Köşe yazarlarıManşet

Freni patlak kamyon ve kamyonun yolcuları


NATO’da görevli Türk subayları Almanya ve ABD’ye iltica ediyor.

NATO Genel Sekreteri bu haberi doğruladı ve NATO adına Türkiye’yi hukuka uymaya çağırdı.

Bu arada El Bab saldırısı krize dönüştü. Şam “El Bab bizim şehrimizdir, oraya girmeyin” diyerek hava savunma sistemlerini “aktif” hale getirince, Türk savaş uçakları son dört gündür “yerde konuşlanmak zorunda” kaldı.

Derken ABD Türkiye’nin El Bab harekatına “karşı” olduğunu açıkladı.

Bu arada Suriye Devrimci Güçleri’nin çağrısıyla bir Rus askeri heyeti, kimi yerleşim yerlerinde Türk ordusunun “hardal gazı” kullanıp kullanmadığını araştırmaya başladı.

Ya Avrupa Parlamentosu? Hükümet, Türkiye’yi ziyaret edecek AP heyetinin içinde yer alacak olan Kati Piri’yi bir tür “persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan etmeye kalkışınca, AP Türkiye ziyaretini, “vetoyu kabul edilmez” bularak iptal etti.

Ve asıl “darbeci” ve “terörist” ya da “FETÖ’cü” dolar Erdoğan hükümetine karşı saldırıya geçti ve dün 3.38 TL’den işlem gördü.

Bu işler böyle böyle gelişirken, aklını yitiren rejim, Van, Mardin, Dersim, Siirt belediyelerine “kayyum” adı altında işgalci adamlar tayin etti, Belediye eşbaşkanlarını, başkanlarını, Meclis üyelerini tutuklamaya başladı.

Bunlar yetmiyormuş gibi, ta Balıkesirlere kadar elini uzattı ve çoktan siyasi faaliyetlerden uzakta yaşayan Özgür Gündem yazarı Şaban İba’yı, “örgüt üyeliği” iddiasıyla gözaltına aldı.

İba gözaltındayken, bir başka vahim gelişme daha oldu. Haberi gazetemizin sitesinden aktaralım:

“Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçesi Çelibibağı Mahallesi’nde gece saatlerinde Ahmet Ataman’ın evine asker ve polis baskın düzenledi. Baskınla ilgili tüyler ürpertici bir iddiada bulunan Ataman Ailesi, evin içerisindeki yurttaşlarla birlikte ateşe verildiğini söyledi. İçeride kardeşi

Ahmet Ataman ve kardeşinin eşi Hediye Ataman’ın bulunduğunu belirten Nurettin Ataman, sabah saatlerinde kepçelerle yıkılan evden

Hediye Ataman’ın yanmış cenazesinin çıkarıldığını söyledi.”

Bu işin sonu ne olur?

Hediye Ataman’ı eviyle birlikte yakan rejim, az sonra Türkiye’yi yakar.

Olaylar Saray’ın dönüşü olmayan bir yola girdiğini, bu yolun sonunda kendisinin duvara çarpacağını gösteriyor.

Gösteriyor ama, Saray’ın dümenini ele geçirdiği kamyonda hepimiz bulunuyoruz. Kamyon nasılsa durur kafasıyla hareket ettiğimiz zaman, bilelim ki, işimiz bitiktir. Kamyonun frenleri patlamıştır. Dreksiyonu kitlenmiştir. Ne durabilir, ne manevra yapabilir. Yokuş aşağı, gittikçe artan bir hızla duvara yaklaşıyoruz. Şimdilik çok uzaktaymış ve çok küçükmüş gibi görünen bu duvara çarpmanın dehşetini pek anlamıyor gibiyiz.

Ne yapmalıyız.

Kamyondan, oramızın buramızın kırılmasını göze alarak, onu terketmenin imkansız hale gelmesinden önce, kendimizi kamyonun dışına atmalıyız. Bu kamyonun “yolcusu” olmamak için her şeyi yapmalıyız.

Bu nasıl olacak?

Kamyon sürücüsünün tüm yapıp ettiklerini dayandırdığı iki temel “iddiayı” reddetmeliyiz. Sürücü “darbeye karşı gaza basıyorum” mu diyor? Biz “o darbe darbe değil, senin marifetin ve sen darbeye filan değil, duvara doğru gaza basıyorsun” demeliyiz.

Sürücü “PKK’nin yeniden savaşı başlatmasına karşı gaza basıyorum” mu diyor? Biz “uydurma diye bağırmalıyız, savaşı sen başlattın, kamyonu sözde teröre karşı değil, duvara doğru hızlandırıyorsun” demeliyiz.

“Darbe ve terör” iddiası bu rejimin kendi iktidarını korumak için ortaya attığı iki yalan iddiadır. Bu iddialarlı kabul etmek, rejimin kamyonunun “yolcusu” olmak ve mukadder akibete boyun eğmek olur..

CHP, bu rejim “faşisttir” dediğine göre, bu tanımı yapmadan önceki tüm çizgisini gözden geçirmek zorundadır. Geçirmez ve hala “ben de darbeye darbe, teröre terör diyorum” demeye devam ederse, CHP kendisine oy veren insanları da rejimin kamyonunda “yolcu” haline getirmiş olur.

Darbe arbe yok, terör merör yok.

Eğer ciddiye alacaksak, CHP’nin sözünü ettiği faşizm var.

Faşizm kamyonunun “yolcusu” olmayın…

Özür: Dünkü yazımda Adil Öksüz yerine Adil Bayram diye yazmışım. Düzeltir, okurlardan özür dilerim.