Köşe yazarları

Eğilmemek ancak bağımsız kalarak mümkün


Ceren SÖZERİ

Cumhuriyet gazetesine önceki hafta yapılan operasyon, iktidarın kendisine muhalif gördüğü diğer medya kuruluşlarına yaptıklarından farklıydı, nedenini hiç düşündünüz mü ya da yönetici ve yazarlarından dokuzunun tutuklu olmasına rağmen nasıl dik durabildiklerini?

Cevabı sahiplik yapısında, Cumhuriyet bir vakıf tarafından yönetiliyor, yönetim yetkisine sahip tek hissedar da yazarlarından oluşan Cumhuriyet Vakfı. Çok sayıda hissedarı var ancak Vakıf dışındakilerin hisse oranları yayın politikasını etkileyebilecek denli büyük değil, bu sayede editöryel bağımsızlığını koruyor. Çukurova Grubu’na TMSF tarafından el konulup, şirketler satıldıktan sonra Ethem Sancak, Erdoğan’la çıktığı bir seyahatte çevresindekilere Mehmet Emin Karamehmet’in Cumhuriyet’teki hisselerinin kendisine geçtiğini, yönetim kuruluna girebileceğini söyleyip sevinmişti hatırlarsanız. Ardından Vakıf bir açıklama yayınlayıp Sancak’a devredilen hisse oranının % 4,8 olduğunu, yönetim kurulu toplantılarına katılmasının mümkün olmadığını, bu sözleri bir espri olarak dile getirdiğini tahmin ettiklerini duyurmuştu.

Bir gazetenin bağımsızlığını koruyabilmesinin en etkili yöntemlerinden biri tek bir sermayedara dayanmaması. Fransa’nın en prestijli gazetelerinden Le Monde’un hissedarları arasında yazarlarının, okurlarının kurduğu şirketler, kurucusunun adını alan Hubert Beuve-Méry Vakfı var. Böylece yayın politikaları başka alanlarda yatırımları da olan Pierre Bergé, Xavier Niel ve Mathieu Pigasse’dan oluşan sermayedarlarının müdahalesine açık değil. Bununla da yetinmeyip etik ilkelerinin yazılı olduğu tüzüğe (la charte de déontologie) hissedarların yayınların ekonomik bağımsızlığını sağlayacaklarını, yayın politikalarına müdahale etmeyeceklerini garanti ettiklerini de eklemişler. Güvenilirlikleri ülke sınırlarını aşmış pek çok yayın kuruluşunda da benzer yapı ve kurallar mevcut. İşte o yüzden HDP milletvekilleri gece yarısı evleri basılıp gözaltına alındığında bu tür gazeteleri, televizyonları arayıp başlıkların, altyazıların “HDP’ye terör operasyonu” şeklinde verilmesini “talep” edemezsiniz. Bu tür gazeteler gazetecilik yaptıkları için iktidarın öfkesine mazhar olduklarında özür dilemek için kırk takla atmazlar. Sahipleri iktidara mektup yazmazlar. Yazarları, muhabirleri hedef gösterildiğinde onlara sahip çıkarlar, haberlerinin arkasında dururlar.

New York Times’in iki Pulitzer ödüllü muhabiri James Risen 2006 yılında CIA’in İran’ın nükleer programına zarar vermek için düzenlediği operasyonun nasıl acemice başarısızlığa uğradığını yazdı. Adalet Bakanlığı bunun devlet sırrı olduğunu belirterek Risen’dan kaynağını açıklamasını talep etti aksi takdirde casusluk yasasına göre hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktı. Başkan Obama “bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” demedi, aksine Risen’ın hapse girmeyeceğini söyledi. Oysa Amerika’da yargı bağımsızdı ve herkes Obama böyle bir açıklama yapsa da gazetecinin hapse girme ihtimali olduğunu biliyordu. Risen Obama’yı ‘bir kuşağın en büyük basın özgürlüğü düşmanı’ ilan etti. Gazetesi Risen’a sahip çıktı ve sonunda yasal mücadele Adalet Bakanlığı’nın geri adım atmasıyla sonuçlandı. Siz bakmayın Amerika’da olsa öldürürler diyenlere ya da Hillary Clinton’ın sızan e-mailler nedeniyle bir FBI ajanı cinayetine karıştığını yazanlara, Türkiye’deki ihlalleri meşrulaştırmak için her türlü dezenformasyona başvurabiliyorlar.

Cumhuriyet bugün yazarlarına, muhabirlerine, haberlerine sahip çıkmanın bedelini ödüyor. Hafta boyu tutuklanmalarıyla sonuçlanan ifade sırasında vakıf yöneticilerine ve yazarlara nasıl akıl almaz sorular sorulduğu yazıldı. Yazarları gazetecilikle suçlamanın yanı sıra vakıf üyeleri de yasal bir vakfa üye oldukları için suçlanıyorlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden sorumlu Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak sonunda ağızlarındaki baklayı çıkardı. Amaçlarının kayyum atamak olmadığını söyledi “İstiyoruz ki Cumhuriyet gazetesi yönetimi kendi yanlışını kendisi gidersin”. İktidar satın alamadığı, bir telefonla kontrol edemediği gazeteyi yayın politikasını değiştirmek için pazarlığa zorluyor. Gazete, yönetiminden muhabirine kadar dik duruşunu sürdürüyor ama kimi eski yöneticilerin, vakıf üyelerinin açıklamaları düşündürücü. Yapılan pazarlığın gazetenin bağımsızlığı için olduğu unutulmamalı, gazetenin yayın politikasını gazeteciler belirler, bu pazarlığa dâhil olanların üzerinde bu vebal hep kalacak.

Bu arada geçen hafta basın özgürlüğünün düşmanı ilan edilen Obama’nın halefi Trump oldu. Amerikan medyası bir yandan şoku atlatmaya bir yandan özeleştiri yapmaya çalışıyor. Kelly McBride Poynter’da “B0azen olabilecek en kötü şey gerçekleşir ancak artık gazeteciler için işe dönme vakti, buna şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla ihtiyacımız var” diye yazdı. Biz uzun zamandır baskı altında yaşıyoruz, bazılarımızın dönecekleri iş yerleri de kalmadı ancak gazeteciliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var, bu da ancak bağımsız kalarak başarılabilir.

Evrensel Gazetesi’ndeki köşesinden alınmıştır