Barış için yazı nöbeti

Aysel Korkut


Sanat gerçek ve yasak

Sanatın yok edilebileceğini sanarak bir takım edimlerde bulunmak da gerçeğin örtbas edilip herkesten gizlenebileceği zannıyla haberleşme özgürlüğünü kısıtlamak kadar boş bir uğraştır.

Yasaklanan her kitap daha tanınır, yazarı daha sevilir olur ve bunu çocuklar bile bilirler, hatta en iyi onlar bilirler. Çünkü ne yasaklandıysa çocuklar onu edinip okumanın bir çaresini mutlaka bulurlar, bulmuşlardır.

Yasaklanan her film, bir şekilde mutlaka izlenmiş, her müzik dinlenmiştir.

Sahnede söz yasaklandığında pandomim adlı yepyeni bir sanat dalı doğmuştur. Yasaklanarak yerinden kaldırılan heykeli, çoluk çocuk herkes tanımıştır. Lili Marleen, yasaklandıktan sonra daha çok dinlenmiştir.

Yasaklar, baskılar sadece daha güçlü yapar sanatı, sanatçıyı, kitabı, dergiyi, filmi, müziği.

Tarih yasakları ve yasaklayanları anımsamaz, yasaklananları ise unutulmaz kılar. Bu, tarihin yasakçıya verdiği bir tür cezadır.

Gerçeği, gerçekleri gizlemek denilince aklıma hep Midas gelir, bir de Hitler.

Savaş bittiğinde Almanların çoğu gaz odalarını bilmediklerini, soykırımdan haberdar olmadıklarını söylemişlerdir ya hani. Gerçekten de bilmiyorlardır, çünkü gazeteler yazmamaktadır. Ancak, gazeteleri susturmakla bu gerçek, sadece bir süre gizli kalabilir. Hiçbir gerçeğin sonsuza kadar gizlenemeyeceği savı, bu soykırımda da kendini kanıtlar. Gazetelerin yazmadığı Yahudi soykırımını bugün yeryüzünde bilmeyen kimse yoktur.

Midas’ın en büyük sırrını, kulaklarının eşekkulakları olduğu sırrını, berberinin dayanamayıp kuyuya fısıldaması sonucu öğrenen geveze çimenler herkese yaymıştır. Ülkemizin üstüne çivilerle çakılan sır bulutları da bir gün bir gevezeliğin kurbanı olacaktır. Yağmurun, rüzgârın, kaldırımın, kuşların, aynaların, toprağın… Ayrıca eskiler, “Yerin kulağı vardır.” diye de boşuna dememişlerdir.

Hem bu dünyada ne Sultan Süleyman kadar güçlüler, ne Karun gibi varsıllar sonsuza dek yaşayabilmişlerdir. Yasaklar da öyle, bir gün yasaklar da unutulup gider.

Söz konusu sanatsa zaten ne yasaklar işe yarar, ne yıpratmalar.

Ve… Ne sırlar gizli kalır, ne üstü örtülen gerçekler.

Sevgili Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’a dışarıdan verilebilecek en iyi haber, kitaplarının yok satıyor olmasıdır. Bugüne kadar hiçbir kitabınızı okumamış olanlar kendilerini ayıplayıp kitapçılara koşuyorlar ve genellikle bulamıyorlar; fakat vazgeçmiyor ve bunu kendilerine görev edinip sık sık kitapçı dolaşıyorlar. Hepsi de yayınevlerinizin yeni baskılar yapacaklarını ummaktalar. Kendi adıma ben de henüz okumamış olduğum Kırmızı Pelerinli Kent’i aramaktan vazgeçmeye hiç niyetli değilim.

İçeriden gelecek güzel haber ise size okuma-yazma ortamı-olanağı verildiğini ve sizlerin de bol bol okumakta ve yeni kitaplar yazmakta olduğunuzu bilmek olurdu; ama öyle değil ise de sorun etmeyiz, çünkü biliyoruz ki çıkınca yazacaksınız. Hem daha güçlenmiş kadınlar olarak, hem bambaşka anılar toplamış yazarlar olarak…

Bizler de büyük et lokantasındaki bol kepçe aşçının akla zarar acılı kebaplarından yiyip, kabarmış ayranlardan sarhoş olana kadar içecek, hallerimize ağız dolusu gülecek ve inatçı keçiler gibi o kitapları bekleyeceğiz.

Bekleyecek iyi bir şeylerimizin olması ne güzel değil mi?

Sevgiyle.