Barış için yazı nöbeti

Gerrit Wustmann


Güzel Bir Gün

kuş ölür,sen uçuşu hatırla.
füruğ ferruhzad

Yedi Temmuz güzel bir gündü. Sıcak bir yazın güzel bir günüydü. O gün bir dostumla kebap ve rakı keyfi yapmıştık. O gün bir çok insan fidan dikmisti. Küçük ve narin fidanlar dikilmişti o gün. Umut körpe bir güvercin olup masamıza gelivermişti. “Şimdi ne olacak” diye sordum kendi kendime. Dostum kadehinden bir yudum alıp şu sözleri mırıldanmıştı: O tüm ülkeyi bir karmaşanın içine sürükleyecek …

Sonraki günlerde defalarca Kasımpaşa civarında dolaşıp simitçilerin bağırışlarını dinlemiştim. Hepsi aynı kareli ceketi taşıyordu üzerinde. Cana yakın görünselerde avuçlarına elli kuruşu koyar koymaz bağırmaya başlıyorlardı. Kedilerin kapı eşiklerini işgal ettiklerini, ampüllerin gerekli gereksiz yanıp söndüğünü haykırıyorlardı etrafa. Bu sebebsiz davranışlarını sürdürmek için and içmişlerdi sanki. Istedikleri avuçlarına koyuluyordu, bunun için kısacıkta olsa açlığımızı gideriyorlardı. Peki suratlarındaki davetkar/ sevecen ifade niçin hemen kayboluyordu? Simitlerini çok sevsem de bu insanların suratlarındaki ifadeyle diğer insanları nasıl aldatabildiklerini aklım almıyordu. Işleri tıkırındaydı, cepleri boş kalmıyordu. Onları her yerde görmek mümkündü. Heybeliada, Taksim, Beşiktaş… Gezinmedikleri bir yer yoktu sanki. Cılız, zavallı bir köpeği elimdeki simitle doyurmak istemiştim birgün, kızgın bakışlarıyla karşıma dikiliverdiler. Aniden çoğaldılar, her geçen an daha çok güçlendiklerinden emindiler. Benden aynı kareli ceketi giymemi istediler, tehditler savurdular. O günden beri simit yiyemiyorum. Tutunamamış halimle İstanbul sokaklarında sürtüyor, bu kentin içinde o “sevgiliyi” arıyordum, zaman zaman onu bulduğum da söylenebilir. Fakat her buluşmamızda farklı bir kadın oluyordu. Her sokağın sonunda bir bariyer dikiliydi. Her şeyi yeniden öğrenmeliydim.

Cesur birileri elleriyle sokak tozunun üzerine tohum serpiyorlardı. Bunu gören simitçiler tohumu serpenleri yakalayıp götürüyorlardı. Götürülenlerin bıraktığı boşlukta şiir dizeleri yeşeriyordu. Evlerin duvarlarında, parktaki bankların sırtlarında, sokakların taş döşemelerinde, kuruyan agaşların yapraklarında… dizeler her yere yayılıyordu. Ben kimsenin bu dizeleri yazdığına tanık olmasam da vardılar ve çogalıyorlardı. Silinmesi mümkün olmayan sihirli dizeler … Onları söküp atmak için duvarları yıkmak gerekiyordu. Bu dizelerden simitçilerin evlerinin duvarlarında da vardı. Şaşkınlık ve öfke arasında simitçiler onları kazımaya, yok etmeye çalışıyorlardı. Hallerine gülenleri yakalayıp götürüyorlardı, onlar insanları tutmaya/tutuklamaya çalıştıkca dizeler çoğalıyordu. Yenileri daha gür bir şekilde etrafı sarıyordu.

O dizeler her yerde artık ve hiç kimse onları mahkum edemez, kimse onlardan davacı olamazdı. Kime ait olduklarını sadece onlar biliyordu. Sahiplerini cesurca/ sabırla bekliyorlardi.

Yedi Temmuz güzel bir gündü. Üzerinden uzun zaman geçti. Dikilen fidanları şimdi birileri yeniden sökmeye çalışıyor. Fidanlar ellerinden geldiğince direniyorlar. O ilk günden bugüne kadar güvercini gören olmadı. Ama oradaydı işte, yukarda bir yerde, gölgesini fırlatıyordu üzerimize. Uçuyordu habire!

Çeviri: Dinçer Güçyeter