Röportaj

Che adaletsizliğe karşı duyarlılıktır


Che’nin politik netliği beni çok şaşırttı mesela. Çünkü o konuda çelişkisi olan biri değildi. Karışık durumları Che’de göremiyorum. Her zaman çok net… Che mektubunda nerede olursa olsun adaletsizliğe karşı duyarlı olmamızı ve bunun bir devrimcinin en güzel meziyeti olduğunu söyledi

M. Ali ÇELEBİ / İSTANBUL

Kübalı sanatçı Camilo Guevara March, fotoğraf ve enstalasyonu birleştirdiği sergisini Piramid Sanat’ta açtı. Dünyada ilk kez İstanbul’da açtığı Tabu isimli sergi için 10 yıl kadar çalışmış. Sergiyi tanıtmak için düzenlediği basın toplantısında fotoğraf makinasıyla kendisi de arada çekimler yapıyordu.

IŞİD’in katliam yaptığı Suruç’ta yaralı kurtulan Koray Türkay, kendisine Roboski’de bombalanarak öldürülen ailelerin çocuklarının çektiği fotoğrafların olduğu bir kitap hediye etti. Konuşurken bir ara Jose Marti’nin “Özgür olmak için bilgili olmak lazım” sözünü hatırlatan Camilo Guevara, yoğun İstanbul günlerinde hatta öğle yemeğini erteleyerek röportaj talebimizi kabul ederek soruları yanıtladı. İşte yanıtlar:

Fotoğrafçılığında başlangıç, çıraklık, ustalık dönemlerini kıyaslarsak, tema olarak, ana fikir olarak nerden nereye geldiniz?

Camilo Guevara: Herhalde tekniğim ilerledi. Kendimi geliştirdim, beni ilgilendiren bu. En başta beni ilgilendiren birşeydi bu. Üniversite çıkışlı bir fotografçı değilim ben, ya da fotoğraf sanatıyla ilgili herhangi bir kurs yapmışlığım yok. Başkan insanların fotoğraflarını gördüm. Her zaman yeni şeyler öğrenmek gerektiğini düşünüyorum. Doğrusu benim yaptığım şey olabildiğince çalışmak, okumak bir de çokça diğer sanatçıların çalışmalarını takip etmek. Bunu derken fotoğraf tarihçesinden daha fazlasını kastediyorum tabii. Bu yolla da bi sürü deneyim edindim. ve sanırım bir de fotoğraf çekerken kendimi iyi hissediyorum. Biliyorum, her zaman öğrenecek yeni şeyler var… Gerçi bu herşey için geçerli; her birimiz hergün yeni birşeyler öğreniriz, ama fotoğrafçılıkta bu daha çok böyledir.

Fotoğraf ve Che yan yana kullanılınca Che’nin yıldızlı bereli fotoğrafı akla gelir. O fotoğrafı sormak istiyorum Ve dünya genelinde sadece mücadele hatlarında değil her yerde simgesel bu fotoğraf vardır. Böyle popüler bir fotoğrafı ne zaman çekebilirim diye düşünmüşsünüzdür…

Yok, hiç bir zaman böyle birşey düşünmedim. O fotoğraf siyah beyaz bir fotoğraftı. Kübali sanatçı Alberto Korda çekti. Korda diye bilinir O dönem basında çalışıyordu. Hep söylüyorum, o fotoğrafta Korda yalnızca deklanşöre basmış olabilir. Fakat asıl onu ortaya çıkaran emperyalizmin kendisi oldu. Çünkü o fotoğraf ne zaman çekildi? LA COUBRE saldırısında ölenlerin cenazesinde çekildi. La Cubre, Küba’ya silah getiren bir gemiydi. Gemi çalışanları ve askerler yükü indirirken gemiye konulan bomba patlatıldı, yüzlerce insan öldü. İki patlamaydı aslında, birincisinden sonra yardıma gelen halkla birlikte ikincisi de patlatıldı. Daha sonra cenazeler oldu. İşte o fotoğraf orada o insanların cenazesinde çekildi. İşte o yüzden babamın suratında o gizemli bakış var…

5camilo-guevaraDEKUPE

Che söylediğini yapan biriydi

Baba olarak Che, bir de dünya devrimci mücadelelerine ilham veren Che… Şu an dünya gerçekliğini de gözönüne alırsak ne söyleyebilirsiniz?

Bir baba her zaman bir babadır… Daha fazla ne söylenebilir. Sevgi dolu bir adamdı, ailesine düşkün bir adamdı. Duygulu… Ne şanslıyız ki onun düz bir etiği vardı. Aile ahlakı olan bir adamdı. Çok gelişkin bir insani duyarlılık sahibiydi. Aynı zamanda bana göre çok net bir politik duruşu vardı… Bütün bunlar pozitif şeyler insan için. Bütün herkes adına konuşamam, herkes kendi açısından Che’ye yaklaşır sonuçta. Ama mesele şu ki, hiç kimse de Che’ye karşı kayıtsız kalamıyor. Bir dönemin dava adamıydı ve o döneme damgasını vurdu. Babam zamanlarına sadık olarak mücadele etti. Zamanı için çok etkili biri olduğunu düşünüyorum. Che sadece düşündüğünü söyleyen biri olmadı, aynı zamanda söylediğini de yapan birisiydi. Ve bu ona, yaptıklarına başka bir değer katıyor. Eylemleri devrimci, derin bir insani düşünüştü. İç içe geçmiş bir aksiyon adamı, eylemcilik söz konusuydu…

Politik netligi çok şaşırtıyor

Che Araştırmaları Merkezi’nde çalışıyorsunuz. Araştırmalarınızda Che ile ilgili şaşırtıcı bulgulara ulaşmışsınızdır. Neye şaşırdınız mesela?

Doğrusu olayın yabancısı olmasam da, araştırma kurumunda çok uzun zaman bulunan birisi olarak ben de yeni şeyler öğrenebildim.

Birtakım olaylar, hikayeler… Tam nasıl ifade etmek lazım bilmiyorum, ama gerçekle hayal karışımı durumlar… İnsani ve sanatsal değerleri olan hikayeler benim için. Mesela fotoğrafçılığı… Bana çok ilginç gelen fotoğraflar çekmiş. Çok doğal, yapay olmayan, alçakgönüllü fotoğraflar. Fotoğrafçılığın bazı temel kurallarını gözeterek bazılarının da dışına çıkarak ilginç bulduğu şeylerin fotoğrafını çekmiş. Bunların hem sanatsal hem de tarihsel olarak çok değeri var benim için. Herşey bir yana Che’nin fotoğrafları bunlar. Gittiği yerlerde gördüğü gerçekliği temsil ediyor. Daha başka birçok şey var… Politik netliği beni çok şaşırttı mesela. Çünkü o konuda çelişkisi olan biri değildi. Karışık durumları Che’de göremiyorum. Her zaman çok net.

Tabii aynı zamanda bir devlet adamı olduğunu da hatırlamamız lazım. Bir şeyleri ortaya koyarken hep belli bir dikkati göstermek zorundaydı. Bu özelliği beni hep şaşırtmıştır. Çok da hoşuma gidiyor tabii. Diğer tarafta Che Araştırma Merkezi’nde araştırmalarımızda anlatılan hikayeler aracılığıyla tanıdığımız Che var. Nasıl çelikten bir iradesi olduğu, insani zaaflara nasıl direndiğini, yorulmadığını, gevşemeye ihtiyaç duymadığını görüyordu. Tam bir tank yani. Yine okuyordu, çalışıyordu. Aynı zamanda bir ailesi de vardı. Dört çocuktuk biz. Diğer insanlarınki gibi bir hayatı vardı yani. Normal insanlar gibi hayatını yaşıyordu. Doğal olarak bazı limitasyonları vardı. Çok ilginç bir kişilikti Che.

Nutuk efsanesi…

Çok okuyordu dediniz. Günlüklerini okuduk biz de. Araştırmalarınızda Che’nin Bolivya’da katledilmesi sonrasında yanında, çantasında neler olduğu net olarak görülmüştür. Örneğin hangi kitaplar vardı?

Evet, şimdi hatırlamıyorum ama bir liste var. O dönem o kadar şeyin arasında tekrar tekrar Hegel okumaları yapıyordu. Hegel’in diyalektiğe olan katkısını biliyorsunuz. Diyalektigin Marxizm içindeki yeri de çok önemli. Che o dönem bunu okuyup çalışıyordu. Diyalektik Marxizm’in hem kaynağı hem parçasıdır, önemli ögelerinden biridir. Bir de ilginçtir, Che’nin şiir okuma alışkanlığı vardı. Şiir ezberlerdi. dağlarda yürürken şiir okurdu. Şiir yazardı. Ya unutmamak için yazardı ya da çok önemliydiler onun için. Sonra sırt çantasında Bolivya, sosyal sorunlarıyla ilgili kitaplar vardı. Ve daha başka bir sürü kitap.

Nutuk efsanesi vardır…

Bir şeye açıklık getirmek istiyorum. Sırt çantasında herhangi bir Atatürk kitabı yoktu. Öyle bir şey yoktu kesinlikle.

Okuduğu baş şair Pablo Neruda mıydı?

Neruda şüphesiz çok büyük şair. Ama en çok onu mu seviyordu, bilemiyorum. Başka önemli şairler de vardı çok haz alıyordu. Vallejo’yu (Cesar) seviyordu. Mesela Fransız şairlerini seviyordu.

Nazım Hikmet?

Nazım’ı da tanıyordu. Hatta onunla tanışmış galiba. Anneme mektuplaşırken onun yazdıklarından yararlanmıştı.

Celebi_GuevaraChe’nin Bolivya’ya gidişi çok tartışılıyor. Ailesine ve Fidel’e bıraktığı mektuplarda. en keskin noktalar neler sizce?

Çocuklarına bıraktığı mektup çok kısaydı. Hepimiz çok küçüktük. Ama çok güzel, çok dolu, yoğun bir mektup. Çocuklarına söylediği temel şey okumamızdı. Doğayı daha iyi tanımak için, onu kontrol edebilmek için. sonra nerede olursa olsun adaletsizliğe karşı duyarlı olmamızı ve bunun bir devrimcinin en güzel meziyeti olduğunu söyledi. Her nerde adaletsizlik varsa ona karşı duyarlı olmamızı istemişti. Her devrimcinin en güzel özelliği duyarlı olmaktır.

Fidel’e yolladığı mektubun anlamı ve amacı farklıydı tabi. Birincisi aldığı başka yerde mücadeleye devam kararının sorumluluğunu Küba Devrimi’nin üzerinden kaldırmaktı. Bu önemliydi çünkü dünya güçleri Küba’ya saldırmak, Küba’yı işgal etmek için bahane arıyordu. Bizler Latin Amerikalıyız, yaşam tarzımız, hayallerimiz, sorunlarımız birbirine benzer. Ve pek tabii kültürümüz birbirine benzer. Bence biz Latin Amerikalıların büyük bir bölümü de durumu böyle görür. Dolayısıyla bu çok önemliydi. Bizi bundan, bu özden uzaklaştırmaya çalışmak bizi yok etmeye yönelik bir çabadır. İşte bu mektubun amacı bunları söylemekti. Tabi Kübalılara, kendi halkına yazılmış bir veda mektubuydu aynı zamanda. Kübalılar onun halkıydı sonuçta. Ve bir de dostu Fidel’e. Fidel de arkadaşıydı çünkü. Tarihte rol oynamaya devam edecekti Fidel. Çok harika güzel yazılmış bir mektup bu. Tüm dünya için siyasi, tarihi ve edebi değeri olan bir mektup.

Che’nin eşi, sizin anneniz Aleida March’ın 26 Temmuz Hareketi ve devrimdeki yeri ve rolünü biraz anlatır mısınız?

Annem hareketin merkez bölge kurucularından biriydi. Ana kurucu değil ama kuruculardan biriydi. Başlarda illegal çalıştı. Ama daha sonra açığa çıktı. Hareket ondan talep etti ve o da dağa geçti. Dağda Che ile tanışıyor. Birlikte çalışmaya başlıyorlar. Annem Las Villas’ta, Escambray Dağları’nda çatışıyor..

FARC Lideri Timochenko ile Kolombiya Devlet Başkanı Santos arasında 27 Eylül 2016’da barış anlaşması imzalandı. Bu Latin Amerika için ne anlam ifade ediyor?

Kendi adıma konuşabilirim. Ben işleri böyle görüyorum. Kolombiya’da diyalogu, konuşmaları mümkün kılan koşullar vardı. Konuştular ve bu barışa kadar götürüldü. Pozitif olarak değerlendiriyorum. Tarafların ideolojik farklılıklarının ötesinde çok olumlu bir gelişme olarak görüyorum bunu. Bu ülke, bu halk on yıllardır savaşı yaşıyordu. Şimdilerde inşa edilmeye çalışan şey, yani devrimci güçlerin demokratik bir biçimde siyasete katılabilmesi içindir. Olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Bu nereye kadar bir çözüm olabilir bilmiyorum, fakat olan şey pozitif bir gelişmedir. Kolombiya’daki bu ve diğer devrimci hareketler savaşı seçtiler çünkü siyasi liderleri her zaman katledildi. Öldürülen Kolombiyalı devrimci liderlerin sayısı binlerle ölçülüyor. Demokratik siyaset yapma olanağından yoksundular. Silaha bu yüzden başvurdular.

Tıp sırrı

Basın toplantısı sırasında ise sağlıkta dünya için önemli bir yere geldiklerini söyleyince, bu noktaya tırmanışı ABD’nin sağlık ilaç vb ambargosunun mu kamçıladığını sormuştum.  Şu cevabı verdi: “Devrimden sonra ilk yapılan şey okuryazarlığı artırmaktı. Bundan sonraki tüm başarılara imza atan güçler bu şekilde, okuyarak başladı. Devrim döneminde Küba’da 6 bin doktor bile yoktu. Ve nüfusumuz 6 milyon civarındaydı. Amerika bunu görerek bu eğitilmiş insanların Küba’dan çıkması için elinden geleni yaptı. 3 bin doktorumuz yurtdışına gitti. Sadece doktorlar değil mühendisler ve bütün profesyonel insanlarımıza da oldu. Ülkede kalan güçlerle, Latin Amerikalı kardeşlerimizle, eski Sovyet kardeşlerimizle birlikte yeniden ülkeyi inşa etmeye başladık. Okullar ve üniversiteler açıldı. Mesela şu anda dünya Sağlık Örgütü’nden çok  fazla gönüllü doktorumuz var..”

Camilo Guevara March

Camilo, Arjantin’in Rosario kentinden Küba dağlarına uzanan, Küba Devrimi sonrası Kongo ve Bolivya devrimci dalgayı yükseltmek için kavgasını veren Che Guevara ile Aleida March’ın oğlu. Ailenin 5 çocuğundan biri olan Camilo, 1962 yılında Havana’da doğdu. Küba Devrim’inin Fidel, Che, Raul ile beraber en önemli dört isimden biri olan ve devrimden 10 ay sonra Ekim 1959’da bir uçak kazasında yaşamını yitiren Camilo Cienfuegos’un adı verildi kendisine. Camilo babasını devrim mücadelesinde Bolivya’da ABD-CIA destekli operasyonda kaybettiğinde 5 yaşındaydı. Hukuk okuyup avukat olan Camilo, fotoğrafçılığa yöneldi. Avusturya, Arjantin, Dominik Cumhuriyeti, Küba ve İtalya gibi yerlerde kişisel sergiler açtı. Camilo yıllarını aynı zamanda Havana’da Che Merkezi’ne verdi ve yöneticilerinden biri oldu.

* Çeviri için Ela Berk’e ve Doğan Güzel’e teşekkürler…