Haber Analiz

Musul harekatı ve bileşenleri


Suriye sahası yine hararetlendi. IŞİD, ekimde İdlib-Atme’de ve Ezaz’da onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırılar yaptı, bazı yerleşimleri geri aldı. Ahraru-u Şam, Cund-ul Aksa’ya Atme saldırısında IŞİD’e yardım ettiği gerekçesiyle operasyon yapınca iç çatışma yaşandı. Ardından Cund-ul Aksa, Fetih-el Şam Cephesi’ne (El Nusra) katıldı. Cerablus içinde de krizler, çatışmalar ortaya çıktı. AKP yönetiminin bagajındaki fahiş mezhepçilik ve etnisiteye dayalı siyaseti dayatmasının sonucuydu olanlar. Artık Suriye’de, Sünni Arap, Nusayri-Alevi Arap, Kürt, Dürzi otonom bölgeleri oluştuğunun, geri dönülemeyeceğinin anlaşılmasıyla Türkiye, beşinci otonom bölge, yani Türkmen bölgesi oluşturmaya kodlanmıştı. Bunun varyantları, Türkmen gruplarla Arap gruplar arasındaki çatışmaların katmerlenmesi olacaktır. Yine IŞİD’e ve diğer başat güçler El Nusra ve Ahrar’u Şam’a yarayacak.

Fırat Kalkanı Harekatı sırasında Cerablus çevresindeki yerleşimlerde geçerek pusulanan IŞİD’liler (Fırat Kalkanı öncesi ve harekat sırasında Türkiye ile anlaşıp ÖSO gruplarına katılan IŞİD’lilerin dışındakiler) ile Türkiye arası kapışma da artacaktır. Türkiye, bazı ülkelerin desteğiyle gruplar arasında çimento rolü oynamak için bu grupları Rojava bileşenlerine yöneltmeyi deneyecektir. Çünkü kimi gruplar İslami-mezhebi, kimi gruplar etnik, kimi gruplar jeopolitik gerekçelerle Kürtleri düşman olarak görüyor. Musul’dan Akdeniz’e kadar olan alandan Kürtleri sürmek istiyor.

Musul stratejisi ve Ezidilere tehdit

Lakin Kürtlerin çağı kavileştiğinden dolayı, ABD liderliğindeki 67 ülkeli koalisyon ve İran; Türkiye’yi, bölge için kırılma noktalarından biri olacak olan Musul’a almayacak. Çünkü stratejileri bulandıracağı, kaosu artıracağı düşünülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Irak’ta Irak’ın birliği beraberliği için koalisyon güçleri içerisinde yerimizi almakta kararlıyız. Koalisyon güçleri eğer Türkiye’yi istemiyorlarsa B planımız devreye girer. O da olmuyorsa C planımız devreye girer” , (AA/14 Ekim 2016); Ezidileri tehdit edip “Şimdi Irak’ta yanlış işlerin içine giriyorlar. Onları buradan uyarıyorum, yanlış işlerin içine girmeyin” (Gazeteduvar/15 Ekim 2016) dese de saf dışı kalacak. (İşte tam da bu gibi nedenlerle alınmayacak. Kritik virajlarda olduğu gibi gerçek yüz gösterildi ve Ermenilere yönelik soykırım, IŞİD’in Ezidilere yaptığı soykırım hatılatıldı Ezidilere.)

Türkiye’nin vaatleri, tavizleri, tehditlerine rağmen Şengal’de Ezidi güç YBŞ ile Rojava gücü YPG, Rojava federatif gücü HSD ile Musul’u kurtarma harekatı için koordinasyon kurulacak. Yani YBŞ, YPG, HSD de Musul harekatının bileşenleri arasında olacak.

Çünkü biraz coğrafya, biraz harita biraz jeopolitik dalgalanmaları okumasını bilen bunu anlar. İnançsal ve etnik olarak Asuri-Süryani, Ezidi, Ermeni, Katolik, Yahudi, Rum, Protestan, Keldani, Yakubi, Maruni, Kürt, Arap, Türkmenlerin (Şii ve Sünni)  yaşadığı Musul’a kurtarma operasyonu start aldığında, göç edecek sivillerin geçeceği, yine kaçacak IŞİD’lilerin yöneleceği yerlerden biri Şengal Dağı, Cezaa, Rabia, Heseke, Til Koçer, Hol, Şeddade gibi Rojava kentleri olacak. Koordinasyon kurulmadan bunun takibi nasıl yapılacak. Sünniler adına ise Haşdi Vatani (Ekim 2016 ilk haftası adını Ninova Bekçileri olarak değiştirdi) olacak. Güven kırılması yaşandığındna Wasgington’un Musul ile paralel başlatmayı hesapladığı Rakka harekatı ise 2016’da yapılamaz.

Dabık, Bab ve Mahabad yanılsaması

Kırılma noktalarından biri de Halep’in kuzeydoğusuna düşen Bab hatı. Bab’a gitmek için IŞİD’in kutsal saydığı Ezaz ile Mare arasındaki Dabık’a Osmanlı’dan 500 yıl sonra TSK-ÖSO operasyon yaptı. (15 Ekim 2016) Bu Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, IŞİD karşıtı koalisyonun Genelkurmay Başkanları toplantısı için ABD’de bulunduğu sırada oldu. ABD, Musul’a sokmayacağı Türkiye’nin ağzına bir parmak bal sürmesine izin vermişti. (B Panı Dabık ve Bab görünüyor. C Planı ise Erdoğan’ın tehdit ettiği Ezidileri yani Şengal’i bombalamak mı?)  Halep Havaalanı’nın doğusunda Bab’ın güneyinde Deyr Hafir yakınındaki Küveyris (Kweiris) Hava Üssü de Bab’ın önemini artırıyor. Bab ve Halep hattındaki Selefi hegemonyası ilk fırsatta tehcir ve soykırıma başvurur. Bu hattan Körfez petrol-gazının taşınması da birçok aktörün işine gelmez. Bab’ı manivela yapacak cihadist ilerleyişi İsrail güvenliği de tehlikeye atar. Yani ABD, Rusya ve İrna ile yeni krizler kapıda.

Sonuçta ÖSO, Bab’a hamle yapsa da kalıcı olamaz, Arima-Qabbasin-Bab-Mare-Til Rifat çevresinden kantonların birleşmesi önlenemez. Til Koçer’den Semalka’dan Efrin’e kesintisiz hat kaçınılmaz sonuç. Çünkü Kürtler II. Dünya Savaşı sonrası Mahabad Cumhuriyeti’nin başına gelenlerden ciddi sonuçlar çıkardıklarını gösterdi. YPG ve PYD’nin yolu açık. Çünkü ilişkileri; ABD ve Rusya ile ilişkisi gibi, II. Dünya Savaşı sonlarında ABD Başkanları Franklin Roosevelt, Harry Truman; Birleşik Krallık Başbakanları Winston Churchill, Clement Attlee blokuyla SSCB-Josef Stalin arasındaki ilişki gibi. Yani, kimi ülkeler ile NATO arasındaki bağımlılık ilişkisi gibi değil. Dolayısıyla son kertede İsrail, Rusya, ABD ve İran; Rojava Federasyonu’nu Vietnam, Küba Domuzlar Körfezi, Nikaragua, Güney Afrika zaferlerinin kaçınılmazlığında olduğu gibi kabullenmek zorunda kalacak. Aksini düşünen bir daha tarih aynasında Vietnam’a elindeki devasa uçak ve her türlü silahları denediği halde ABD’lilerin CIA binası çatısında helikopterle kaçışlarının fotoğraflarına, Osmanlı’nın Balkan bozgunlarına bakabilir.

Özgür KUZEYADA