Haber AnalizManşet

Bab kapısında yeni hamleler


Kürtlerin herhangi bir statü elde etmemesi için yoğun bir çaba içerisine giren Türkiye, daha önce kavgalı olduğu herkesten kâh özür dileyerek kâh tavizler vererek dörtnala Suriye’de işgale girişirken; Bab kapılarında peş peşe darbeler aldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Bab’ı aldıktan sonra Menbiç’i de YPG’den temizleyeceğiz” sözlerinden sonra Minbic’in batı köylerine TSK tarafından havadan ve karadan saldırılar başlatıldı.

“Fırat Kalkanı” isimli hareket için ABD ve Rusya’dan belirli ölçüde izin alan Türkiye’nin Bab’a yaklaşmasıyla sahadaki bütün güçler (Suriye rejimi, rejime bağlı Hizbullah, İran güçleri, Demoktatik Suriye Güçleri (QSD), DAİŞ, ÖSO ve Türkiye) bir anda kafa kafaya gelme durumu yaşıyor.

Mevcut haliyle bütün güçlerin Bab çevresine odaklanması; her güç için rakiplerine “iyi bir ders verme” sahasına dönüşmüşken; aynı zamanda “yeni ittifaklar geliştirme” ve “yeni oluşumların kuruluş” zemini de doğurdu.

“Yeni ittifaklar” ve “yeni oluşumlar” kısmına geçmeden önce mevcut tabloya bir kez daha bakarsak;

Bab’ın kuzeyinde Türkiye ve ona bağlı gruplar bulunuyor. Bunların Bab kent merkezi sınırlarına uzaklıkları yer yer 2 kilometreye kadar inebiliyor. Bab’ın hemen güneyindeki Suriye rejim güçlerinin merkeze uzaklıkları 9 kilometre.

Kentin batısından QSD bileşeni Devrimci Güçler bulunuyor. Devrimci Güçler’in Bab’a uzaklığı ise 11 kilometre. Kentin doğusunda ise QSD bileşeni Minbic Askeri Meclisi bulunuyor ve onların merkeze uzaklığı ise 13 kilometre kadar.

DAİŞ ise tüm bu güçlerin arasında “farklı kutuplar arasındaki çelişkilerden yararlanarak” varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Tüm bu veriler askeri açıdan bazı anlamlar ifade edebilir, ancak Bab’ın DAİŞ’ten temizlenmesi askeri bir meselenin ötesinde siyasi bir mesele.

Türkiye’nin 24 Ağustos’ta Suriye’ye girmesinden sonra Suriye hava sahası Rusya ve Suriye tarafından zaman zaman Türkiye’ye kapanmıştı.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 1 Kasım’da Rusya’ya yaptığı ziyaret ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın neredeyse günde iki defa Rusya Lideri Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmelerle bu hava sahası yasağı zaman zaman esnetiliyor.

Türkiye, “özür ve taviz”lere ek olarak DAİŞ ile yaptıkları danışıklı dövüşle Bab kapılarına dayandıktan sonra en büyük şamarı da Rusya’dan yedi.

Rus uçağının düşürülmesinin yıldönümü olan 24 Kasım’da Bab’ın kuzeyinde Türk askerlerine Suriye uçakları tarafından hava saldırısı yapıldı. Saldırının arkasında -Türk yetkililer sussa da- Rusya ve İran’ın olduğuna dair güçlü ibareler var.

QSD ve YPG/YPJ güçlerinin Minbic’ten çekilmesinin ardından Türkiye tarafından Minbic ile Bab arasındaki köylere havadan ve karadan yapılan saldırılar ise Türkiye’nin asıl hedefini gösteriyor.

Ancak Minbic Askeri Meclisi’nden aldığı yanıtlar, bu işin öyle kolay olmayacağını gösterirken; Suriye ordusunun Bab’ın güneyinde hazırlık yapması işin zorluk derecesini daha da arttırıyor.

Halep’te El Nusya ve Ehrar El Şam çeteleri öncülüğündeki gruplara karşı amansız bir savaş veren Suriye rejiminin Bab’ı Türkiye’ye bırakmasının ön şartı olarak daha önceleri Halep’in boşaltılması geliyordu. Formül, “Al Bab’ı, ver Halep’i” şeklindeydi.

Erdoğan, bunu 26’ncı muhtarlar toplantısında Putin’in El Nusra’nın Halep’ten çıkması için kendisinden “ricada bulunduğunu” kendisinin de “gerekli talimatı verdiğini” sözleriyle itiraf etmişti.

Gelinen aşamada El Nusra ve diğer gruplar, Halep’ten çıkmak bir yana, bunu “kabul edilemez” ilan etti. Halep’te ödevini yapamayan Türkiye, şimdi Bab kurdelesini istiyor. Rusya, bu konuda Türkiye ile anlaşsa bile sahadaki diğer müttefikler İran ve Suriye’ye de bakmak gerekiyor.

Nitekim bu üçlünün ajandalarının aynı olduğunu söylemek de zor. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 26 Kasım günü sabah saat 04:00’dt Tahran ziyaretini de bu eksende okuyabiliriz.

ABD’deki yönetim değişikliği curcunasından faydalanıp bir “oldu-bitti” ile Bab’ı ele geçirmek isteyen Türkiye’yi, Bab kapılarında zor günler bekliyor.

Türkiye’nin desteklediği kırk yamalı bohçayı andıran grupların savaş kabiliyeti ve evveliyatları göz önünde bulundurulduğunda hava sahası açılmadan Bab’ı ele geçirmeleri çok zor. Hava sahası açılsa bile DAİŞ’in direnmesi halinde de bu grupların Bab’ı alması çok zor. Geriye TSK’nin savaşa girmesi kalır…

Sahadan gelen bilgilere göre Türkiye, Bab’ta DAİŞ kadrolarından bazı yeni gruplar üreterek birkaç rotuşla bunu dünyaya yurtturmaya çalışıyor.

Bunun başarısı sahadaki test sürüşüyle belli olacak ancak QSD’nin de bunu izlemeyeceği ortada. Neticede QSD, yereldeki birçok grubun stratejik ortaklığı ile oluşmuş ve uluslararası-bölgesel güçlerle de stratejik ve taktik ittifaklar yapabilen yapı.

Mevcut tabloda bir gücün Bab’ın yekûnuna hakim olması zor görünüyor. Kimileri taktiksel de olsa bölgedeki “yeni ittifaklar” ve “yeni oluşumlar”ın daha belirgin/etkin olacağı bir döneme giriyoruz.

Son söz olarak, nasıl ki “Halep oradaysa arşın burada” deniliyorsa, “bir benim yanmamla Halep kurtulmaz ki” diye bir söz de var…

Ersin Çaksu / Haber – Analiz