabilirdi öyleyse.

Bir filmde, bir kitabın sayfaları arasında ya da bir tiyatro sahnesinde olağanüstü bir an olarak karşılaştığımızda sönüp gitmiş geçmişin bu ani ama olağan dirilişi sarsıcı bir etki bırakır. Gerçek hayatta yitirdiğimiz bir şey sanatın imkanlarıyla görünür kılındığında, onu yine kendimiz kılmak bizi bir anlığına sersemletir. Gövde yabancı bir cismin kuvvetine, yürek alışılmadık bir ağırlığa maruz kalmış gibi bir dengesizlik içinde yalpalar. Manevi alanda yaşanan duygusal sıkışmayı, gövdenin hareketlerindeki tutarsızlıklar izler. Gerçek hayatta artık karşılığı olmayan şeyin karşılığı olarak bir hayal kırıklığı sahnesinin canlandırılması, bugün gerçekte yaşanabilecek olandan daha fazla gerçek, deneyim ve izlenimle yüklü olmasının tüm başarısı, bu duygunun izleyene olan yabancılığı ve uzaklığından gelir. Sanatın başarısı ama öte yandan bildiğine eskimiş, gelişimine yabancı düşmüş insanın hayat karşısındaki yenilgisi.

Aklı sürekli olarak yoklayanın yüreğe sadece basıp geçerken yarattığı gevşek burkulmanın alışıldık kıldığı, duygusuzluğun duygusu artık. Düşte olanın gerçeğe değil, gerçekte olanın düşe aktarma çabasının-çabasızlığının bilinç ötesi yinelenmesi. Bükülmez ve sürekli olan inançtı, onun yıkımı hayal kırıklığıydı. Taşınmamış bir şeyin ağırlığı hissedilebilir mi hiç? Yarılmanın aralığından görülen, bir zamanlar var olanın yokluğu. Öyleyse bir zamanlar var olmayan bir şeyin yokluğu nasıl bir yoksunluk duygusuyla belirebilir ki? Bir temsilde, sahnelenen bir olayda karşılaşırken sarsıntı yaratan, gerçek hayatta sürekli tekrarlanan ama hiçbir şekilde etki etmeyenin en basit, en kaba vurgusu. Kökle ilişiği kesilmiş tomurcuğun, kendini kaynağıyla açıklayan yalancı çiçeklenmesi.

Çok önceden yaşanması gereken bir kırılma, içsel eğilimlerle uyumu gözettiğince onaylandıktan ve bir alışkanlık gücü kazandıktan sonra, reddedilmesi gereken tarafından sadece reddedildiği için bir şaşkınlığa bürünmek, sanattan kabaca rol çalan ruhun, aklı çıkarına koşturduğu duygunun sahtekarlığı. Gerçek hayatta sürekli karşılaştığı halde zihninde en ufak bir iz bırakmayan olayın kaba bir temsilinin yıllar boyu belleğe çakılıp kalması gerçeğin kendini duyurma güçsüzlüğünden öte, görüntünün değerini deneyime üstün kılan tercihle ilgili. Sahte olduğu oranda sahici olan, aldattığına aldandığı oranda kıymetlenen için, gerçeğin duygusu ve inancı nasıl bir değişmezliğe yaslansın ki herhangi bir sarsıntı hayallerini kırıp döksün?

Şimdinin konusu değil hayal kırıklığı. Görünüşle ilişiği olmayan bir inancın, bugün tanımlanamayan bir duygunun burukluğu hiç değil. O, ihanetçisinin maskesini çıkardığında İskoç soylusu Bruce ile göz göze gelen William Allace’ın yüzünde gördüğümüz bir şey olabilir ancak. Bir şey söylemeden her şeyi tek bir film sahnesinde anlatan eski zamanlara, bilinmedik yaşantılara ait bir şey. Tüm bir tabiat adına kalbin üstlendiği yıkımsa hayal kırıklığı, yıkıcının baskıcı ilkesiyle dün sessizce birleşenin bugünkü hayal kırıklığı da en fazla hayalinin gerçekleşmesi olabilir. Sevmekten kendini alamadığı hayatla, cazibesinden korktuğu ölümün arasında acı çeken insanın sahiciliğinden gelmiyor; bir yalandır bugün bir film sahnesinden aşırılıp gerçek hayata uyarlanan. Yani bir düş kırıklığı yok, o inancı gerektirirdi. Bu en yakıcı gerçeği anlamak için bile bugün insan ruhunun erişemeyeceği bir soğukluğa ihtiyacımız var bizim artık.