Haber AnalizKadın

Kadınlar ‘Sığınaksız bir dünya’ için bir aradaydı


 

19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı, 15-17 Ekim tarihlerinde “Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Yerel Yönetim Yaklaşımları, Kadın Örgütleri İle İşbirliği İmkânları” başlığıyla Adana Kadın Da(ya)nışma ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM) ev sahipliğinde gerçekleşti.

“Sığınaksız Bir Dünya” sloganıyla Adana’da gerçekleştirilen kurultaya, Türkiye ve Kürdistan’ın birçok ilinden 21 bileşenin yanı sıra çok sayıda kadın örgütü katıldı.

Peki, farklı illerden, farklı yaşam pratikleriyle bir araya gelen kadınlar, bu 3 günlük süre zarfında neler tartıştılar, neler ön plana çıktı, temaslarda neler yaşandı?

Öncelikle şunu söylemek gerekir; deneyimler, yaşanan sorunlar ve söylemler farklılık gösterse de kadınlar, “kadın” ve “kadın sorunu” noktasında ortaklaştı. Ortaklaşmaların yanı sıra ayrıştıkları noktalarda göz ardı edilemeyecek kadar önem arz ediyordu. Zira farklı etnik kökenlerde olan kadınların kendilerini etnik kimlikleriyle ifade ediyor olmaları tartışmaların çıkış noktası oldu. İlk gün gerçekleştirilen “CEDAW, Sürdürebilir Kalkınma Hedefleri ve Sivil Toplumun Katılımı: 2016 Deneyimleri” başlıklı forumda CEDAW raporunda yer verilen, çatışma sürecinin sona ermesinin ardından Kürt kadınlarının karşı karşıya kaldıkları şiddet ve ayrımcılıktan söz edildi. Tabi bunun üzerine “Kürt kadını nasıl bir ayrımcılığa uğruyor?” sorusu kaçınılmaz oldu. Bu soruyla birlikte kurultayda yer alan Kürt kadınlarının Kürdistan’da yaşanan savaş sürecini dile getirmelerinin ardından gerilim arttı.

Yaşanan gerilimin öncelikli nedeni; kuşkusuz yaşanan savaş süreciydi. İkincisi ise; yüzyıllardır süre gelen bir kabullenmeme halinin; her yerde her fırsatta dışa vurmuş haliydi. Toplum psikolojisinin siyasi sürece göre şekillendiği durumu da bir yerde tutularak; belki şu söylenebilir: Önemli olan soru muydu, yoksa soruya karşı çoğunluğun verdiği tepki miydi? Elbette çoğunluğun verdiği tepkiydi. Baskıların arşa çıktığı, korku psikolojisinin neredeyse nefes bile aldırmadığı bir atmosferde, tepkilere gelen yanıt “insanların kendini ifade etme biçimlerine müdahale edilemeyeceği.” Bu yanıt tek başına demokratik bir yaklaşım değil, aynı zamanda kadın bakış açısıydı. Zira özellikle savaş sürecinde kadına yönelik kıyıcı politikalar bu denli yükselişteyken sorunun nedenlerinden ve çözümünden uzaklaşmamak gerekiyordu. Fakat buna rağmen tartışmalar kaçınılmazdı. Atölyelerde özellikle yerel yönetimler atölyesinde gerilim ortamı yeniden cereyan etti. Tepkiler genel atmosferde belirleyici olmadığı gibi çok anlamlı olduğu da söylenemez. En nihayetinde önemli olan çoğunluğun sesi ve kadınların birbirlerini duymuş olmalarıydı. Belli kavramlar tartışma yaratmıştı fakat kadın mücadelesinin eşbaşkanlık sistemine varan süreci ve bunun kadına dönük yansımaları bütün kadınların ayrışmaksızın takdirini kazanmıştı. Kayyumlar ile kadının yükselen mücadelesine darbe yapılması da bütün kadınların karşısında durduğu bir diğer önemli noktaydı. Tabi ki, kayyumlara karşı verilecek mücadelede tüm kadınların öne süreceği yol haritası aynı olmayacaktı. Bu da yine farklı bakış açısının bir sonucuydu. Fakat bir noktanın tekrar altını çizmek gerekiyor. Tartışmaların belki kısa vadede değil ama uzun vadede ön açıcı olacağı kesin. Kadınların birbirlerine dokunuşlarının yansıması elbet bir gün en üst perdede kadın mücadelesinde karşılık bulacak.

Toparlayacak olursak; 19. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı, ele aldığı konu başlığı itibariyle de, yerel yönetimlerin önemine vurgu yaparak, kadın mücadelesinde yatay örgütlenmenin önemli olduğuna dikkat çekti. Bu nedenle de yerelde kazanılmış hakların gaspına karşı mücadele edilmesi gerektiği noktasında ortaklaşıldı. Tartışmaların sonucunda ortak paydada buluşan kadınlara bize de “Yaşansın kadın dayanışması” demek.

Ruken TUNCEL