Kültür-SanatManşet

Pastoral Amerika’nın ‘sıradanlaşan kötülüğü’


‘Pastoral Amerika’, Merry ile onu kurtarma çabası içinde olan babasının hikayesine odaklanıyor. Merry’nin sistem karşıtı ‘aşırı’ fikirler ile çocukken gösterdiği ‘semptomları’ özdeşleştiren film, kurduğu bu ideolojik bağla Hollywood sinemasının kötülüğün sıradanlaşan anlatımı olarak yine karşımızda

Önder Elaldı

Bir Hollywood klasiği olan “Pastoral Amerika” filmi, ABD’de yaşayan orta sınıf bir ailede geçen baba-kız hikayesini anlatıyor. Film, Levov ailesinin kızı Merry’nin sistem karşıtı politik fikirleri savunması ile birlikte babasının onu bu fikirlerin ortaya çıkaracağı kötülüklerden kurtarma çabasına odaklanıyor. Ünlü oyuncu Ewan McGregor’ın ilk yönetmenlik denemesi olan filmde, McGregor kendi filminde de baba rolünde. Phillip Roth’un Pulitzer ödüllü romanından sinemaya uyarlanan film boyunca, sistem karşıtı bir fikrin savunucusu olarak küçük yaşlarda ‘hastalıklı’ bir hale büründürülüp kriminalleştirilen Merry’nin dramını izleriz. Bu formülasyon ile sistem karşıtı fikirler ve ‘hastalık’ arasında Hollywood sinemasının sıkça kurduğu bağ, Hollywood’un kötülüğün sıradanlaşan anlatımı olarak yine karşımızdadır

11pastoralayrinti

‘Hastalığın doğurduğu politik fikirler

Yazar Nathan Zuckerman’ın okul yıllarından tanıdığı Seymour Levov’un hikayesinin anlatımıyla başlayan film, bu çekirdek aile üzerinden şekillenir. Aile, okulun yıldız atleti, şimdinin başarılı işadamı Seymour Levov ile eski güzellik kraliçesi eşi Dawn Levov ve küçük kızları Merry’den oluşmaktadır. Phillip Roth’un Pulitzer ödüllü romanından sinemaya uyarlanan “Pastoral Amerika”, bu çekirdek aile anlatısı üzerinden bir baba-kız hikayesine odaklanıyor. Mutlu bir orta sınıf aile profili çizen Levovlar, Merry’nin bazı ‘kötü’ davranışları yüzünden ortaya çıkan kekemeliği ile bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmeye başlarlar. Çareyi psikologda arayan aile, kızlarının ‘hastalığına’ çözüm bulmaya çalışır. Annesine olan kıskançlığı, babası gibi ideal biri olamama korkusu Merry’nin ‘hastalığının’ nedenidir. Filmin akışıyla birlikte hikayenin kodları çözülmeye başlar. Hikayenin Merry’e neden bu ‘hastalık’ rolünü biçtiğini daha sonra dünya ile kuracağı politik ilişki biçiminde görürüz.

11pastoral3

Merry’nin fikirleri karantinada

Merry, ileriki yıllarda sistemin yarattığı eşitsizliklere karşı duruş sergileyen bir düşünceyi savunacağından zaten daha küçükken ‘hasta’ olmalıdır. 11fastoralafisHollywood klişesi olan bu düşünce sistematiği ‘hastalık’ ile politik fikirlerin tercih edilmesi arasında bağ kurarak sistem karşıtı fikirlerin doğacağı yerin ‘kötülüğüne’ işaret eder böylece Merry ile fikirlerini film boyunca karantinaya alır. Gün geçtikçe ailesi ile politik fikirleri konusunda çatışmalar yaşayan Merry, annesi ile bağını koparırken babasıyla ise kimi düşünceler konusunda hâlâ müzakere edilebilecek noktalar olduğunu düşünür. Bu tartışmalarda ‘aşırı’ fikirlere sahip olarak kriminalize edilen Merry’in üzerinde bu kriminal bakış film boyunca bir hayalet gibi dolaşmayı sürdürür. 68 Kuşağının oluşmaya başladığı yıllarda artık fikirlerini hayata geçireceği yaşa gelen Merry, sistemin şiddet eylemleri ile sarsılacağına inanan fikrin savunucusudur. İlk eylemi ise postane bombalama eylemidir. Bir sivilin öldüğü eylemden sonra yer altına çekilmek zorunda kalan Merry ile babasının onu kurturma çabası bizleri hikayenin odağına çekmeye başlar.

Babanın tutkusu da ‘patolojik’

11pedZuckerman’ın daha hikayenin başlangıcında anlattığı kızını bırakamadığı için bütün hayatı mahvoldu sözü anlamını bulmaya başlar. Eylemden sonra büyük acılar yaşayan anne artık kızını bırakmıştır. Baba ise kızından vazgeçmek bir yana bütün hayatını onu görmeye adar. Bu noktadan sonra babanın kızını bulma tutkusu ve fedakarlıkları hikayenin ana izleği haline gelir. Babanın bu tutkusunun patolojik görülmesine neden olan bir algıyı üreten filmde, bu algıyla birlikte Seymour’un ölümüne gidecek olaylar silsilesini izleriz.