Köşe yazarlarıManşet

Reis “Lozan’a” sığmıyor Ya Kürtler de sığmazsa?


Halk, ancak öldükçe, yıkıldıkça, yoksullaştıkça, perişan olup, umutsuzluğa kapıldıkça savaşın savaş olduğunu anlar. O güne kadar kendisine zerk edilen “savaş” uyuşturucusunun etkisinden ancak böyle kurtulur.

Ancak savaşa hazırlanan devletin tepesindeki generaller, kurmaylar, istihbaratçılar ve diplomatlar muhtemel bir savaşın sonucunu daha başlamadan bilirler. Haritaları vardır. Tarihi deneylere vakıftırlar. Casusları bilgileri masalarına yığmıştır. Kendi ülkelerinin savaş potansiyelini, düşmanlarının savaş potansiyelini, kasalarındaki paranın her bir kuruşunu, müttefiklerinin o anda kendilerine vereceği desteğin kaç metre mikap olacağını ezbere bilirler.

Şu an da biliyorlar.

O halde bu bildikleriyle başlarındaki kişinin dediklerini büyük bir dikkatle kıyaslıyor olmalılar.

Tayyip Erdoğan geçtiğimiz gün Türkiye’nin Yeni Güvenlik Konsepti konulu bir toplantıda konuştu. Şunları söyledi: “Biz 22 milyon kilometrekarelik toprağı görmüş bir devletin vârisleriyiz. Maalesef bir yerler tırtıklandı. 780 bin kilometrekareye kaldık. Burnumuzun dibindeki yerler bile alındı. Anlaşmalarla başarılı çıktık diyenler oldu. Nasıl ya, elindekini veriyorsun, başarılı çıkıyorsun. Bizi hâlâ Lozan’a hapsetmeye çalışıyorlar. Kimse kusura bakmasın! Bizim sözümüz var. 2023 hedeflerine ulaşmak için tüm şartları zorlayacağız.”

Devletin başındaki kişi, “burnumuzun dibindeki yerlerde” kurulmuş bütün devletleri böylece tehdit etmiş oldu. Kim bunlar? Burnumuzun dibinde olanlar sırasıyla şunlar: Bulgaristan. Yumanistan. Gürcistan. Ermenistan. Irak. Suriye…

Devletin başındaki kişinin bu sözleri, yalnız “2023 hedefi” denilen “yayılmacılığın” itirafı değil. Aynı zamanda şu anda Irak ve Suriye topraklarında yürütülen ve “ÖSO’ya yardım” yalanıyla kamufle edilen “yayılmacı” işgalin de itirafı. “Lozan’a hapsolmamak” için Erdoğan, emrindeki ordulara Irak ve Suriye topraklarını “işgal emrini” mi verdi? Yukarıdaki konuşma işte bu gerçeği ele veriyor.

Bütün bu “Lozan’a hapsolmama” lafları, belli ki, Kandil seferinin de habercisidir. Hitler nasıl “Versay’a hapsolmamak” için harekete geçti, Kafkasya dağlarında Elbruz tepesine “bayrak dikerek” uğrayacağı yenilginin en büyük işaretini verdiyse, MHP ile el ele veren Saray da, Kandil bölgesinde Zagros’a “bayrak” dikmeye kalkığı anda savaşın kaderi belli olacak. “Çökertelim” derken çökeceksiniz.

Gelelim başa. Şovenizmle zehirlenen halk kitleleri “Şefi” alkışlasa da, devletin bürokratik zirvesinde olanlar ne düşünüyor? “Elbruz ile Zagros kıyaslamasını” yapıyorlar mı? Tarihten ders çıkarıyorlar mı? Bu sözler karşısında işlenen “suça” ortak olmanın onlara yükleyeceği sorumluluğun mutlaka farkında olmalıdırlar. Şunu da düşünmeliler: Reisleri “Lozan’a hapsolmak” istemiyor, tamam da, ya Kürtler de “Lozan’a hapsolmak” istemezlerse? Evet. Düşünün.

Bazı “küçük” işaretler “büyük” yenilgilerin habercisidir. Örneğin, Belçika’da bir mahkemenin KNK yöneticileri hakkındaki kararında “PKK terör örgütü değil, silahlı mücadele örgütüdür” denmesi ya da Mednûçe ve Newroz TV’yi kapatan şirkete karşı açılan davanın bu kanalları “haklı” bulması ve yayınlarına izin vermesi ve bir de en “acayip işaret” olarak, NATO Bakanlar Asamblesi’nde, “yurtdışına çıkma yasağı” konan HDP’li vekil Ziya Pir’in NATO’ya ait “komisyonun” başkan yardımcılığına, tüm NATO ülkeleri parlamenterlerinin, TC hariç, oybirliği ile seçilmesi bürokratın aklını başına getirmiş olmalıdır.

AKP’li vekillere de bir çift söz. “Lozan’a hapsolmayan reis” bir de şöyle dedi: “”Bu alçaklara (FETÖ’cülere) toz kondurmayan arkadaşlarımız vardı.” Bunun anlamı şudur: Saray, savaş öncesi “cephe gerisi” olarak gördüğü Kürt kentlerini “muhaliflerden” temizlemekle kalmayacak; aynı zamanda bir “yenilgi” durumunda “müttefiklerinin” ya da “düşmanlarının” kendisine karşı “siyasi alternatif” olarak destekleyeceği herkesi yok edecek. Başta Gül ve Arınç topun ağzında.

Ha bir de “Mr. Dollar” var. Onu “fırtına obüsüyle” vuramazsın. 3.42’ye tırmandı bile.