Köşe yazarlarıManşet

‘Milli tarım projesi’ ve kaçakçı çiftçiler!


Günümüzde ‘Milli’ sözcüğü, sadece sermayenin sınırsızca at koşturacağı işaretli alanı ihtiva eder. Milli ekonomi, milli gelir, Misak-ı milli, milli güvenlik, milli irade ve milli savunma gibi ortaya konan kavramlar ne emekçi halkların ne de doğanın haklarını içermez. Muktedir sınıfların çıkarlarını korumak amacıyla kullanılır ve geniş halk yığınlarının bu sözcükle bir aidiyet kurması sağlanarak aslında sınıfsal olan çıkarlar maskelenir ve halklar sermayenin çıkarlarının birer bekçisine dönüştürülür.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, 14 Kasım 2016 günü ‘Milli Tarım Projesi’ni açıkladı. Milli kelimesinin halkın genel çıkarlarını tarif etmediği aksine sadece ve sadece sermayeyi tarif ettiğini bu açıklamanın içeriğinde net görmek mümkündür. Hükümet, 2018 yılı başından itibaren “sertifikasız” tohumun hayatımızdan çıkacağını ve tarımın sadece sertifikalı tohumlarla yapılacağını, 21 Kasım 2016 günü yapılan bakanlar kurulu toplantısı sonrası ilan etti. Bu ilanın anlamı, bundan böyle tarım faaliyetleri tamamen tohum tekellerinin egemenliğinde yapılacak.

Tohum tekelleri mutlu!

Bu karar, 2006 yılında çıkan tohum yasasının tamamlayıcısı olduğu görülüyor. Tohum yasası için o günlerde hükümet yetkilileri tarım şaha kalkacak derken, tohum şirketleri ise sevinç naraları atmışlardı. Bugünde değişen bir şey yok, Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Yıldıray Gençer, yaptığı açıklamada mutluluğunu ortaya koyarak şu sözleri ifade etti: “2018 yılından itibaren toprağa düşen her tohum sertifikalı olursa, bizde sektör olarak sertifikalı tohum üretimini kısa sürede 2 katına çıkarırız, sonra da bu süreç katlanarak devam eder.”

Gencer, “Bu karar, Milli Tarım Projesi’nin ana hedeflerinden birisi, çiftçimizin ‘kaçak’ ve ‘sahte’ tohumlara yönelmemesi demektir. Türk çiftçisi ve tohumculuk sektörü artık geleceğe daha güvenle bakıyor” sözleriyle köylünün elinde kalan bir avuç geleneksel tohumla dahi ekimin yapılamayacağını ve bu tohumların, “kaçak” ve “sahte” olacağına dikkat çekiyor.

Tarımsal üretimi milli projelerle şaha kaldıran! AKP, iktidar döneminde; 40 milyon ton buğday, 17 milyon ton soya, 12 milyon ton mısır, 10 milyon ton pamuk, 7 milyon ton ayçiçeği, 4 milyon ton pirinç ithalatı yapmış. Ayrıca 184 adet ovayı özel korumaya aldığını iddia eden AKP iktidarı döneminde, 1 milyon hektar 1. Sınıf nitelikli tarım arazisinin amaç dışı kullanıma açıldığını hatırlatmak gerekiyor.

Kaçakçı çiftçiler!

Çıkarılan tohum yasalarıyla birlikte çiftçinin elinde bulunan herhangi bir yerel tohumla üretilen ürün uzun süredir ticari olarak pazara sunulması yasak. Ticari amaçla üretim yapıyorsanız patentli tohumların kullanımı zorunlu. Yerel tohumların neredeyse tamamı yıllar içinde şirketler tarafından patentlenmiştir. Yerel tohumlar şirketlerin çıkarları uğruna kısırlaştırılmış ve köylünün ürettiği üründen tohumluk ayırması olanaksız hale getirilmiştir. Her üretim yılında tohumculara giderek tohum satın almak zorunda kalan çiftçiler artık topraklarını terkediyor ve terkedilen topraklar büyük tarım şirketlerinin elinde toplanıyor. Çiftçiler ise alınan son kararla birlikte geçimlik tarımda dahil, patentsiz tohum kullanmaları halinde “kaçakçı” muamelesine tabi tutulacaklar.

‘Milli’ projelerden hep maraz doğuyor!

Tohum yasası, Yenilenebilir enerji yasası, maden yasası, zeytin yasası, miras hukuku, tarım arazilerinin toplulaştırılması yasası vd. birçok yasa ve yönetmeliklerle tarım tekellerin elinde belli alanlara sıkıştırılmış olarak, GDO’lu ve büyük çoğunlukla enerji tarımına yönelik üretimler dışında bir tarım üretimi ön görülmemektedir. Türkiye coğrafyasını bir enerji üretim merkezi haline getirmeyi hedefleyen iktidarın geleneksel anlamda bir tarım politikasının olması asla beklenmemelidir.

Suları ticari meta haline getiren ve Kıbrıs’a olduğu gibi İsrail ve bazı Arap ülkelerine boru hatları ile suyu satılığa çıkaran bir iktidar! Bursa’da olduğu gibi en son aldıkları bir kararla 10 milyon metrekare tarım arazisini sanayi bölgesi yapmak amaçlı adımlar atan bir iktidar! Ayder ve Kümbet ‘yaylalarını’ ‘kentsel dönüşüm’ adı altına talana açan bir iktidar! Ormanları ve tarım arazilerini otoyollara ve inşaatlara kurban eden bir iktidar! “milli” projelerle sadece sermayenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Böyle bir iktidardan ve ‘milli’ projelerinden; insanlığa, doğaya ve diğer canlılara ancak maraz doğmaktadır.