Köşe yazarlarıManşet

‘O gece olanlar oldu da’ yarından sonra ne olacak?


15 Temmuz “darbesinin” ne menem bir darbe olduğundan artık, Havuz Medyasının kalpazanları dışında şüphelenmeyen kalmadı. Ertuğrul Özkök “O gece ne oldu” diye soruyor; Fehmi Koru ne olduğunu çoktan öğrenmiş, ama yine de soruyor; Mehmet Tezkan soruyor; Sözcü’nün uzantısı gazetede yazan Can Ataklı da, “Ülkücü” Yeniçağ yazarı Aslan Bulut da ha babam soruyor da soruyor.

İş artık “gazetecilik sorusu” olmaktan da çıktı. CHP Genelbaşkan Yardımcısı Selin Sayek Böke şöyle sordu: “Hükümetin 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden daha önceden haberi var mıydı?”

Sonra Kılıçdaroğlu soru sormaya gerek duymadan şöyle dedi: “Hükümetin darbe girişiminden haberi olduğu kesin.”
CHP’yi bu sonuca götüren en önemli kanıtlardan birisi Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur’un birincisi 2 Nisan, ikincisi 21 Nisan’da yayınlanan “iki yazısı”…Darbeden aylarca önce şöyle yazmış:

“Cemaat’in ‘hususileri’ darbe için Ankara’da toplandı… Uyarmak gerekir ki, Devlet onları izliyor. İstihbaratıyla, tüm silahlı kuvvetler hiyerarşisi olarak komuta kademesiyle, hükümetiyle, emniyetiyle, halkıyla, siyasetçisiyle, STK’larıyla bir bütün olarak devlet ‘suç’ işlemelerini bekliyor.”

Bütün bu konuşmalar, yazılar, açıklamalar, ülkede devlet terörünün zirve yaptığı, çoğunluğun kendi köşesine çekildiği, medyanın yüzde doksan dokuzunun Saray’ın eline geçtiği şartlarda gerçekleşiyor. Bunlar gerçekleşirken, eski Cumhurbaşkanı Gül’ün AB bağlamında, ansızın “endişelerini” açıklaması da dikkat çekiyor.

Rejim kendi içinde çatırdıyor.

Rejimin suratındaki “mağdurluk” maskesi de düşüyor….

Saray kendi ordusuna, kendi yargısına, kendi partisi AKP’nin “Gülenci” kanadına, kendi ülkesinin “askeri müttefiğine”, ve “çözüm” için masaya oturduğu eski muhatabı PKK’ye ve kendi parlamentosunun HDP grubuna, ana muhalefet partisinin destekçisi Cumhuriyet gazetesine, AKP destekçisi Bahçeli’yi devirmek üzere olan Akşener’e karşı darbe yaptı.

Ordunun geleneğinde darbe “esastır.” Nice padişah ve Sadrazam ordu darbesiyle devrilmiş, öldürülmüştür. Osmanlı’da son darbe Enver’in Bab-ı Ali baskınıdır. Sonrasını yazmaya bile gerek yok. O nedenle 15 Temmuz darbesinin “darbe” olmadığını yazmak, “bu ordu darbe yapmaz” demek değil. Yapar. İleride yine yapacaktır.

Ancak bu son “darbe”, darbe değildir. Saray darbesinin gerçekleşmesi için, “potansiyel darbecilere” karşı yapılmış bir “provokasyondur.”

Rejim “darbecilerin” arasına “çift taraflı ajanlarını” sızdırmıştır. Kimin darbe için yanıp tutuştuğunu bilmektedir. Bunları bizzat bu ajanlar “darbeye teşvik” etmiştir. Küçük bir bölümü, yine bizzat bu ajanlar tarafından suça itilmiştir, güpe gündüz ve devirecekleri adamın nerede olduğu bilinmezken darbenin düğmesine bunlar basmışlardır. Düğmeye basanlardan Adil Öksüz gerçekler ortaya çıkmasın diye muhtemelen öldürülmüştür. “Öldürülmeler” cezaevlerinde devam etmektedir. Yaşlı başlı generallere yapılan “ahlaksız işkence” şayiaları almış başını yürümüştür. Cezaevleri 12 Eylül’e rahmet okutan bir işkencehaneye dönmüştür. İnsanlar işlemedikleri suçların “itirafçısı” olmuştur.

Bütün bunlar böyle olunca, CHP mevcut rejimin “kitaplarda tarif edilen faşizmin” tıpkısı olduğunu ilan etmiştir. Eğer CHP’nin ağzından çıkanı kulağı duyuyorsa, bu saptama şakaya gelmez.

Artık “darbeye ve teröre karşı AKP bizden ne isterse veririz” denemez. Darbenin darbe, terörün terör olmadığını, ortada faşizm ve ona karşı mücadele eden anti-faşistler olduğunu, ya faşizmden ya da anti-faşist cepheden yana olma dışında “üçüncü bir yol” olmadığını CHP artık ciddi ciddi düşünmelidir

Bir başka ifadeyle söylersek; CHP “sıranın kendisine gelmesini” mi bekleyecek, yoksa Böke’nin altını çizdiği “direnme hakkını” mı kullanacak?

Bu soru, “o gece ne oldu?” sorusuna bin kere fark atar. Çünkü Türkiye’nin geleceği bu soruya verilecek yanıta da bağlıdır.

CHP, direnenlerle birlikte direnirse, Türkiye’nin çökmesi ve “bölünmesi” önlenir; Kürtler “kendi başlarına” direnirse, Türkiye er ya da geç çöker ve bölünür.

Seçme hakkı sizin.