Köşe yazarlarıManşet

1994-2001-2017 krizde istikrar


Türkiye’nin son çeyrek yüzyılda yaşadığı ekonomik krizlerine bakarak yaklaşan kriz üzerine konuşabiliriz. Küresel ekonomik dinamikleri ve gelişmeleri veri kabul ederek Türkiye’nin kendi özelinde krizlerine baktığımızda, yaşanan konjonktürel dalgalanmaların ötesinde derin bir kriz olarak 1994 ve 2001 krizlerini gösterebiliriz. Yaklaşan krizin de, büyük olasılıkla 2017 krizi olacak, bu derinlikte olacağını söylenebilir. Kesin olmamakla birlikte olasılığının yüksekliğine işaret eden birçok gösterge bugün açığa çıkmış durumda.

Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları, farklı politik evrelere rağmen kendisini tekrarlayan ve kronikleştiren bir karaktere sahip. Bunun ağırlıklı nedenleri içinde politik alandan kaynaklı sorunlar önemli bir yer tutmaktadır. Kısa geçmişteki ekonomik krizlerin derinleşmesi önlenebilir miydi? Kuşkusuz evet, çünkü bu krizler küresel kapitalizm ile birlikte okunduğunda, önleyebilen iktisadi coğrafyalar olduğu gibi önleyemeyenler de var. Türkiye önleyemeyenler tarafına düşüyor. Nedenlerine baktığımızda, özellikle politik yaşamın ve bunun sonucu olarak biçimlenen siyasi iktidarların ekonomiye yaklaşımları ve iktisadi kararlarındaki çarpıklıklar belirgin bir etkiye sahip.

Türkiye ekonomisinin sermaye yapılanması ve burjuvazisi fazlasıyla devletin iktisadi karar mekanizmalarına angaje olduğu için, kendi özgül alanı içinde krize duyarlı mekanizmalar geliştiremez haldedir. Dahası, kapitalist toplumlarda krize karşı mekanizmaların geliştirileceği öncelikli adres devletin iktisadi alana sermaye lehine müdahalesi içinde belirlenirken, Türkiye’de devlet sermayenin özgüllüğünden çok kendi iktisadiliğini önceler ki, bu bir yanıyla sermaye ile olan ittifakın da yeniden üretimidir.

Krizlerin geliştiği alan sermaye çevrimi ya da politik çevrim olması bu açıdan farklı bir okumaya ihtiyaç gösterir. Ama Türkiye özelinde bu güçlü organik bağ 1994 ve 2001 krizleri örneği üzerinden baktığımızda önleyici mekanizmaların gücünü azaltan, tersine derinleştirici bir etliyi yaratan faktör olarak değerlendirilmeli.

1994 krizinde Çiller hükümetinin siyasi iktidarının geleceği uğruna aldığı kararlar ile 2001 krizinde koalisyon hükümetinin 1999’dan bir biçimlenen küresel krize önlem almak yerine bürokrasinin ve daha geniş anlamda devletin kendisini yeniden üretme pahasına aldığı kararların krizi nasıl derinleştirdiği hafızalardadır. Kestirmeden küresel krizin yansımaları olarak okunup ve kapitalizm hesabına yazmak yerine bu açıdan da değerlendirmeye muhtaç bir konudur krizler. Kapitalizmin krizi kesintisiz yolculuğunu sürdürüyor ama Türkiye özelinde gerçekleşen kırılmalar bu çerçevede ele alınmayı gerekli kılıyor.

2017 olası krizinin de derinleşmesinin izlerini bugün Erdoğan-AKP iktidarının ekonomiye yaklaşımında yakalamak olanaklı. İktisadi dinamiklerle hiçbir bağdaşıklığı olmayan, saçmalamanın sınır tanımazlığını sergileyen bir iktisadi anlayışla krize koşar adam gidenlerin hamaset üzerinden günü kurtarmaya çalıştıklarını görüyoruz. Çiller ağlayarak millici damarları harekete geçirip bu akıldışılığı örtmeye çalışırdı, bugünkü iktidar rol yapma gereği duymuyor, çünkü bu akıldışılık artık kendi normal halleri olmuş durumda.

Döviz kurlarında yükseliş enflasyonun ve işsizliğin yükseliş evresine denk geliyorsa, üstelik cari açığınız ciddi boyutlardaysa, buna bir de bütçe açığını eklemek peşindeyseniz, borç stokunuz hızla artmışsa, tasarruf açığınızda varsa kriz size bakıyor demektir. Değil Şanghay, hangi beşliyi yanına alırsa alsın, bugünkü iktidar krizle geldiği gibi krizle gitmek üzeredir, tıpkı kendinden önce gidenler gibi…