Köşe yazarlarıManşet

Bütçe zamanı geldi


Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2017 yılı bütçe görüşmeleri başlıyor. Bu yılki bütçenin de toplum ve emekçiler için hiçbir olumlu gelişme içermediğini, savaş ve yoksulluk bütçesi olmayı geçmiş yıllarda olduğu gibi sürdürdüğünü en başta söyleyebiliriz. 14 yıllık AKP bütçeleri zaten hiçbir zaman toplumun geniş kesimlerinin refahını düşünen, adaletli paylaşımı gözeten, kronik sorunları çözmeyi amaçlayan bir anlayışla karşımıza gelmedi. Bütçeler hep yangından mal kaçırdı, küresel sermayeye, yandaş sermayeye ve özellikle de AKP-Cemaat işbirliğine hizmet etti. Bugün cemaatle yapılan kavganın en önemli nedeni de kamu kaynaklarının nasıl paylaşılacağında aranmalıdır…

Topluma ait kaynakların nasıl bir üretim ve bölüşüm sürecine katılacağına dair en önemli süreç olan bütçe süreci, halkın bilgisi dışında biçimleniyor. En temel haklardan biri olan ‘Bütçe Hakkı’ndan yoksunuz. AKP, kendinden önceki sağ iktidarların hayal dahi edemeyeceği bir şekilde bütçe hakkını gasp etti. Neoliberal politikaları uygulama konusundaki liderliğine yolsuzluk başarılarını da ekleyen AKP Hükümetleri, iktidar olabilmenin ve iktidarda kalabilmenin en etkin aracı olarak bütçeyi kullandılar.

Kaynakların yeniden dağılım sürecinde yoksulluk ve işsizlikle mücadele programları yerine yoksulluğun yönetilmesi ve işsizliğin güvencesiz çalışma, taşeronlaşma, kısmi istihdam gibi çalışma biçimleriyle nöbetleşe istihdam anlayışıyla idare edilebilir aralıkta bırakılması bir neoliberal sosyal programdı, AKP bunu bugüne kadar sürdüregeldi. Bu sosyal program yardım adı altında sadece yoksulluğu ve işsizliği yönetmedi, AKP’nin iktidarda kalabilmesine yönelik oy depolarını da yarattı. Kitle desteğinin sosyal yardıma muhtaçlıkla yaratıldığını söylemek, bu yardımdan yararlananlara büyük haksızlık olur. Yardımlar da zaten temel bir hakkın gerçekleşmesine dair bir uygulamadır. Burada bir sosyal rüşvet ilişkisiyle konuyu açıklamak yerine, kitlelerin siyaset yapamaz kılınmasına bakmamız daha doğru olacaktır.

Demokratik siyaset alanının, özellikle son dönemde, Saray iktidarına dönüşen biçimiyle ortadan kaldırılma çabası, yukarıdaki ilişkinin açıklanmasını da sağlıyor. Demokratik siyaset diğer tüm alanları bir an için veri kabul edersek, en başta bütçe hakkına sahip olmakla başlıyor. Katılımcı bütçe aslında demokratik siyasetin en önemli adımı. Katılımcı demokrasinin, özerkliğin, yerel demokrasinin kendisini üretebileceği zemin, bütçe hakkından geçiyor. Merkezi vesayetin yıkımı da ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Demokratik siyasetin gelişimini nasıl engellersiniz, demokratik siyasetin daralması ve merkezi siyasi iktidarın tek elde toplanması neden bu kadar önemli? Bu soruların en açık yanıtını halkın kaynakları üzerinde kimin ne şekilde tasarruf yaptığına bakarak bulmak olanaklı. Bu sayede türedi zenginliğin, siyasetin finansmanının, yolsuzluğun, tekçi iktidarın hayata geçmesi mümkün olabiliyor. Demokratik siyasetin tüm kanallarının açık olduğu bir yerde bu türden bir bütçe yapmak olanaklı olabilir mi? Halkların öz kaynakları bu denli savurgan kullanılabilir mi? Yolsuzluk, israf bu boyutlara ulaşabilir mi?

Peki, ne oluyor da 14 yıldır aynı bütçelerle yaşamaya devam ediyoruz? Sanırım tüm bu soruların yanıtı bütçenin siyasetinde saklı. Türkiye bütçeleri ırkçı ve mezhepçi bütçelerdir ve AKP bunun en başarılı uygulayıcısıdır. Savaş ve yoksulluk bütçesi olma özelliğini koruyan ve bunun sürdürülebilirliğini sağlayan toplumun etnik ve dini kamplaştırılmasından, düşmanlaştırılmasından geçiyor. Bu sayede yaratılan toplumsal algı bütçe hakkına sahip olma reflekslerini, siyaset yapma taleplerini köreltebiliyor. Bu konuya devam edeceğiz…