Köşe yazarlarıManşet

Bab savaşını kim kazanacak?


Türkiye, Cerablus işgali için başta ABD, Rusya olmak üzere uluslararası güçlerden aldığı onayı Minbic ve Bab için de kullanmak istiyor. ABD ile Rusya başta sessiz kaldı. Türkiye çeteleri ile birlikte Cerablus’tan başlayarak Rai, Ezaz, Exterin, ağır silahlarla Efrîn, Tel Rıfat, Şêx Îsa ve Şehba alanında onlarca Kürt köyünü bombalayarak yerle bir etti. Şu ana kadar boşaltılan köy sayısı Qebasîn ile birlikte yaklaşık 60 köy oldu. Yakılıp yıkılarak boşaltılan köylerdeki halkın tamamı Efrîn ve Minbic’e göç ettti. Bu köylerde el konulan mallar, Sultan Murad Tugayı çeteleri tarafından çete gruplarına paylaştırıldı.

“Fırat Kalkanı” harekatı kapsamında Cerablûs, El Raî, Dabik ve Qebasin ile köylerinde devir teslim yapan Türkiye ve ona bağlı gruplar, esas saldırılarını ise Devrimciler Ordusu ile Demokratik Suriye Güçleri’ne (QSD) yaptı. Türkiye’nin son hedefi ise Bab oldu. Türkiye Bab’ı ele geçirerek, Efrîn ile Kobanê’nin birleşmesini ve Kuzey Suriye Federasyon projesini sekteye uğratmak istiyor. Türk ordusu ve bağlı grupların Bab’ı hedeflemesinin, Suriye iç savaşı için aranan çözüm yol ve modellerinin hedeflenmesi anlamına geldiği böylece anlaşılıyor.

Türkiye ve ona bağlı grupların QSD ile karşı karşıya gelmesi daha önce bası uluslararası güçlerin devreye girmesiyle durmuştu. Aslında bir anlamda bölge savaşının sinyalleri verilmeye başlandı. Saldırıların devam etmesi durumunda sadece QSD’nin bir bileşeni olarak YPG, YPJ güçleri çatışmalara katılmayacak; YPG, YPJ güçleri Bab’ı kendileri için bir var olma yok olma olarak gördüğü için seferberlik şeklinde bu alandaki saldırılara karşı savunmaya geçecek. Bu da direkt Rojava’nın Türkiye ile savaşa girmesi demektir. Bu, Rojava’daki ABD ve Rusya’nın Halep’teki varlığı, hedeflerinin de tehlikeye girmesi demektir. O yüzden Bab Kürtler, Kuzey Suriye Federasyonu’nda yaşayan tüm halklar için bardağı taşıran son damla olacak. Bunu farkeden ABD’li Koalisyon Güçleri Sözcüsü John Dorrian, Türkiye’nin yapılan planlamayı aştığını açıkladı.

ABD, Koalisyon Güçleri ve Rusya, Bab çevresindeki gelişmelerin bir bölgesel savaşa doğru gittiğini baştan beri biliyordu. Ancak bir anlamda Türk ordusu ve bağlı çetelerinin saldırıları ile Kürtler ve ittifak halindeki halklar ve güçleri daha fazla kendilerine çekmek için göz yumdular. Saldırıların bir bölgesel savaşa doğru gittiği ortada. Türkiye’nin yayılmacı, işgalci amaçlarının açıklamalarla önünü almaya çalışıyorlar. Ancak şu ana kadar yaptıkları sadece açıklamalardan ibarettir. O yüzden hala ciddi bir bölgesel savaş tehlikesi olduğunu söylemek mümkün. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yayılmacı politikası bölgesel savaşın merkezini Bab’a kaydırıyor. Ancak bu bölgesel savaşı Türkiye’nin kazanamayacağı da ortada.

Bölgede bu gelişmeler yaşanırken QSD güçleri bir süreden beri bekledikleri, Minbic’ten Bab’a doğru bir hamle başlattı. Bir gecede 10’dan fazla köyü DAİŞ’in elinden aldı ve Bab’a yaklaştı. Bab, Rakka’nın kuşatılması için de önemli bir durak. Zira Bab alınmadan Rakka’nın kuşatılması da zor olacak.

Bölgede gelişmeler bu yönlü seyrederken önceki gün yapılan açıklamalardan sonra, Türkiye şimdilik sessiz görünüyor. Ancak Bab’ın içinden DAİŞ’i ve çevreden ise kendisine bağlı grupları harekete geçirerek QSD güçlerine yönelik saldırıları geliştireceği tahmin ediliyor. Çünkü şimdiye kadar hep böyle bir taktik izlendi.

Ezaz’daki çatışmalar

Bab hattında bunlar yaşanırken Ezaz’daki gruplar arasında bir anda çatışmalar başladı. Aslında bu bir çatışmadan çok, Sultan Murad, Nurettin Zengi, Ehrar El Şam gibi grupların Asifet Şimal adlı gruba saldırmasıydı. Asifet Şimal grubu 201’de Türkiye tarafından kurulmuş bir Türkmen grubudur. Grubun başında Ömer Dadiği adında biri vardı. Bu grubun ilk icraatı 2012 Eylül ayında Efrîn’in Qestel Cindo Köyü’ne saldırmak oldu. Aynı yıl Dadiği öldürüldü. Grubun başına Ebu Ali Sicu adında biri geçti. Sicu, Türkiye’ye bağlı biriydi. Zira 2014 yılında DAİŞ kendilerine saldırınca Qestel Cindo Tepesi’ndeki YPG güçlerine sığındı. 10 gün sonra 85 savaşçısıyla gidip Türkiye’ye teslim oldu. 2015 yılı bahar aylarında yeniden Ezaz çevresine döndüler. Grup sorumlusu bir dönem ABD ile iyi ilişkiler geliştirmişti. Bir anlamda Türkiye’den çok ABD’ye yaklaştıklarını belirtmek mümkün. Sultan Murad, Nurettin Zengi ve Ehrar Şam gibi grupların bu gruba saldırması ABD ile iyi ilişkiler içinde olan grupların tasfiye edilmesi demektir. Böylelikle aslında Türkiye koalisyon güçleri ile iyi ilişkiler içinde olan grupların tasfiyesine başladı, demek yerinde olur. Zira Türkiye bölgede sadece kendisine bağlı Sünni gruplar dışında başka hiçbir gruba yaşam hakkı tanımamaya çalışıyor.