Köşe yazarları

Boğaziçi Zirvesi ve kapitalizmin krizi!


29 Kasım-1 Aralık 2016 tarihlerinde İstanbul’da ‘Boğaziçi Zirvesi’ gerçekleşecek. Suudi Arabistan 2030 yılı dönüşüm planını bu zirvede açıklayacak. Zirvenin Ana konusu Suudiler, ana teması ise “Küresel Gelecek, Küresel Hedefler” olarak belirlenmiş. 90 ülkenin iş ve siyaset dünyasından insanların zirveye katılacağı belirtiliyor. Zirveyi gerçekleştiren UİP’in (Uluslararası İşbirliği Platformu) kurucusu Cengiz Özgencil, “Küresel geleceği ve önümüzdeki 50 yılı irdeleyeceğiz” açıklamasında bulundu. Zirvede bankacılık, finans, telekomünikasyon, enerji, inşaat, ulaştırma ve savunma sanayi sektörlerinde ikili görüşmelerin de yapılacağı zirvede 15 adet panel düzenlenecek. Panellere ise İngiltere’den Lordlar Kamarası ve Suudi Arabistanlı prensler de katılacak.

2013 Davos’u hatırlanmalı!

2013 yılında Davos’ta yapılan zirvenin ana teması “Dayanıklı dinamizm” olarak belirlendiğini hatırlamamız gerekiyor. Türkiye’ye bu zirvede övgüler düzülürken bu dinamizme örnek gösterilmişti. 2013 Davos zirvesindeki bazı başlıklar, “Büyük sistemik ve kaotik risklere karşı küresel ve ulusal direnç nasıl artırılabilir. Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da siyasi ve ekonomik dönüşümü doğru idare etmek, ‘korumacı politikaların ve kamulaştırma hamlelerinin’, bölgesel ekonomik entegrasyon ve Asya, Afrika ile Amerika’da çok taraflı ekonomik işbirliğinin zedelenmesini engellemek ve kritik önemdeki doğal kaynak arzına istikrarlı ve makul bir maliyetle erişebilmek” olarak tartışılmıştı.

Dünya Ekonomi Forumu “Küresel Riskler 2013” adlı raporuyla en önemli risklerin, “Su krizi, gıda kıtlığı krizi, finans sisteminin çökmesi ve kitle imha silahlarının yayılması” olarak belirlenmişti. Bu zirveyle ilgili o zaman yaptığımız değerlendirmede, kapitalizmin ekonomik krizlerinin yükünü tamamen halkların ve doğal yaşamın üzerine yıkma politikalarının karşısında halkların bu gidişe karşı direniş göstermelerini en büyük risk olarak değerlendirenlerin ‘faşizmi’ hakim kılma politikalarını tartıştıklarını ifade etmiştik. Dünya Ekonomi Forumu Avrupa direktörü Martin Bruncko, Davos zirvesinde dirençli büyümeye örnek olarak “Türk modeli” vurgusu yapmış ve şunları ifade etmişti, “Avrupa krizine karşın yüksek oranda büyüme kaydettiniz, rakamlar Türk modelini çok etkileyici kılıyor, bu yüzden yabancı yatırımcıların Türkiye ilgisi artıyor.”

Türkiye’deki son süreç!

Davos’ta örnek alınan Türkiye, sermayenin çıkarları doğrultusunda rüştünü ispat eden mevcut iktidarın güçlenmesi ve sermayeyi kontrol eder hale gelmesiyle birlikte Avrupa dahil herkese kafa tutmaya başladı. Türkiye, Ortadoğu da ki etkinliğini Suudi Arabistan ve Katar’la kol kola girerek arttırmış ve emperyalist dizaynın içinde yer alabilmek adına Suriye ve Irak’ta pay kampa yarışına girerek gözyaşının ve zulmün bir parçası haline gelmiştir. Üçlü ittifak, tüm hesapları bozan Rojava Devrimi’nin kazanımlarını yok etmeyi başlıca hedef haline getirmiş durumda. Bu bağlamda Türkiye içinde Kürt halkına ve yaşadıkları kentlere dönük olarak Hitler faşizminin bir izdüşümü yaşatılırken, baskılara siyasi operasyonlarla halen devam edilmektedir.

Dayanıklı dinamizm!

Türkiye ortaya koyduğu politikalarla sermayenin birikim sürecini hem dinamik hem de olası direnişlere karşı dayanıklı hale getirmiş durumda. Şu an Avrupa’ya dönük tutumlarında ki sertlik bu dayanıklı dinamizmden güç almaktadır. Avrupa’ya da buradan öğreneceksin mesajları verilirken Avrupa’daki sermaye kesimlerinin baskısı ile Türkiye’ye AB tarafından tavır alınmasının önüne geçilmektedir. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un ve AB’nin Türkiye Raportörü Kati Piri’nin Türkiye’yi eleştiren yaklaşımlarına tarihte görülmemiş biçimde tavır gösterilebilmesi bu duruma işaret etmektedir. Kapitalizmin ekonomik krizini iyi okuyan Türkiye, parçası olduğu krizi aşmak amacıyla faşizm uygulamalarına ve doğanın amansızca sömürüsüne yönelirken AB’ye ve diğer dünya kapitalistlerine bu uygulamaları başarı olarak sunma çabasındadır. Boğaziçi zirvesi ile sermayenin küresel hedeflerinin gelecek 50 yılına cevap bulmak hedeflenirken, Türkiye bu bağlamda öne çıkma adımlarını her geçen gün büyütmektedir.